------- KOLEKTİVİZM ------- Ortaklaşacalık Karmaşası 23.11.2018 1525 Kez Okundu

Kolektif toplum düzeni uygulamasında bireysel beyin/ akıl diye birşey yoktur, bireysel beyin İkincil önem taşıyan bir şeydir.  Akıl birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. Toplumun bütünü bireylerin herbirinden çok daha önemlidir. O yüzden toplumun hakları ve ahengi için bireyler haklarını/yaşamlarını/ özel mülkiyet/ girişimcilik özgürlüklerini feda etmelidir. Bireyin hakları diye birşey de yoktur.

Kolektivizm bireyin özgürlüğünü ortadan kaldıracak şekilde, kolektif, yani ortak iradeye bireyin iradesinin tamamen teslimi ve bireyin bütün becerilerinin sözde müşterek olanın hizmetine sunulması anlamına gelir. 

Üretim araçlarına toplumun sahip olması gerektiğini ileri süren ve bu amaçla üretim araçları alanında özel mülkiyetin ve devletin mülkiyetinin tasfiye edilmesini savunan ve ilk kez kendisini kolektivist anarşist olarak tanımlayan Mikhail Bakunin tarafından ortaya atılan teori de diyebiliriz. Üretim ve dağıtım üzerinde kolektif denetimi savunan ve yalnız fabrika, maden ocağı, tarla gibi üretim araçlarından özel mülkiyeti kaldırmayı, bireye hiçbir kişisel hak tanımayan ve birey karşısında toplumsal bütünün önceliğini özellikle vurgulayan toplumsal düzendir. Üreticilerin kurdukları birlik ve derneklerin, toplumsal meseleleri çözmek konusunda yetersiz olduğunu fark eden sosyalistler, ilk kolektivistler olarak ortaya çıktılar. Kolektivist düzende, özel kişilerin kullanabileceği tüketim mallarının bölüşümü, sağlanmış emeğin nicelik ve niteliğine göre, emekçiler arasında gerçekleştirilmesi gereken bir bölüşümdür; çünkü, bireyin iş gücü ve fikri birikimi her çeşit bölüşümün temeli olarak kabul edilmelidir.

Marsilya’da toplanan (1879) işçi kongresinde, «herkese verilen; topluma geri dönmesi gereken ve yine bu toplum tarafından başkasına devredilmez hale getirilen toprağın, toprak altının, iş aletlerinin ve ilkel maddelerin kolektifleştirilmesi gerektiği» ileri sürüldü. Bireysel emeklerin ürünlerinin toplumun malı olduğu vurgulandı.

 1896’da yapılan Birinci Sosyalist Enternasyonel’in Basel Kongresi ’nden bu yana Avrupa’da ve özellikle 1880’ler’den bugüne değin İngiltere’de yaygın bir şekilde kullanıldı. Yani kolektivizmle birey herşeyi ile tamamen toplumun malı haline getirilmek isteniyor, sosyalizm ya da komünizmin otoriter olmayan bir türünü oluşturarak işbirliği içinde üretici ve tüketicilerden oluşan yeni bir toplum düzeni düşünülüyordu. Üretim ve mübadele araçlarının kolektifleştirilmesi, kapitalistlerin artık değerini ortadan kaldırarak, her emekçiye, “emeğinin tam ürününü” elde etme imkanını sağlayacaktı. 

Eşitlik, paylaşma ve dayanışmayı vurgulayan “Yatay” kolektivizm ile yetkililerin otoriter iradesine fedakarca teslim olunmasına vurgu yapan “dikey” kolektivizm karmaşası ortaya çıktı. İkisi arasındaki temel fark eşitlik konusundaydı. Yatay kolektivizmde tüm insanlar özde eşit kabul edilirken dikey kolektivizmde eşitsizlik sözkonusuydu. 

Dolayısıyla Dünya’da tek örneği Stalin zamanında devlet için kolektivizm adı altında uygulanış biçimidir ki insanlar önceden yakın dost ve arkadaş iken onları nasıl devlet için çalışan ajanlara dönüştürdüğünü, çalışanların günde 18 saat çalıştırıldığı, aç bırakıldığı, kadınların hiçbir tacize ve tecavüze ses çıkaramadıklarını, erkeklerin ise ülkenin sözde geleceği adına köle gibi çalıştırıldıklarını, gerektiğinde de kurşuna dizildiklerini öğreniriz. 

Kolektivizmin gerçek anlamda istikrarla uygulanması imkansızdır. Toplumsal ve özellikle ekonomik düzenlemeler konusunda kapsamlı merkezi siyasal gücün kontrolü altında adaletli bir şekilde üretim araçlarının paylaşımı nasıl sağlanacaktır, bu konuda hiçbir tanımlama, prensip ortaya konulamamıştır. Özel mülkiyet edinme özgürlüğünün olmaması toplumu doğal olarak köreltecektir ve rekabetçi girişimciliğe set vuracaktır.

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !