GÜNEY KAFKASYA’YA FEDERAL BAKIŞ 2.12.2018 362 Kez Okundu

GÜNEY KAFKASYA’YA FEDERAL BAKIŞ

 

Her hangi bir ülkenin dış politikasının nasıl oluştuğu siyaset bilimcileri, tarihçiler, araştırmacılar için her zaman önem arzetmiştir. Bir çok insan dış politikayı ilgili ülkelerin başkanlarının, bakanlarının, ilgili kurumlarının tarafından tayin edildiğini düşünür. Bugün Türkiye eksikliklerine rağmen demokratik bir yönetime sahiptir. Bu durum dış politikanın şekillenmesine önemli derecede etki eder. 

 

Batılı araştırmacılar için Güney Kafkasya Rusya ve Türkiye için bir siyasi, ekonomik güç mücadelesi (power struggle) alanı olarak görülmüştür. Türkiye’nin  bu mücadelede hem ekonomik hem de siyasi olarak desteklenmesi gerektiği çeşitli yazılarda dile getirilmiştir.

 

Bugün Güney Kafkasya ülkeleri Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan hem kendi içlerinde ciddi siyasi, ekonomik, etnik sorunlarla uğraşmakta, hem de kendi aralarında çeşitli siyasi, ekonomik ve etnik sorunlara sahiptir. Gürcistan’daki Abhazya ve Osetya sorunu, Azeriler ve Ermeniler arasında Dağlık Karabağ (Nagarno-Karabakh) sorunu, Hazar bölgesi zenginliklerinin –petrol ve gaz gibi, dünya piyasalarına ulaştırılması gibi sorunlar hala bugün bir tartışma konusu olup nihai bir çözüme ulaşmamıştır. 

 

Güney Kafkasya’nın Türk iç ve dış siyasetindeki yeri, önemi ve Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkileri nasıl ve ne ölçüde etkilediği bir çok araştırmacının dikkatini çekmiştir. Bu bakımdan Güney Kafkasya’daki , sosyal, politik, ekonomik ve etnik sorunlar, gelişmeler Türkiye’yi çok yakından ilgilendirmektedir. Bugün bölgede etnik, siyasi, politik, ve ekonomik sorunlar nihai bir çözüme ulaşmamıştır. 

 

Bazı araştırmacılar ise Türkiye’nin bölgeye olan ilgisi, iç siyasi ekonomik nedenlere ilişkilendirilmiştir. Türkiye’de var olan Kafkas kökenli etnik lobilerin, kuruluşların Türkiye’nin Güney Kafkasya politikalarını direkt etkilediği Garet Winrow tarafından bahsedilirmiştir. Winrow ayrıca bölgenin Türk ekonomisi için kilit bir bölge olduğunu iddia etmiştir. Hazar bölgesi petrol ve gaz Kaynaklarının Türk ekonomisi için çok önemli olduğu, bu nedenle Türkiye’nin bölgede aktif bir dış siyaset izleme zorunluluğunu olduğunu belirtmiştir.

 

Bazı araştırmacılarca Hazar bölgesi petrol kaynakları için Rusya ile Batı arasında var olan siyasi ekonomik mücadelede Türkiye batı yanlısı bir aktör olarak gösterilmiştir. İlgili bu yazılarda Bakü-Ceyhan boru hattı projesinin Türkiye ve Bati ülkeleri için taşıdığı siyasi ve ekonomik değer detaylı olarak belirtilmiştir. 

 

Bu bağlamda birçok batılı akademisyenler,  I. P Khosla, Andrew Mango, Graham Fuller, Alan Maskovsky gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan zayıf (tense) ilişkileri ve Sovyetler Birliğinin dağılması sonucu Orta Asya ve Kafkasya da  ortaya çıkan Türk kökenli devletlerin varlığı Türk Dış Politikasında yeni bir dönemi başlatacağını ileri sürmüşlerdir. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile tam bir entegrasyona gidemeyeceği ve bu nedenle yönünü Orta Asya ve Kafkaslara yönelterek bölgesel bir güç olma peşinde koşabileceğini çok çeşitli araştırmacılar dile getirmişlerdir. Graham Fuller, Alan Makovsky, Ian O. Lesser, Laurent Ruseckas, Heinz Kramer, Shıreen Hunter, Dietrich Jung, Paul Henze, Svante E. Cornell adlı araştırmacılar bu yönde eserler vermişlerdir. Buna karşılık, bazı batılı araştırmacılar ise Soğuk Savaş sonrası (post-Cold War)Türkiye iç politikasında dinsel bir partinin oy oranını arttırmasına paralel olarak Türk Dış Politikasının dinsel bir nitelik kazanıp Orta Doğuya İslam Dünyasına doğru kayma olasılığını dile getirdiler.

İlgili araştırmalarda Türkiye’nin bölge ilgili politikalarının Pan-Türkist ve  Pan-İslamist bir karakter taşıdığı sık sık dile getirilmiştir. Örneğin  Ditrich Jung ve Wolfango Piccoli “Pan-Turkist Dreams and Post-Sovviet Realities:  The Turkish Republic and the Turkic States in the 1990s” adli makalede Türkiye’nin Güney Kafkasya ve Orta Asya ile ilgili politikalarını ideolojik bir eksende değerlendirmişlerdir. Bu yazıda bölgeye yönelik Türk Dış Politikasının Pan-Turkist ve Pan-Islamist bir ideolojik bir kökene sahip olduğunu iddia edilmekle beraber bu politikaların yayılmacı ve müdahaleci bir karakter taşımadığını ortaya konmuştur. 

 

Türkiye’nin Dış Politikasındaki değişikler ve Türkiye’nin Güney Kafkasya ile ilgili politikaları batı akademik dünyasında çok yönlü olarak incelenmiştir ve Sovyetler Birliğinin dağılması sonrası Türk Dış politikasının yeni bir canlılık (new activism) kazandığı bir çok yazıda dile getirilmiştir. Shrieen Hunter Türk Dış Politikasındaki bu değişmeleri uluslararası sistemdeki değişiklikle, yani iki kutuplu (bipolar) uluslararası sistemin yerini çok kutuplu (multipolar)  bir dünyaya bırakması ile yakından ilişkilendirilmiştir. Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında  artık uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başlayacağı, yeni kutupların ortaya çıkacağı çeşitli uzmanlarca dile getirilmiştir. Bu yeni dönemde Türkiye’nin Batı için Soğuk savaş dönemindeki kadar bir stratejik önem taşımayacağı bu nedenle Türk Dış Politikasında yeni gelişmeler olacağı beklenmekteydi. Türkiye yönünü nereye çevirecekti? Batılı uzmanlarca bu ciddi bir merak konu idi. 

 

Rusya’nın Güney Kafkasya ilgili politikaları bu ülkenin bölgede hegemonya kurma isteğinin bir ürünü olarak değerlendirilmiştir ve politikalarının emperyalist bir özellik taşıdığı sık sık dile getirilmiştir. Bölgedeki siyasi, ekonomik ve etnik sorunlardan genelde Rusya’nın izlediği politikalar sorumlu tutulmuştur. Lepingwell’e göre Rusya’nın izlediği istikrarı sağlama politikaları bölgede istikrarsızlığa neden olmuştur. Rusya etnik sorunları körükleyerek bölgede istikrarsızlık ortamı yaratmaktadır. 

Lepingwel ve birçok diğer araştırmacılar Rusya’nın Gürcistan’da Abhazları ve Osetyalıları destekleyerek Gürcistan’ın iç istikrarını bozma peşinde olduğunu iddia ederler. Abhazya’da ve Güney Osetya’daki  Rus barış gücünün bu bölgedeki Abhaz ve Güney Osetyalılara askeri yardım sağlayarak onları merkezi Gürcü hükümetine karşı desteklediklerini iddia ederler. Benzer bir yorumla Yukarı Karabağ’da (Nagarno Karabakh) Azeri ve Ermeniler arasındaki etnik çatışmada Rus parmağı olduğu çeşitli yazılarda sık sık dile getirilmiştir. Rusya’nın bu etnik sorunları kaşıyarak kriz ortamı sağlayıp bundan siyasi çıkar elde etme peşinde olduğunu iddia ederler.

Batı akademik dünyasında bölgedeki etnik sorunların tarihi geçmişi göz ardı edilmiştir. Güney Kafkasya’daki etnik sorunların Kafkasya Bölgesini olumsuz etkileyeceği nispeten göz ardı edilmiştir. Bu durum  ilgili araştırmaların objektifliğini olumsuz yönde etkilemiştir. 

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !