1945 - 1950 Çok Partili Sisteme Geçiş 13.12.2018 16953 Kez Okundu


 

 

 

 

 

KÖPRÜLÜ, KORALTAN VE MENDERES

Muhaliflerden ikincisi Refik Koraltan da Atatürk´ün samimi arkadaşlarındandı. Atatürk güvendiği adam olarak Refik Koraltan’ı İstiklal Mahkemelerinde görevlendirmiş ve önem verdiği birçok ile de Vali yapmıştı. Yine rivayete göre samimiyetleri o kadar ileriydi ki, özel toplantılarda birkaç defa Atatürk ve Koraltan güreşe tutuşmuşlar, şakalaşmışlardı.

Üçüncü Muhalif Prof. Köprülü, bir ilim adamıydı. Milletvekilleri arasında kendi bildiğini okuyan, dik kafalı bir adam olarak tanınmıştı. Atatürk’ün sadece bilim adamı olması dolayısıyla kendisini takdir ettiği ve bundan dolayı milletvekili yaptığı biliniyordu. Dördüncü Muhalif Adnan Menderes, içlerinde en genç olanıydı. Henüz kırk beş yaşındaydı ve Mecliste normal vazifelerden başka önemli işler görmemişti Kendisini henüz otuz yaşında iken Atatürk´ün pek takdir ederek Meclise aldığı ve «bu çocuğa dikkat edin, zeki ve akıllıdır.  Kendisinden ileride istifade olunacaktır» dediği söylenmiştir. İsmet Paşaya göre, bu 4 muhalif tarafından kurulacak herhangi bir partinin büyük bir başarı gösteremeyeceği, gösterse bile kendisi tarafından daima mağlup edilebileceği hesaplanıyordu. Bundan dolayı yeni bir parti meydana gelecekse kurucularının bunlar olmasını bizzat arzulamaktaydı. Çünkü İsmet Paşa kuvvetli bir muhalefet partisi kurulmasını samimi olarak arzu ediyordu. Ancak muhalif partinin ne kadar kuvvetli olursa olsun, iktidara gelmemesi de şarttı. Yani muhalif parti, hem kuvvetli olacak, hem de iktidara gelemeyecekti.

MİLLİ KALKINMA PARTİSİ

Bu anlayış ve bu hava içinde dörtlü takrir sahiplerinin bir parti kurmalarını hemen herkes teşvik etmekteydi. Ciddi bir ikinci parti ancak Celal Bayar eliyle kurulabilirdi. Vakıa daha önce Nuri Demirağ tarafından «Milli Kalkınma Partisi” adında siyasi bir parti kurulmuş, fakat kurucularının milletvekili olmayışları, memleket çapında şöhrete erişememiş bulunmaları, bu partiye karşı gereken ilgi ve rağbet toplayamamıştı.  8 Temmuz. 1945 tarihinde faaliyete gecen Milli Kalkınma Partisi CHP’nin karşısına çıkan ilk muhalefet partisiydi. İlk anda bu partiye karşı halk tarafından ilgi ve rağbet gösterilmiş, fakat parti liderlerinin kifayetsiz oluşu bu ilgiyi hemen dağıtmış ve gevşetmişti.

 

 

Milli Kalkınma Partisinin kurulması, memlekette artık ikinci bir parti kurulabilir fikrini vermesi bakımından önemliydi. Basın da bundan cesaret almış ve eleştiriler yapılmaya, hükümet hakkında hafif de olsa olumsuz yazılar çıkmaya başlamıştı. Matbuattaki bu gelişme yabancıların da gözünden kaçmıyordu. Nitekim 15 Temmuz tarihli Londra’da yayınlanan SPECTATOR gazetesi, basın üzerindeki baskıların kalkmakta olduğunu, tehditlerin gevşediğini, hükümetin meclis müzakereleri zabıtlarının tam metninin basılmasına izin verdiğini yazmakta ve makalesini şu cümlelerle bitirmekteydi: «Bu eleştiriler şiddetinde, parti sisteminin tohumları görülmektedir.» Kim ne derse desin şu bir gerçektir ki. Türkiye’de çok partili yaşamın doğmasında Ahmet Emin Yalman´ın da büyük hizmetleri olmuş tur. Türk basınında ilk muhalefet bayrağını VATAN Gazetesinde Ahmet Emin Yalman açmış ve serbest eleştiri fikrini, çok partili yaşamın gerekliliğini topluma devamlı olarak telkinlerde bulunmuştur. Sözgelimi 18 Temmuz 1945 tarihli başmakalesinde: « — Dünyanın bugünkü ahvali karşısında, siyasi hayatımıza alt serbest tenkit ve tahlillere girişmenin tam zamanıdır.» demekte. 24 Temmuz 1945 tarihli yazısında da: « — En sağlam ve verimli birlik: usul ve içtihat bakımından birbirlerinden ayrılanların, müşterek bir milli hedefte birleşmeleri suretiyle kurulur, Tek partinin yaratacağı birlik, yüzeysel ve geçicidir. Eğer İngiltere’de, partilerde gönül hoşluğuna dayanır bir mili birlik bulunmasaydı, savaşlara rağmen serbest eleştiri devam etmeseydi, milli birlik bir diktatörlük tarafından zorla temin olunsaydı İngiltere’nin sırtı çoktan yere gelmiş bulunacaktı.» Sözleriyle o zamanın şartları içinde söylenmesi ve konuşulması cidden pek tehlikeli kelimeleri telâffuz etmek cesaretini göstermekteydi. Bir başka yazısında da şu cümlelerini görüyoruz: «— Bekamızı, sağlamak. gelişmemizi hızlandırmak, yaşantımızın seviyesini yükseltmek için yeni usullere baş vurmamıza, yeni yollardan gitmemize gereksinim vardır. Bir tek partinin bunun için gerekli olan irade ve enerjiyi temin edemediğini, muhafazakârlığın, ifrat hareketlerin, kişisel çıkarlara ve ihtiraslara ait endişelerin hızı kırdığını ve yolları kestiğini deneyimlerimizle görmekteyiz. Millette kanaat uyandırmak, ileri hareketlerin muhtaç olduğu sevk ve ilgiyi temin etmek için serbest tartışmaya tesirle murakabeye karşılıklı saygı ve sevgiye dayanır neviden birçok partili hayata ihtiyaç vardır.»

YABANCILARIN TAVSİYELERİ

Bu arada çok partili hayata girmemizi isteyen yabancı dostlarımız da eksik bulunmuyordu. Bunlardan, uzun süre Türkiye’de bulunmuş olan Prof. Rudolf Nissen, New York’ta verdiği bir beyanatta Türkiye için şunları söylüyordu: « — Merkezi ve garbi Avrupa harabe halindedir. Medeniyet ve kültür ilk hareket noktası olan Şarka dönmek istidadını gösteriyor. Hele Türkiye umulmaz fırsatlar karşısındadır. Eğer Türkiye’de ilerlemenin gerektirdiği geniş, rahat ve özgür hava yaratılabilirse, büyük fırsat ve imkanlara kavuşacağı kesindir.»

 

 RAUF ORBAY´İN SÖZLERİ

Eski Başbakanlardan Rauf Orbay´da kendisi ile görüşme talep eden bir gazeteciye, dünyanın bugünkü gidişatı karşısında Türkiye’de özgürlüklere ve vatandaş haklarına izin verilmesi zamanının gelmiş bulunduğunu ifade ederek sözlerini şu cümlelerle bitiriyordu: «— Millete önem gösterildikçe ve haklarına saygı duyuldukça mesele ne kadar zor, zaman ne kadar manidar olursa olsun, sebepleri ve amilleri meclise arz edilince, her seferindeki karar akla uygun olur ve her zorluğu halleder şekilde tecelli eder. Türk milleti rüştünü kanıtlamıştır. Dünyanın herhangi uygarlaşmış ülkesinde olduğu gibi, geleceğini yönetmeye yeterlidir: Halkla uzun temasların bende bıraktığı kanaate göre, millet arzu ettiği özgürlüklere lâyıktır.» Bu olayların meydana geldiği ülkelerde basın özgürlüğüne doğru ilk adımların atıldığı esnada Amerika’nın San Francisco şehrinde Birleşmiş Milletler teşkilatının kuruluşunda bulunan Türk heyeti ve Türk gazetecileri yurda henüz dönmüş bulunuyorlardı. Özellikle Ahmet Emin Yalman´ın bu seyahatte hürriyet esasına göre kurulmakta bulunan yeni bir dünya düzeninin oldukça etkileri altında kaldığı görülmektedir.

II. DÜNYA SAVAŞI SONA ERİYOR

14 Ağustos. 1945 tarihinde Amerika’nın ilk defa olarak atom bombasını kullanması suretiyle Japonya teslim olmuş ve ikinci Dünya Savaşı fiilen sona ermişti. Japonya’nın tesliminden bir gün sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde Birleşmiş Milletler anayasasını kabul etmek üzere toplantı yapılmıştı. Dışişleri Bakanı ve maiyetindeki heyetin San Francisco’da onaylayıp ve imza ettiği bu anlaşma usulen Türkiye Büyük Millet Meclisinde de onaylanacaktı. 15 Ağustosta yapılan Meclis müzakerelerinde Birleşmiş Milletler anayasası aynen kabul edildi ve onaylandı. Bu bağlamda konuşmacılar şunları söylediler:

Adnan Menderes:

« Çok uzun yıllardan beri Türk inkılabının teveccüh ettiği amaçlara tamamen uygun ve mutabık düşen Birleşmiş Milletler Anayasasına katılımımızı, iç rahatlığıyla, sevinç ve güvenle tasdik edebiliriz.

Cevdet Kerim İncedayı:

« — Ümit ederim ki, bu antlaşma Cenevre’deki Milletler Cemiyeti misakının akıbetine uğramasın.»

Hikmet Bayur;

«— Bütün milletler gibi biz de bu anlaşmaya sarılmalıyız.»

Recep Peker; «— Eser büyüktür. Amerika’ya derin teşekkür borçluyuz.»

 

Dışişleri Bakanı Hasan Saka: « — Bu antlaşmayı tasdik etmekle çok iyi bir iş yaptığınıza inanıyorum. Buna tam güvenim vardır. San Francisco’ya gönderdiğiniz murahhas heyetiniz, görevini tam olarak yapmıştır.»

FALİH RIFKI´NIN BALTALAYICI HAREKETLERİ

Memlekette tam bir demokrasi havasının uyanmakta olması.. Ulus gazetesinin başyazarını memnun bırakmamıştı. Memlekette fikir ye söz hürriyetine yer verilmesini doğru görmeyen, eski sistemde devamı arzulayan bu yazılar halk arasında tepkilere sebep oluyordu. Ulus, Halk Partisinin resmi organıydı. Bundan dolayı Ulusta bu şekilde yazılar çıkması, demokrasiye hasret kalmış bulunan milletin ümitlerini kırmaktaydı. Falih Rıfkı’ya, İnönü’nün pek yakın arkadaşı olması ve hükümet sözcüsü bir gazetenin başyazarlığını yapması dolayısıyla kimse yanıt veremiyordu. Nihayet 25 Ağustos. 1945 tarihli VATAN Gazetesinde Prof. Fuat Köprülü. «Açık konuşalım» başlıklı bir yazı ile şu yanıtı verdi:

« Ulusta Falih Rıfkı, ilk üç makalesiyle gizli ve açık, tehditler, küfürler ve alaylarla bir terör havası yaratmak isteyen yazılar yazdı. Yalnız partiyi ve hükümeti değil, adeta bütün Türk milletini temsil etmek iddiasında bulunan muharrir, çok yüksek ve salahiyetli eda ile konuşuyor. Millet ne istiyor? Yeni partiler kurulabilir mi, kurulamaz mı? Öyle hissediliyor ki, muharrir bunları kendi salâhiyetinde görüyor.

Gerçekten beş gün ardı ardına çıkan ve tek parti hakimiyetini savunan bu yazılar o kadar tezatlarla doludur ki. bunun bir tahlilini yapmak mümkün olamıyor.» Falih Rıfkı’nın bu yazılara da yanıt vermesi üzerine 30 Ağustos ta Ahmet Emin Yalman. başmakalesinde:

« — Zaman çok nazik ve kıymetlidir. Tereddüt içinde israf edilmemelidir. Memlekette parti hayatı kurulacaksa, tolerans, karşılıklı sevgi ve saygı temeli üzerinde yürünmesini temin edecek hazırlıklara bir an evvel girişilmesi gereklidir» demektedir,

Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu da Ulusta tarizlerde bulunan şu cümleleri kaleme alıyordu; « Halkın hürriyeti olmadı mı, kabuğuna çekilmeyi tercih eder: Biz de bu kabuğuna çekilen halka: «iyisin iyisin, rahatsın rahatsın» diye bağıran insanlar haline gireriz. Bugün halk bu halde, biz de bu haldeyiz. Kendimizi bu halden ayırmaya ve halkı. kabuğundan çıkarmaya çalışmalıyız.»

FALİH RIFKI´NIN HAKARET EDEN SÖZLERİ

Falih Rıfkı’nın Ahmet Emin ve VATAN gazetesi aleyhindeki şiddetli neşriyatı üzerine VATAN gazetesi de 2 Eylül 1945 tarihli nüshasında Falih Rıfkı hakkında iki önemli belge neşrediyor. Hakaret dolu bu yazıların ´Mili´ mücadele yıllarına tesadüf etmesi de, Vatan okuyucuları arasında hayretle karşılanıyor. Fatih Rıfkı’nın DERGÂH Dergisinde 20 Haziran 1337 ve 213 Ağustos 1337 tarihlerinde kendi imzasıyla yayınlanan bu yazıların afişe edilmesi üzerine Halk Partisinin resmi sözcüsü büsbütün küplere binerek hürriyetperverler aleyhine şiddetli yazılarına devam ediyor.

Eğer Halk Partisi o zaman bu mütecaviz başyazarını biraz frenlemiş bulunsaydı, herhalde Türkiye’deki demokrasi inkılâbı bu kadar güçlüklere uğramazdı. Yeni bir devre girerken müsamaha ve toleransın iktidar partisinden gelmesi icap ederken, bu sükûneti karşı taraf göstermek zorunda kalıyordu.

YENİ BİR İTHAM

6 Eylül tarihli VATAN Gazetesinde Ord. Prof. Fuat Köprülü imzasıyla ve «Yalancının Mumu» başlığı altında şu makale yayınlandı.

«— Otuz dört, otuz beş yıl önce ilk şiirlerini tashih ederek (SERVETİFÜNUN) dergisinde yayınladığım, böylece basın alemine soktuğum Falih Rıfkı, gazeteci yamağı sıfatıyla Tanin´e intisap edince, ilk işi benim aleyhimde imzasız birkaç şey yazmak oldu. Ve evvelce bana yolladığı deste deste mektuplarında daima tekrarlamış olduğu Şükran borcunu bu suretle ödemiş oldu. Dördüncü ordu kumandanı Cemal Paşaya sığınarak, belki bir kurşun sesi duymadan geçirdiği birinci dünya savaşı sonunda, Akşam Gazetesinde, eski efendisinin aleyhine yazılar yazmak suretiyle ona karşı olan maddi ve manevi Şükran borçlarını da ödemiş oldu! Bu adamın, kendisine benzemeyenleri karaktersiz saymakta yerden göğe kadar hakkı vardır! Tesadüfen günün bir cilvesi olarak karakterden, ahlaktan bahseden küfürbaz yazıcı, varsın şahsiyet yolunda küfürlerine devam etsin. Biz bu yolun hayırlı bir yol olmadığı kanaatindeyiz.»

Ord. Prof. Fuat Köprülü, 11-12 Eylül tarihlerinde «Sırça Köşkte oturanlar» başlığı altında yine VATAN Gazetesindeki makalesinde de şunları yazıyordu: « — iktidar mevkiinde bulunan herhangi bir kuvvetin, «Vatan ve Millet sevgisi, şahsi feragat, kudret ve liyakat iyi niyet» gibi bütün manevi ve ahlaki meziyetleri yalnız kendi inhisarına alarak başkalarını bunlardan mahrum, şüpheli insanlar gibi göstermek istemeleri, meşum ve çok tehlikeli bir yoldur. Demokrasi ruhuna tamamıyla aykırıdır. Bu kötü usullerle Türk vatanın temiz havasını bulandırmayalım. Karşılıklı güven ve saygı, serbest tartışmanın başlıca şartıdır.»

Falih Rıfkı ile Halk Partisinin tanınmış, milletvekillerinden Fuat Köprülü arasında geçen yazışma CHP’liler arasında da iyi karşılanmıyor ve bu konuda herkes ittifakla. Falih Rıfkı Atayı haksız görüyordu. Ne var ki, Falih Rıfkı, Milli Şef İsmet İnönü’nün himayesine ve teveccühüne mazhar olmuştu. Bundan dolayı kendisine partililer sataşamıyorlar, ancak gördükleri yerde, Prof. Köprülüye hak verdiklerini ifade ediyorlardı. Nihayet bu tartışmayı kesmek üzere Başbakan Şükrü Saraçoğlu, her ikisi arasında mutavassıt rolü oynayan bir demeç verdi, Bu demeç üzerine CHP’nin Aydın milletvekillerinden Adnan Menderes 13 Eylül 1945 tarihli VATAN Gazetesinde «Başbakanın demeci münasebetiyle» başlığın altında bir makale yayınladı. Bu yazıda şunları ifade ediyordu:

 MENDERES´İN MAKALESİ

« — Cumhuriyet Halk Partisi, hatta milleti ve memleketi tapusunu edinmiş gibi mallanmak meyli: Falih Rıfkı Atay´ı ölçüsüz saldırılarda bulunmaya sürüklemiş ve tabii kendisi de şiddetli mukabelelere maruz kalmıştır. Öteden beri tek taraflı konuşulmaya alışıldığı işin, mukabele gördükçe hırslanan ve hırslandıkça ölçüsünü ve nezahetini kaybeden bu cephe hücumu, beklenen neticeyi vermedikten başka, zararlı olmak istidadını göstermeye başladı. Falih Rıfkı’nın açtığı bu şahsiyat çığırı başbakanın demeciyle kapatılmak istendi. Fikri münakaşalar yapılırken işi şahsiyata dökmek, çekineceğimiz bir hareket olmalıdır. Bu itibarla başbakanın müdahalesini memnunlukla karşılıyoruz.

Bizde demokrasi var mıdır, yok mudur? Sorusunu sorarak konuşmak isteyen Başbakanın sözleri belirgin değildir.

Bütün dünyaca ünlü olan dört özgürlüğün ve siyasi, ekonomik, toplumsal bütün veçheleri ile demokrasinin yurdumuzda yerleşmesinin amaç olduğunu Başbakanın lisanından pürüzsüz ifade olunduğunu işitmek isterdik. Gönül isterdi ki, siyasi olgunluğundan kimsenin şüphesi olmayan Türk Milletine karşı demokratik hak ve özgürlükler konusunda söylenecek sözler, daha açık ve daha kesin olsun.»

16 Eylül 1945 tarihli Vatan´da Mehmet Ali Aybar da (üniformalı ve üniformasız Rejimler) başlığı altında şunları söylüyordu: « — Demokrasiden başka bütün rejimler, tek sesli ve standart kıyafetlidir. Demokrasi, en geri milletlerde bile başarıyla uygulanacak bir rejimdir. Devlet ve Hükümet işlerine, milletin efradı arasında, yalnız bir tek kişinin hürriyet hasreti duyduğu ve nihayet müsavata inanışın da gönüllerden silindiği kanıtlanmadıkça, tek parti rejiminin devamında fayda iddialarının kabulü beklenemez. Çok şükür en gerisinden en ilerisine kadar her millette, düşünen ve duyan insanların sayısı birden fazladır.»

CHP MÜFRİTLERİ´NİN AMAÇLARI

Demokrasi mücadelesi yapan bu fikirler karşısında, CHP’nin resmi organı boş durmuyor, bir taraftan Birleşmiş Milletler anayasasını imzalamış bulunan Türkiye’nin demokratik hava içinde olduğu iddia edilirken, diğer taraftan da çok partili rejimin milletin bünyesine uygun bulunmayacağı tezi savunuluyordu. Ayni zamanda çok partili hayatı isteyen fikir sahiplerine de ateş püskürülüyordu. CHP, de tek parti hâkimiyetini isteyen, bu surette kendi menfaat ve amaçlarını birinci plânda mütalaa eden bu müfritlerin sözcülüğünü yapmak vazifesini de Fahri Rıfkı yerine getirmekteydi. Muhalefet saldırılarını Falih Rıfkı’ya yapmakla beraber onun şahsında kendisinin arkasına siperlenmiş bulunan zihniyete ve şahsiyetlere de eleştirilerde bulunmaktan geri kalmıyorlardı.

FALİH RIFKI’NIN İÇYÜZÜ

Prof. Fuat Köprülü, (Demokrasi ruhu ve demokrasi düşmanları) başlıklı iki yazıda bu müfrit zihniyeti açığa çıkarmaklaydı. Köprülü şöyle diyordu: « — Demokrasi ruhuna kısmen veya tamamıyla aykırı bir takım sevdalı düşüncelerin memleketimize girmiş olduğu, inkâr edilmez bir gerçektir. Son on beş yıllık siyaset ve fikir hayatımızda. faşizm ile Nazizm’in İtalya ve Almanya’da, komünizmin Rusya’da vücuda getirdiği muhteşem ve fakat sadece maddi eserlere hayran olan bir takım sığ görüşlü insanların totaliter prensipleri, yani demokrasi ve özgürlük düşmanlığını nasıl hararetle savunduklarını daima gördük. Okul kitaplarına kadar sokulan bu demokrasi düşmanlığını belirtmek için, partinin resmi muharriri Falih Rıfkı’dan birkaç makaleyi örnek olarak okuyucuların önüne koyacağız.

(Yığın maarifi, bildiğimiz maarif ’ten kuvvetlidir. Bu mütehassıslar Rusya’da iki ders alabilmiş olsalardı yeterliydi: Dersin biri, gelişigüzel lise genci yetiştirmek, değil, belirli bir kadro için belirli insan yetiştirmek, öteki ders yığın telkin etmektir. Falih Rıfkı, yeni Rusya. Sayfa: .90) (Faşizan, bir milleti kuvvetli yapar. Moskova — Roma, S: 86) (Halk çocuğunun anasının kucağından çıkar çıkmaz, yattığı beşik, fırka kucağıdır. Bir cemiyet başka türlü yoğrulamaz. Moskova —Roma. S: 107)

(Demokrasi Edebiyatı: bizi imandan, inkılap müesseselerine ve şiarına bağlanmaktan ve hürmet etmekten, utandırır olmuştur. Yeni Rusya. S: 1181 Bu örneklere daha yüzlercesini, binlercesini eklemek kabildir, yalnız, demokrasiye düşman olduklarını kanıtlamış olan adamlar, bugün yalancı bir demokrasi maskesi takınarak, yeni partiler kurulmasına ve demokrasiye eskiden beri taraftar olduklarını iddiaya kalkışmak hareketinden vazgeçmelidirler. Demokrasi ruhu, kendisine düşman düşünceler taşıyan kanaatlere dahi, saygı duymayı gerektirir.»

Prof Köprülü ve Adnan Menderesin Halk Partisinin ileri gelen eshasından bulunmalarına rağmen, Parti disiplinine uymadan demokrasi lehine devamlı yayın yapmaları ve Türkiye’de, ikinci bir partinin kurulması etrafında açıkça düşüncelerini beyan etmeleri, müfrit CHP illeri için icin kızdırıyordu. Nihayet iş o hale geldi ki, yapılan bu yayına tahammül edemediler.

 

MENDERES VE KÖPRÜLÜ CHP’DEN İHRAÇ EDİLİYOR

21 Eylül. 1945 günü CHP divanı toplandı. Bu iki milletvekilinin hareketlerini gözden geçirdi. Yapılan müzakerelerden sonra şu Tebliğ yayınlandı:

« — C.H. P. Genel Sekreterliğinden bildirilmiştir CHP. Genel Başkanlık divanı 21. Eylül. Cuma günü saat 17’de Genel Başkan Vekili Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun başkanlığında toplanarak, bütün belgeleri gözden geçirdikten sonra, Aydın Milletvekili Adnan Menderes ile Kars milletvekili Fuat Köprülünün karakter ve faaliyetini, CHP’nin hareket ve faaliyetlerine zıt gördüğünden, bu iki milletvekilinin CHP ile olan ilgilerinin kesilmesine oy birliği ile karar vermiş ve bu karar onanmıştır.»

Böylece Menderes ve Köprülünün CHP ile bağları fiilen kesilmişti. Bu iki şahsın partiden ihracı için gösterilen sebep şayanı dikkat bulunuyordu. Bunlar makalelerinde sadece ve sadece memlekette demokrasinin yerleşmesini ve çok partili rejime gidilmesini istiyorlardı. Bunun haricinde tek dilek ve arzuları yoktu. Halk Partisi divanı onların bu görüşünü, zıt telâkki ederek, her ikisini de partisinden ihraç ediyordu. Bunun açık anlamı CHP’nin tıpkı sözcüleri Falih Rıfkı gibi memlekette gerçek bir demokrasinin kurulmasını istememiş olmalarıydı.

Haber, 22 Eylülde gazetelerde yayınlandı. Bu olay ülke genelinde büyük tepki çekti. Çünkü şimdiye kadar Halk Partisinden adam ihraç edildiğine memleket alışmamıştı ve ihracı hakkında Fuat Köprülü şu demeci vermişti:

« — Parti divanı tarafından her zaman olduğu gibi, bu defa da oy birliği ile verilen bu kararı memleketin bugün içinde bulunduğu rejime nazaran pek tabii kabul ettim. İlk kuruluşundan beri mensubu olduğum Cumhuriyet Halk Partisinin yönetim tarzını ıslah ederek partiyi kuvvetlendirmek için Adnan Menderes ve daha iki arkadaşla beraber girişimlerde ve eleştirilerde bulunmuştuk. Hiç anlayamadığım sebeplerle bu tekliflerimiz şiddetle reddedildi. Biz de anayasa ruhunun memlekette tamamıyla hakim olması, yani demokrasinin tecellisi için Meclis müzakerelerinde ve basında düşüncelerimizi yansıtmak gereğini duyduk. Milletvekili olarak görevimi yapmaya demokrasi hakkındaki düşüncelerimi belirtmeye bütün gücümle devam edeceğim.»

Adnan Menderes de ihracı hakkında şu beyanatı vermişti:

« — Dörtlü takrirden sonra son Meclis toplantısında yaptığım konuşmalar ve Vatan Gazetesinde Başbakanın demeci münasebetiyle yazdığım yazılar, daima ayni esastan, demokrasi prensiplerinden mülhemdir. Memleketin yüksek menfaatlerine tamamıyla uygun bulunduğuna inandığım bu yoldaki çalışmalarıma, parti içinde veya parti dışında bulunmaklığım başka.. başka tesirleri haiz olamaz.»

CELAL BAYAR MİLLETVEKİLLİĞİNDEN İSTİFA EDİYOR

Dörtlü takrir sahiplerinden ikisinin partiden ihracı eski Başbakanlardan ve bu takrir sahiplerinden Celal Bayar üzerinde büyük tepki uyandırmıştı. Bayar bu tepkisini nasıl gösterecek diye merak edilmeye başlanmıştı. Bayar’ın kendiliğinden CHP’ sinden istifa edeceği sanılıyordu. Hâlbuki o, CHP’ den istifa etmedi ve daha önemli olarak milletvekilliğinden çekildi. Bayar, iki arkadaşının Parti’den ihracından iki gün sonra T.B.M.M. ne şu mektubu göndermiştir

«Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İzmir Milletvekilliğinden istifa ettiğimi arz eder, bilvesile derin saygılarımı sunarım. Celal Bayar.»

Bayar´ın istifası basında geniş yer buldu. Bir kısım gazeteler demokratik rejim hakkındaki düşüncelerini halk partisine kabul ettiremediği için Bayar´ın politikadan küstüğünü ve İzmir´e çekileceğini yazmakta, bir kasım gazeteler ise, Bayar’ın memlekette demokrasiyi yerleştirmek için meclis dışında faaliyette bulunarak kendi partisi CHP’ye karşı mücadele edeceğini bildirmekteydiler.

 

 KORALTAN´IN DÜŞÜNCELERİ

Dörtlü takrir sahiplerinden üçünün düşüncesi belli olmuştu. Fakat dördüncü takrir sahibi Koraltan’ın ne düşündüğü öğrenilememişti. Koraltan Ankara’da değildi. Nerede olduğu da bilinmiyordu. Nihayet İstanbul’da olduğu anlaşıldı. Koraltan, kendisinden sorulan iki arkadaşının ihracı hakkında şunları söyledi;

« Ben ve diğer arkadaşlarım, Milli Hakimiyet esaslarının ve Parti prensiplerinin güçlenmesine çalışmaktan başka bir şey yapmadık. Prensiplerden ayrılan biz değiliz. İki arkadaş hakkında ihraç kararı verenlerdir. Başbakan Şükrü Saracoğlu Bir çatlak ses diye kendi grup arkadaşı Adnan Menderesi nasıl hırpalayabilir? Her gün Ulusta çıkan ve Falih Rıfkı imzasını taşıyan ve her tarafa tehdit, ateş gülle savuran yazıların hedefi nedir? Bu savaş karşısında savunma için yazı yazan kusurlu ise ilk saldırıyı yapan niçin kabahatsiz sayılıyor?»

Refik Koraltan’ın arkadaşlarını savunan bu sert konuşması da CHP. çevrelerinde hayretle karşılanmıştı.

Kaynak : Tekin Erer  - Türkiye´de Parti Kavgaları (1963)

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !