FEDERALİZM VE TEKİNİZM VE YÜKSEK DEĞERLEME MECLİSİ 15.12.2018 47237 Kez Okundu

FEDERALİZM VE TEKİNİZM VE YÜKSEK DEĞERLEME MECLİSİ
Fakir Baykurt
Fakir Baykurt

 

 

TEKİNİZM’İN FEDERALİZM SİSTEMLİ

 

DÜŞÜNCE VE UYGULAMALARA KATKILARI

 

VE TEKİNİZM İLE FEDERALİZM UYUMLULUĞU

  

TÜRKİYE FEDERAL ASYA CUMHURİYETİ” 

 

 

KIRIM DEVLETİ, MAKEDONYA DEVLETİ, KUZEY Şİİ İRAN DEVLETİ, KIBRIS DEVLETİ

 

FEDERAL DEVLET YAPISI İÇİNDE BİRLEŞTİRİLECEKTİR

 

Bir ülkede yaşan azınlıkların her bakımdan korunması için geliştirilen Federalizm modern dünyada artarak yaygınlaşmaktadır. Bu sistemler, dünyanın en büyük demokrasilerinin birçoğunu kapsamaktadır; Birleşik Devletler, Kanada, Almanya, Hindistan, Meksika ve Brezilya gibi. Tekinizm açısından Federalizmin yolsuzlukları önlemede ve özgürlükler üzerine etkisi önem taşımaktadır ve Tekinistler federalizmi sistematik olarak değerlendirmekte tek ulus kimliği taşımayan daha doğrusu halkı homojen olmayan devletler için mükemmel bir yönetim biçimi olduğunu savunmaktadırlar. Bu gibi faydaların, alt ulusal hükümetlerin kendi ülke sakinleri ve işletmeleri için rekabete girme teşvikini taşıdığı federal sistemlerde bulunması olasıdır,  çünkü bu gibi hükümetler gelirlerinin büyük bir çoğunluğunu, merkezi hükümetten sübvansiyon alınmasına karşılık olarak kendi vergi mükelleflerinden elde etmek durumundadır. Federalizm, etnik olarak bölünmüş birçok toplumda, etnik çatışma ve baskıyı azaltarak özgürlüğü arttırır. Federalizm, özgürlük için tam bir rahatlama sağlar ve tabi olduğu devletin altulus yönetimlerine tabi halkın üniter bütünlüğü zamanla güçlenerek tam anlamıyla bir birlik, dostluk ve yüksek anlayış içeren bir toplumun gelişmesine olanak sağlar.   Düzgün bir şekilde yapılandırıldığı takdirde alt ulusal hükümetleri, sabit varlıkların, en dikkat çekeni olarak da arazi  sahiplerinden faydalanma konusunda da güçlendirebilir.

 

Federalizm,yerel çoğunluğun yerel azınlığa baskı kurmasına

kesinlikle izin vermez

Gültekin´e göre "Nüfusu homejen olmayan ve federal yönetim yerine sanki üniter yönetim gibi sahte bir anlayışla yönetilen devletlerde sözkonusu o devlette yaşayan farklı etnik topluluk bireyleri, kurumları, kuruluş sahipleri, çalışanları ya da toplulukla üniter devletin kamu olanakları ve gelirlerini kendi ya da tabi oldukları etnik topluluk çıkarlarına yönlendirmek vasıtasıyla yaşadıkları ülkenin diğer topluluklarına büyük maddi zararlar verirler. Sonuç itibariyle federalizm, hacimsel olarak büyük bölgesel hükümetlerin gelirlerinin veya büyük bir çoğunluğunu kendi ülke sakinlerine adil paylaşımıyla birlikte merkezi hükümetin ülke genelindeki kamusal hizmetleri için de pay ayırmak suretiyle ülkenin farklı bölgelerinin de dengeli bir şekilde imarı, alt ve üst yapısının gelişimine katkı sağlar."

 

 

 

Federalizmfederal yönetim şeklini benimseyen halkları homojen olmayan ülkelerde altulusal devletlerin geniş yetkilere sahip olduğu İsviçre gibi ülkelerden, çok azsayıda ulusal devletin bulunduğu bölgelere kadar birçok federal sistemi içine alır.

 

ÜLKE NÜFUSU HOMOJEN OLMAYAN TEK ULUS KİMLİĞİNE HAİZ OLMAYAN ÜLKELERDE FEDERAL YÖNETİM YERİNE ÜNİTER YÖNETİM ŞEKLİNİN ÜLKE EKONOMİSİNE VE SOSYAL YAŞANTISINA VERMİŞ OLDUĞU TAHRİBAT

AŞAĞIDA AÇIK BİR ŞEKİLDE GÖSTERİLMİŞTİR

 

 

İsviçre gibi ülkelerden, çok az sayıda ulusal devletin bulunduğu bölgelere kadar birçok federal sistemi içine alır. Ayrıca, ABD’de olduğu gibi alt ulusal devletlerin kendi gelirlerini bulmak zorunda olduğu çeşitli mali ve düzenleyici kurumdan, fon bulma hususunda neredeyse tamamen merkezi hükümete bağımlı olan birçok ulusa kadar geçerlidir. Önem arz eden husus federal yönetimlerde alt ulus gelirlerinin tüm ülke merkezi yönetimince tüm alt uluslara dengeli bir şekilde dağıtılması ve bir alt ulusun diğer alt ulusa nispetle haksız olanak ve maddi güce erişmesinin önlenmesidir ve federal yasalarca bu hassasiyetin koruma altına alınmasıdır.

 

Gültekin´e göre "Nüfusu homojen olmayan diğer bir deyişle birden fazla etnik nüfus içeren devletlerde federalizmin uygulanmasıyla iki ya da daha çok alt düzeyli bir devlete sahip olunması özgürlük açısından yalnızca tek düzeyli üniter bir devlete sahip olunmasından daha az tehdit unsuru içerir ve tüm devletin bireylerinin, kurum ve kuruluşlarının özgürlüğünün de güvencesidir. Ancak bu özgürlüğün sınırları merkezi devlet tarafından tüm alt uluslar için adil bir şekilde belirlenmelidir."

  

 Dünya geneline katkısı açısından bakıldığında federal sistemler doğru yapılandırıldığı takdirde federalizm alt ulusal devletlerin gerçek potansiyellerini doğru bir şekilde tam kapasiteyle kullanmalarını sağlayabilir, mükemmel bir rekabet geliştirebilir; kişi kendi alt ulus özerk devletine ne kadar fayda sağlarsa kendi toplumunun o kadar yüksek yaşam standardına erişeceğinin bilincedir ve de hiçbir yerel ya da harici bir kişi, siyasetçi, kuruluş ya da şirketin alt ulus devletinin kamusal gelirlerinin yolsuzluklara bir takım zümrenin zimmetine geçirilmesine ya da ülke dışına kaçırılmasına asla izin vermez, bunun güvencesini şu şekilde değerlendirmek çok isabetli olur kişi tabi olduğu ailesinden ve akrabalarından herhangi birinin nasıl tüm ailesi ve akrabalarının malvarlığını kaçırmasına ya da kendi zimmetine geçirmesine izin vermeyeceği gibi aynı soydan geldiği özerk devleti oluşturan soydaşlarından da herhangi birinin kendi soydaşlarının gelirlerini haksız olarak, yolsuzlukla ya da benzeri diğer bir şekilde tahrip edilmesine doğal olarak karşı çıkacaktır. 

  

Kişi kendisinden milyonlarca kilometre ötede herhangi bir ülkede yapılan bir yolsuzluğa karşı fazla duyarlı olmayabilir ancak eğer yolsuzluk kendi ailesi, akrabaları, çevresi, çalıştığı kurum, yaşadığı şehir, yaşadığı özerk devlet, yaşadığı ülkede meydan gelmişse daha duyarlıdır. Dolayısıyla ülke nüfusu homojen olmayan ülkelerde/devletlerde etnik çatışmaları, etnik çıkar çatışmalarını kesinlikle sonlandırabilir ve savunmasız azınlık grupların haklarını ve özgürlüklerini ve sosyal ve ekonomik yaşamlarının standartlarını artırmaktadır. 

  

Federalizm’de devletin politikaları ve yasaları çok daha dikkatli ve derin araştırmaların bir sonucu hayata geçirilir çünkü federal sistemlerde merkezi yönetimin karşısında birden fazla etnisite vardır ve alt ulus yönetimleri de sınırdaşı yada özerk ülkedaşı etnisitenin gözetimi altındadır dolayısıyla bir alt ulus yönetiminin (özerk devletin) farklı yerel uygulamaları insan haklarına ya da genel etik kurallarına uygun değilse tepki göreceğinin farkındadır.

  

Üniter bir devlette, bireylerin ki - bu bireyler arasında üniversite mezunu bilim adamlarının sayısı yadsınamaz -  hükümetlerin baskıcı politikalardan kaçabilmesinin tek yolu ülkeyi tamamen terk etmektir. Federal sistemle yönetilen devletlerde ise aynı devletin farklı özerk alt devletine göç ederek potansiyelini geliştirme ve ülkesine faydalı olma imkânı vardır. Böylece beyin göçünü bir dereceye kadar önlemek mümkündür. 

 

 Türkiye koşullarında Sahte (Fake) Üniter Devlet Yönetimi ile yönetilen TÜRKİYE CUMHURİYETİ yerine 4 Alt Devletten oluşan “TÜRKİYE FEDERAL ASYA CUMHURİYETİ” olarak yönetildiğini varsaydığımızda;

 

4 Ülkenin

 

( KIRIM DEVLETİ, MAKEDONYA DEVLETİ, KUZEY Şİİ İRAN DEVLETİ,  KIBRIS DEVLETİ )

 

temsilcilerinin Merkezi Devletin Parlamentosunda temsil edilmesi anlamına gelir ve her bir Özerk Devletin vatandaşı tabi olduğu yerel devletin (ALT ULUS DEVLET) uygulamalarının kendisiyle bağdaşmadığını düşünürse belirli kriterler çerçevesinde aynı ülkedeki farklı diğer bağlı devlette yaşamını sürdürme hakkına kavuşabilecektir.

 

 

Siyaset Bilimci Tekin Gültekin, federalizmin bu yönünü “mantıksal çıkarım” olarak adlandırır: bireylerin amacı kendi gerçeklerine en uygun koşullarda yaşamaksa onun bu idealini gerçekleştirebileceği yer ona bu olanakları sunabilecek belki de hemen yakınındaki bir devlettir; federalizm sistemi bireylerin bu tür davranış eğilimini bildiğinden özerk devletler kendisine tabi bir bireyin potansiyelini farklı bir devlete kaptırmak istemeyecektir. Gültekin’in mantıksal çıkarım prensibinden ne demek istendiği sanırız açık bir şekilde anlaşılmıştır. Gerçek dünya göç örüntüleri aslında; daha düşük vergi isteyen, daha esnek bir iş piyasasına sahip, ve daha düşük düzeyde devlet harcamalarının yapıldığı daha özgürlükçü hükümetleri tercih etme eğilimindedir. Sözgelimi, New Hampshire eyaleti, genellikle ABD’deki iki veya üç özgürlükçü eyaletten biri olarak kabul edilir; bu eyalet ayrıca, toplam nüfusunun %57’sini diğer eyaletlerden buraya yapılan göçlerin meydana getirdiği göz önüne alındığında, inanılmaz yüksek bir göç alma oranına sahiptir. Amerikan tarihinde iyi bilinen bir örneği, 19. Yüzyılda Mormonların doğu eyaletlerinde uygulanan zulümden kaçmak için Utah’a göç etmesidir. 2001 yılından bu yana, temelleri siyasi bilimci Jason Sorens tarafından atılan özgürlükçü Bağımsız Devlet Projesi; ulusun zaten en özgürlükçü eyaletlerinden biri olan New Hampshire’yi, diğer hükümetlere hem sığınak hem de örnek olarak hizmet edecek bütünüyle özgürlükçü bir hükümet biçimine dönüştürmek amacıyla kendini özgürlükçülüğe adamış 20.000 özgürlük savunucusunun New Hampshire eyaletine göçünü organize etmek için kendi koordine dolaşarak oylama sürecine girişmiştir. Projenin uzun vadede etkili olup olmayacağı henüz belli değildir. Ancak proje, binlerce özgürlükçü göçmeni New Hampshire’ye çekmeye başarmış devlet politikası üzerinde en azından birtakım etkiler göstermeye başlamıştır. Sözkonusu New Hampshire Eyaletine diğer eyaletlerden göçü istisnai olarak değerlendirmek gerekir bu kadar çok sayıda göçün federal sistemin özerk yönetimlerinin birinde kusurlu uygulamalar olduğunu işaret ettiği açıktır, dolayısıyla federal merkezi hükümetin kusurlu uygulamaların olduğu özerk yönetimdeki kusurların iyileştirilmesi yönünde müdahalesi kaçınılmazdır, çünkü federal sistemlerde özerk devletlerin dengesini kayda değer ölçüde bozacak oluşumlara izin verilemez. 

 

Bu noktada başka eyaletlere göç veren özerk idarenin kendi sakinlerine; eylem, ayrılış vergileri vb. kısıtlamalar koyması yalnızca geçici bir süre için kabul edilebilir, asıl olan kendi sakinlerini göçe zorlayan nedenleri ortaya çıkarıp gereken iyileştirmeleri yapması bir zorunluluktur.

 

Yukarıda da belirtiğimiz gibi Federal bir Sistemde devlet ve yerel hükümetler; göçmenleri, işletmeleri ve münferit vergi mükelleflerini cezp etmek adına çoğu zaman birbirleriyle rekabet içerisine girme eğilimindedir. Daha büyük bir vergi matrahı devletin, daha fazla kamusal hizmete fon sağlamasına veya daha düşük vergi oranları koymasına olanak sağlar. Dışarı göçün neden olduğu azalan bir vergi matrahı, bunun tam tersi bir etkiye sahiptir- devlet memurlarının hizmetleri durdurmaya veya vergileri artırmaya zorlanması ki her iki durumun da gerçekleşmesi siyasal açıdan zordur. 

 

Özerk Yönetimler arasında belirli bir süreçte ya da sonsuza değin rekabet olması doğaldır ancak bu rekabetin vahşi kapitalizme dönüşmesini engelleyecek önlemlerinde beraberinde müşterek özerk devletlerin yönetimince mutabık kalınması mantıksal bir hareket tarzı olarak ele alınmalıdır. 

 

Kamu İktisatçısı Tekin Gültekin’in bakış açısına göre federal sistem içinde rekabet, siyasal sistemin daha agresif değil daha uzlaşmacı olmasını gerektirir. Bu durum, rekabetçi federalizmin bu gibi ülkelerdeki hükümet politikasını olması gerekenden daha özgürlükçü hale getirdiğini öne sürmektedir. Madalyonun öbür yüzünden bakıldığında ise; alt ulusal devletlerin fonlarının büyük bir çoğunluğunu merkezi hükümetten elde ettiği federal idareler, rekabet konusunda daha az isteklidirler ve üniter siyasal sistemlerin harcadığından daha yüksek harcamalar yapma eğilimindedir. O halde yapılması gereken federal idarelerin hükümetten alacağı sübvansiyonlar ve diğer tüm fonların o federal eyaleti atıl ve düşük potansiyelde katkı sağlayacak bir seviyeye indirgememesine dikkat sarf edilmelidir. Prensip olarak söz konusu teşvikler, alt yapı-üstyapı yatırım/ihracat vb. fon olanakları özerk devletlerin yüzölçümleri ve nüfusuyla ve de federal sisteme geçmişten bugüne değin sağladığı katkı yüzdesine göre belirlenmelidir. Gültekin’e göre bir birey ancak bu prensipler uygulandığında federalizmden tam anlamıyla faydalanmış olur ve kendisinin ve ailesinin geleceğine güvenle bakabilir. 

 

Ayrıca aynı devlete bağlı özerk devletlerarası rekabet hoşgörüyle karşılanmakla birlikte özerk devletlerarası dengeli büyümeyi dezavantaja düşürmemelidir dahası bunun için Gültekin Federalizm Konseptine “Denetimli Rekabet” prensibini getirmiştir. Denetimli rekabet gözardı edilirse aşırı rekabetçi federalizmin alt ulusal devletlerinden herhangi birinin sosyal yaşamı iktisadi bakımdan “dibe doğru vuruş” ile sonlanabilir. 

  

Diğer taraftan federal merkezi hükümet yerel özerk devletlerin bir kısmını keyfi olarak dışarıda bırakarak özel sübvansiyon veya düzenlemelerle herhangibir makul amaca dayanmaksızın diğer yerel özerk devlerin potansiyellerini arttırmak yoluna gidemez. Görüleceği üzere Gültekin’in “Denetimli Rekabet Prensibi” çerçevesinde federalizm’de dengesiz büyüme ya da vahşi rekabete izin verilmezken geçici uygulamalarla özerk devletlerin gelişiminin dengelenmesi sürekli denetim altında bulundurulmalıdır. 

  

Gültekin Özerk Devletlerin mantık dışı sübvansiyonlarına da karşı çıkmaktadır. Sözgelimi yerel özerk devletin idareleri verimsiz stadyum sübvansiyonları sunarak profesyonel takımları cezbetmeye çalışırlar. Özerk Devletin bütçesini makul olmayan bir şekilde israf edilmesi kabul edilemez.

 

James Madison herkesçe bilinen Federalizm içerikli makalesinde, Federal Merkezi Hükümetin/İdarenin özerk devlet hükümetlerinden daha az tehlike arz ettiğini ileri sürmüştür. Gültekin’e göre ne Merkezi Federal Yönetim ne de ona bağlı alt ulus yönetimleri birbirine tehlike arz edecek rekabete giremezler ve de muhtemel riskler siyaset bilimcileri tarafından sürekli araştırılmalı ve önlenmelidir. 

  

ABD’de, federalizmi etnik azınlıkların çıkarlarına zararlı olarak değerlendirenler olmakla birlikte bizim bu görüşe tam olarak katılmamız düşünülemez çünkü federalizm üniter baskıcı cumhuriyet rejimlerinden ayıran özellik daha olgun bir devlet yönetim biçimi olmasındandır. ABD’de, federalizmi etnik azınlıkların çıkarlarına zararlı olarak değerlendirenler genellikle Afro-Amerikanlara (Afroamerikan ya da Siyah Amerikalı, kökeni Afrika´daki herhangi bir siyahî nüfusa dayanan Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları ya da sakinleridir) karşı uygulanan berbat denebilecek baskıcı ABD devlet yönetimi anlayışının geçirdiği evreleri karşı tez olarak savunmaktadırlar. Ancak gözden kaçırdıkları konu Afro-Amerikalılar hepimizin bildiği gibi bugünkü Amerika Birleşik Devletleri denen yere Afrika´dan köle olarak getirilmişlerdi. Şimdiki adıyla Amerika Birleşik Devletleri, o zamanki adıyla İngiliz Kuzey Amerikası´na gelen ilk Afrikalılar 1869 yılında, Jamestown bölgesine sözleşmeli hizmetliler olarak kayıtlara geçmişlerdir. Bölgenin sert koşullarından ötürü İngiliz göçmenlerin ölümleri arttığından daha fazla Afrikalı, işçi olarak bölgeye yerleştirilmiştir. Bunların çok az bir kısmı kölelik kaldırıldıktan sonra doğdukları topraklara, Kara Kıtaya geri döndüler. Dönmeyenlerin yeni yurdu ise artık Okyanusun öte tarafıydı. Afrikalı köleler çoğunlukla geniş tarım arazilerinde çalıştırılıyordu. Bunlar genellikle bugünkü güney eyaletlerinde yoğunlaşmıştı.  Aradan neredeyse iki yüzyıl geçmesine rağmen değişen bir şey olmadı. Daha sonraki dönemlerde, yani modern zamanlarda da bir çok kez Afrika´dan büyük göçler olduysa da, günümüzde de en çok siyahi nüfus hala bu eyaletlerde bulunuyor. Bunların başında Mississippi, Louisiana ve Georgia gelmektedir. Dolayısıyla ABD’nin kölelik statüsünde tuttuğu Afro-amerikanlar ki, Amerika Birleşik Devletleri´ndeki etnik azınlıkların en büyük bölümünü oluşturmaktadır. ABD yönetimi tarafından her türlü eğitim ve öğrenimden yoksun bırakılmıştır. Doğal olarak Afro-Amerikanların arzu ettikleri bilgi ve görgü seviyesine ulaşmaları beyazlara göre daha uzun bir süreç gerektirmiş ve esas ihtilaf federal özerk yönetimle federal merkezi hükümet arasındaki bir mesele olmaktan çok bir devletin işçi statüsünde tuttuğu büyük bir kitleyi kendi çıkarlarına yönelik olarak baskı uygulamasından başka bir şey değildir. 

  

Gültekin’in bu araştırması bize federalizmin hiçbir surette geçmişte olduğu gibi azınlıklara bir baskı vasıtası olarak kullanılamayacağını ve Afro-Amerikalılar ile ABD yönetiminin arasındaki ihtilafın geçmişte ABD’nin Afro-Amerikalılara adaletsizce davrandığını gösteren çok istisnai bir durum olduğuna işaret etmektedir. Gültekin’e göre federalizm ulusal düzeyde savunmasız ancak belirli bir bölgede çoğunluğu teşkil eden gruplar olan azınlıkların korunmasını savunmaktadır. Bu gibi savunmasız toplumlara federal çerçeve kapsamında otonom bölgesel yönetimler verilmesi, bu toplumların üniter sistemi içerisindeki çoğunluk hakimiyetinin baskıcı uygulamalarının aksine onların her bakımdan korunmasına yardımcı olurken, iç savaş ve kanlı ayrılık eylemleri tehlikesini, etnik çatışmaları, homejen nüfusa sahip olmayan ülkelerdeki federalizm dışı cumhuriyet yönetimlerde iktidar hırsını ve iktidara geldikten sonra da tüm ülkenin olanaklarını belirli bir zümrenin çıkarlarına sunulmasını önleyecektir.

 

Eyalet hükümetlerinin, on yıllar boyunca Afro-Amerikanlara, daha az bir dereceye kadar ise Asyalı Amerikanlar ve diğer azınlık gruplarına baskı uyguladığına şüphe yoktur. Federal hükümetin de uzun bir ırksal zulüm geçmişine sahip olduğu gerçeğini göz ardı edilmemektedir. Amerika’nın kuruluşundan 1860 yılına kadar, köleliğin kaldırılması yerine sürdürülmesi ve genişletilmesi için verdiği uğraş, 1850 Kaçak Köle Kanunu gibi politikalar, köle sahiplerinin siyahileri esaret altında tutmasına yardımcı olmuş ve seçimlerde oy kullanma çabalarını engellemiştir. ABD Hükümeti, Jim Crow döneminin büyük bir bölümünde silahlı kuvvetlerde, federal kamu hizmetlerinde ve Columbia eyaletinde sürekli ayrımcılığı teşvik etmiştir. Federal mahkemeler, bu dönemin büyük bir kısmında, Afro-Amerikanlar üzerindeki devlet baskısını engellemek için yalnızca mütevazı uğraşlar sergilemiştir. ABD Hükümeti 19. ve 20. Yüzyıllarda diğer azınlık grupları üzerinde geniş çaplı bir baskı kurmuştur; Kızılderililerin yerinden zorla çıkarılması, Mormonlara zulmedilmesi ve 2.Dünya Savaşı esnasında Japon Amerikanların hapsedilmesi gibi. Tüm bunları federal sisteme mal etmek anlamsızdır, çünkü tüm bu uygulamalar ilk yüzyıllarda federal sistemden çok üniter devlet sisteminin etkisi altında olduğunu göstermektedir. ABD’nin geçmişteki bu uygulamaları azınlıklar üzerinde gelecekte ABD yönetimine karşı bir kin duygusu doğuracağı gayet açıktır ki öyle olmaktadır daha yakın zamanlarda, ırkçılık giderek ortadan kayboldukça azınlık toplumlar yerel ve ulusal düzeyde daha büyük bir siyasi güç toplamayı başarmıştır, yani bu toplumlar şu an Washington’da olduğundan daha büyük bir güce nüfuz etmektedir. 

 

Bu durum, Amerikan tarihinin büyük bir bölümünde devam eden federalizm ve siyasi güç arasındaki ilişkiyi de değiştirmeye başlamıştır. Buradan şunu demek istiyoruz, amacından ve prensiplerinden saptığı ölçüde federalizmin artık federalizm olmayacağıdır. İsmi federalizm fakat uygulamaları üniter bir sistem ise sürekli bir kin ve öç alma duygusunu kamçılayan bir vahşetizm olur ki tüm federal sistemle yönetilen ülkeler bu riskin mevcudiyetini bilerek hiçbir surette hiçbir azınlık topluluğu için makul nedenlere dayanmayan baskıcı politikalar ve yasalar çıkaramaz.

  

Federalizm; Kanada, İsviçre, Belçika, Almanya, Rusya, Meksika ve birkaç Asya ve Afrika ülkesi de dahil olmak üzere dünya çapındaki pek çok ülkede meydana gelen etnik çatışmaların azaltılmasına oldukça yardımcı olmuş ve etnik ayırımcılıktan kaynaklanan ihtilafları uzlaşmacı yöntemlerle çözmeyi başarmıştır. 

  

Federalizmin, üniter devlet yönetiminde baskı gören ya da vasat yaşam koşulları iyileştirilmeyen azınlık etnisite üzerindeki baskıyı hafifletmesi olumlu bir özelliği olmakla birlikte bu iyileştirmenin söz konusu azınlık nüfusunun dağılımına bağlı olarak düşük seviyede tutulması da mantıklı değildir. Diğer bir deyişle az nüfusa sahip azınlığa daha az çok nüfusa sahip azınlığa daha fazla imtiyazlar ve teşvikler sağlanmaması önemlidir. Burada vurgulamak istediğimiz federal merkezi hükümetin az nüfusa sahip azınlığa göreceli ve kademeli olarak imtiyaz, teşvik ve olanakları arttırması gerekliliğidir.

 

Bu gerekliliği Gültekin “Denetimli Adil Yönetim Prensibiyle” açıklamaktadır ve sahip olduğu nüfusa bakılmaksızın tüm özerk alt ulus devletlerinin federalist merkezi hükümet parlamentolarında birbirlerine eşit sayıda temsilciyle (milletvekiliyle) temsil edilmesini savunur. Böylece merkezi federal yönetim ulusal çoğunluğun az nüfusa sahip diğer özerk devletlere düşmanca veya kayıtsız davranışlarının önüne geçilebilecektir. 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !