İSTANBUL’UN BAŞINA NELER GELDİ KİMLER GELDİ 11.1.2019 8536 Kez Okundu

İSTANBUL’UN BAŞINA NELER GELDİ KİMLER GELDİ
Halikarnas Balıkçısı
Halikarnas Balıkçısı

 

 

 

 

 

İSTANBUL´UN KURULUŞUNDAN BUGÜNE DEĞİN

2675 YIL GEÇTİ

 

 

İstanbul’un Milattan 657 yıl önce kurulduğu kabul edilen şehrin kurucusu,´ Yunanistan’da Megaris, ya da Megara kıralı Vyzas (Byzas) tır. Ötedenberi bilinen bir rivayete göre, Megaralılar, yeni bir şehir kurmak isteyerek, her şeyden önce bunun yerini seçmek üzere bir kâhine başvurdular. Kâhinden, «Bu şehri körler memleketinin karşısında kurun» yanıtını aldılar. O zaman başlarında kralları Vyzas olduğu halde, kuracakları şehrin yerini bulmak amacıyla kuzeye doğru hareket eden Megaralılar, dolaşa dolaşa; şimdi Topkapı sarayının bulunduğu noktaya geldiler; buradan dört yana bakarken, biraz uzakta, karşı yakada kendilerinden önce Kalkedonyalıların kurmuş oldukları Kadıköy’ünü gördüler. Krallarıyla beraber Megaralılar, bulundukları yerin güzelliğine o kadar hayran oldular ki, Kalkedonyalıların Kadıköy’ünü burada kurmadıklarına şaştılar ve belki de biraz öfkelendiler. Onların kör olduklarına hükmederek, Kadıköy’ün, kâhinin bahsettiği körler memleketi olduğuna inandılar. Kadıköy’ün, kâhinin bahsettiği körler memleketi olduğuna inandılar. Topkapı sarayının bulunduğu tepe üzerinde, kurmak istedikleri şehrin temelini atarak ona, krallarının adını verip (Vyzas - Byzas) dediler.

 

 

 

Byzas, Megaralılar tarafından kurulduğu sırada, hiç şüphe yok ki küçük bir köyden başka bir şey değildi. Fakat Traklar (Trakyalılar), pek yakınlarında yabancıların bu küçük köyü kurmalarını hoş görmediler. Birkaç kere Vyzas’a (Bizans) saldırarak onu yok etmeyi denediler se de, bu işi başaramadılar. Bundan sonra coğrafî durumunun etkisiyle yavaş yavaş ilerleyen ve kasabamsı bir görünüm alan Bizans, Birinci Dârâ (Darius) zamanına kadar egemenliğini koruyabildi. Milâttan beş - yüz yıl önce İranlılarla Atinalılar arasındaki Med savaşları esnasında Birinci Dârâ (Darius) bütün ordusuyla Boğaziçi’nin Anadolu yakasına gelerek kurduğu bir köprü üzerinden Rumeli kıyısına atladı, askeriyle Bizans’ı sararak çok beklemeden şehre girdi.

 

İranlılar İstanbul’da uzun süre kalamadılar. Milâttan 479 yıl önce Platea savaşından sonra şehir, Ispartalıların, sonra Atinalıların, sonra yine Ispartalıların ellerine geçti. Milâttan 408 yıl önce Atinalı komutan Alcibiade, halkı aç bırakmak suretiyle Bizans’a hakim oldu ise de, kazandığı başarının ışığını Ispartalılar bir daha söndürdüler. Milâttan 340 yıl önce Makedonyalı Philippe, şehri kuşatmakla beraber bu teşebbüsünden olumlu bir sonuç alamadı. O zamanlar Yunanistan’ın bütün şehirleri iç savaşlar yüzünden çok yorulmuş ve çökecek hale gelmişti. Yalnız Bizans, sağlam duvarları arkasına sığınarak, kuvvet ve zafer hangi tarafta ise sürekli o tarafı tutarak eski durumunu korumaya çalıştı.

 

Milâttan 279 yıl önce Goller Tuna boyunca inerek Bizans’ı kuşattılar. Şehir, bu felâketi atlatmak ve varlığını kurtarmak için her yıl ağır bir vergi vermeyi kabul ederek korkunç bir yükün altına girdi. Bu vergiyi ödeyebilmek için de Boğaz’dan geçen gemilerden geçiş ücreti almaya başladı. Fakat, başvurulan bu önleme komşu hükümetler itiraz etmekte gecikmediler. Bu sebeple çıkan savaşta Bizans yenildi ise de, Milâttan 219 yıl önce yapılan bir antlaşma ile tamamen yıkılmaktan kurtuldu. Bu tarihlerde Roma orduları Yunanistan’a ve Anadolu’ya girmiş bulunuyordu. Bu Bizans için yeni bir tehlike demekti. Daima değişen oynak ve oyalayıcı bir siyasetle Bizans, bu yakın tehlikeyi uzaklaştırmak amacıyla çırpınıp durdu. Ancak: Romalıları, Marmara denizinde gördükleri zaman Bizans’da onlara baş eğmek zorunda kaldı.

 

Roma yönetimi, başlangıçta Bizans’ın egemenliğine saygı gösterir gibi oldu. Şu kadar ki, Kayser Vespasien, şehrin bütün imtiyazlarını kaldırdı. Septime Sévère de Milâdın 195inci yılında İmparator Nijer’le Bizans arasında çıkan savaşta birincinin tarafını tuttuğu cihetle Bizans’ı, bıkıp usanmadan üç yıl sardı, sonuçta şehir düşünce, müdafilerini ve bunların başında bulunanları öldürtmekte tereddüt etmediği gibi, kalelerini bile tamamıyla yıktırdı. Septime Sévère, bir süre sonra gereksiz bir şiddet gösterdiğini anladı, oğlunun ricası üzerine Bizans’ı yeniden kurdu, eskisinden daha güzel, daha parlak bir hale getirdi ve ona oğlunun ya da bir rivayete göre manevî babasının adını verdi: Antoniana... Unutmamak gerektir ki, bütün bu devirlerde Bizans, kasabalılıktan öteye gidememiş, gelişip bir türlü şehirleşememişti. Bizans’ı bu çelimsizlikten kurtarıp ona önemli mevkiini sağlayan imparator Büyük Constantin’dir.

 

 

Büyük Constantin, Milâdın 306 yılında Roma imparatoru oldu. İkinci karısının iftirasıyla, ilk karısından doğan oğlunu ve yeğenini öldürttü. Sonra ikinci karısının iftirası meydana çıktığında, sarayının adamlarından bazılarıyla beraber onu da boğdurttu. Fakat boş ve haksız yere oğluna ve yeğenine kıymış olması, kendisini vicdan azabı içinde bıraktığı gibi, Romalıları da korkutmuştu. Halk, Constantin’in zalim bir diktatörlük yönetimine temel taşı hazırladığını sanıyor, ondan nefret ediyordu. Bu acı durum, Constantin’de Roma’dan uzaklaşmak imparatorluk merkezini başka bir şehre taşımak düşüncesini uyandırdı. Zaten Katolik kilisesinin Roma’da gittikçe nüfuz kazanması, imparatoru gölgede bırakıyor, barbarlara karşı, sınırların savunmasını Roma’dan yönetmek de mümkün olmuyordu.

 

Constantin, önce eski Troya’yı canlandırmak hevesine düştü. Roma önemini kaybeder diye Romalılar bu girişimden hiç memnun görünmediler. Bunun üzerine Constantin, rakibi Liçinius’u yendiği zaman (M.S. 324) eline geçen İstanbul’da, imparatorluk merkezi olabilecek özellikler buldu. Unkapanı’ndan Samatya’ya kadar surlar yaptırarak Bizans’ın alanını genişletti, şehirde birçok saraylar, kiliseler hamamlar, çeşmeler kurdurdu, yollar, meydanlar açtırdı. Anadolu’dan ve Yunanistan’dan birçok güzel eserler ve heykeller getirterek bunlarla şehri süsledi. Küçük Asya’da toprak sahibi olan Romalıların Bizans’ta oturmalarını zorunlu kılarak, oturmadıkları takdirde mülklerini kaybedeceklerini, yerleşmek amacıyla Bizans’a gelecek göçmenlere imtiyazlar verileceğini ilân etti. Bu suretle çok kısa sürede büyük bir şehir halini alan Bizans’a «Yeni Roma» adını verdiyse de, sonra bu ad değiştirildi, Constantin’in gururunu okşayacak bir ad bulunarak Bizans’a «Constantinopolis — Konstantin Şehri» denildi.

 

Büyük Constantin ölürken imparatorluğu üç oğluna bıraktı. Aralarındaki anlaşmazlık yüzünden birbiriyle çarpışan Constantin’in oğullarından ikisi birer suretle öldüklerinden, bunlardan Constance, babasının mirasına başlı başına sahip oldu (350). Fakat zulüm ve zorbalığı oldukça aşırıya götürdüğünden imparatorluktan kovularak yerine oğlu Julien geçirildi. Julien’den büyük Théodose’a kadar Bizans, Roma’dan ayrılmadı.

 

Büyük Théodose, Milâdın 379’uncu yılında imparator oldu. Bu sıralarda Hunlular, Tuna yalılarına gelip Bizans’ı korkutmağa başladılar. Théodose, bir elden yönetimi mümkün olmadığını görerek büyük toğrak apraçasına yayılan ülkesini, Batı Roma İmparatorluğu, Doğu Roma İmparatorluğu adlarıyla iki parçaya ayırdı (395) ve Bizans’ı, Doğu İmparatorluğunun merkezi yaptı. Ölümünde oğullarından Honorius batı ve Arcadius Doğu Roma imparatoru oldular. Roma, az zamanda Barbarların eline düştü ise de, Bizans, varlığını koruyabildi.

 

Arcadius’den sonra Doğu Roma imparatorluğuna geçen İkinci Théodose zamanında (408 - 450) Bizans yeniden genişletildi ve bugün Yedikule’den Haliç’e kadar harabeleri görülen surlarla çevrildi. İkinci Théodose’dan sonra Birinci Justinien´e kadar (450 - 527) altı imparator daha Bizans tahtına oturdu. Büyük ve Küçük Ayasofyaları, Kariye kilisesini, Aya İrini klişesini (Askerî Müze) kurduran, Yerebatan ve Binbirdirek Sarnıçlarını yaptıran, Roma kanunlarını «Justinien kanunları» adı altında toplayan, korkunç Nika ihtilâlini kan ve ateşle bastıran Birinci Justinien’dır. Birinci Justinien zamanında (527 - 565) Doğu Roma İmparatorluğu kuvvet ve ihtisamının son noktasına vardığı gibi, Roma’yı da nüfuzu altına aldı. Ancak, mezhep kavgaları, Bizans ve Roma papazları arasındaki amansız boğuşmalar dolayısıyla Bizans ve Roma kiliseleri ayrıldılar ve birbirini tanımaz oldular.

 

 

Birinci Justinien ile Bizans’ta Justinien ailesi devri başladı ve bu aileden 15 imparator geldi (527-717). Bu devirde Doğu Roma imparatorluğu tam anlamıyla Bizans imparatorluğu halini alarak halk Yunanlaştı ve Latince, yerini Yunancaya bıraktı. Yine bu devirde Bizans, İkinci Constantin, Üçüncü Constantin ve İkinci Anastas’ın imparatorlukları zamanında (654, 667, 672, 715) dört kez Araplar tarafından kuşatıldı.

 

Justinien ailesini Bizans tahtında İzavri hanedanı takip etti. Bu hanedana bağlı imparatorların sayısı on bir ve saltanatları 717 yılından 867 yılına kadar bir buçuk yüzyıldır. İzavri ailesi zamanında Bizans halkı, din ve mezhep kavgaları içinde ağır ve ıstıraplı günler yaşadı. 4ncü Constantin’in imparatorluğu sırasında (754) resim tasvirlerine tapınmak yasak edilerek bu imparatorla ondan sonra gelen 4ncü Léon devirlerinde bütün kiliselerdeki aziz resimleri, heykeller, oyma ve mine işleri, mozaikler gibi değerleri yüksek binlerce sanat eseri yok edildi. 5nci Constantin ile 1nci Nicéphore, 1nci Michel devirlerinde tasvirlere tapınmak yasağı ve bu yasağın uygulanmasında yapılagelen şiddet az çok hafifletildi ise de, 5nci Léon ve 2nci Michel zamanlarında baskı ve zulüm eskisi gibi tekrarlandı. Bu devirde Üçüncü Léon, Dördüncü Constantin, Dördüncü Léon, İrini, Birinci Nieephore, İkinci ve Üçüncü Michel’in imparatorlukları esnasında (739, 764, 780, 798, 811, 820, 866) sırasıyla Araplar, Bulgarlar, tekrar iki kez Araplar, iki kez Slavlar, nihayet Ruslar Bizans’a saldırdılar.

 

İzavi ailesinden sonra Bizans tahtında Makedonya hanedanını görüyoruz. Birinci Basile ile başlayan bu hanedana bağlı imparatorların sayısı 23 ve egemenliklerinin süresi, 867 yılından başlayarak 1081 yılına kadar 214 yıldır. Makedonyalılar zamanını tarihçiler, Bizans’ın yeni bir kalkınma ve yükseliş devri saymakta birleşmiş gibidirler. Bu devir de Bizans, sarayları, tapınakları, değişil binaları, törenleri, edebiyatı ile dünyanın en önemli şehri oldu. Bilim ve edebiyat öğrenimi için Bizans’a her taraftan akın akın öğrenciler geldi, okullarındaki kürsülerde iktidar ve uzmanlıklarıyla tanınmış profesörler ders verirdi, kütüphaneleri en değerli eserlerin paha biçilmez hazineleri halini aldı. Makedonyalı imparatorlar arasında 7nci Constantin (912-959) Bizans’ta ne kadar bilim adamı, şair, ressam ve mimar varsa hepsini saraya toplayan ve onları korumasını bilen bir sanatçıydı.

 

Makedonyalılar zamanının Bizans için en büyük, çok önemli olayı, Anadolu’da beliren ve gün geçtikçe genişleyen Orta Asya’dan göç eden kavimlerin tehlikesidir.

 

Bu tehlike ile yüz yüze gelen imparator 4ncü Romain Diojene’in (1068- 1071) daha ilk saltanat yıllarında, Alparslan’ın süvarileri, Küçükasya’da Bizans sınırlarını geçiyor, Bizans şehirlerine akınlar yapıyorlardı. Gözü pek atılgan bir kumandan olan 4ncü Romain Diojene, bu endişe verici durum karşısında çok beklemeden ordusunun başına geçti, seyyar Orta Asyalı kavimlerin kuvvetleriyle iki yıl kadar durmadan çarpıştı, nihayet 1071 senesinde (Ağustosun 26ncı günü) Malazgirt ovasında Alparslan’ın küçük ordusu önünde buldu. Alparslan Ermenilerin de desteğini alarak Bizans’ı kesin bir yenilgiye uğrattı. İmparator 4ncü Romain Diojen’i de esir etti. Bu zaferi Bizans’ın yalnız Anadolu’da yıkılmakta olduğunun değil, aynı zamanda başkentleri İstanbul’un da ileriki yüzyıllarda kaybedileceğinin ilk işareti gibiydi.

 

Makedonyalı imparatorlar devrinin ikinci önemli olayı da, Papa’nın Bizans Patriğini aforoz etmesi (1054), bunun üzerine Ortodoks (Bizans) ve Katolik (Roma) kiliselerinin birbirinden tamamıyla ayrılmalarıdır ki, bilindiği gibi bu ayrılık, hala sürüp gitmektedir.

 

 

Bizans’ta Makedonyalıların saltanatına Comnène’ler son verdi (1081). Bu aileden İsaac Comnène, daha önce imparatorluk tacını giyerek iki yıl kadar (1057 - 1059) Bizans idaresinin başında bulunmuşsa da, o Comnène’lere âdeta yol göstermekten başka bir şey yapmamıştı. Onun için Birinci Alexis, Comnène ailesine bağlı imparatorların ilki sayılır. Comnène ailesinden Bizans tahtına geçen imparatorların sayısı dokuz ve egemenliklerinin süresi 1081 yılından 1204 yılına kadar 123 yıldır. Bu dönem içinde Bizans’a dışarıdan saldıran olmadı. Çünkü Comnène’ler, özellikle bunlardan ilk üç imparator (Birinci Alexis, İkinci Jean, Emanuel: 1081 -1180) dış politikada ciddi bir başarı gösterdiler, Bizans’ı Avrupa ile Asya’nın siyaset merkezi haline getirdiler. Bununla beraber, Bizans’ta ahlâk düşkünlüğü; baş döndürücü bir hızla artarak gittikçe tuhaf bir mahiyet alıyor, din ve mezhep kavgalarının ardı arası kesilmiyordu. Nihayet Latinlerin dördüncü Haçlı ordusu Bizans’a girdi. Bu suretle Comnène’ler imparatorluktan uzaklaştırılmış oldu (1204).

 

Latinler Bizans’a girince eşi görülmemiş bir vahşilikle hareket ettiler. Ayasofya’nın bütün hazineleri soyuldu, ne kadar değerli taş, altın ve gümüş din eşyası varsa çalındı. Değerli çerçevelerinin ele geçirilmesi amacıyla kiliselerdeki aziz resimleri parçalanarak ayaklar altına atıldı. Eski imparatorların mezarları açılarak içindeki mücevherler yağma edildi. Saraylarda, tapınaklarda, meydanlarda ve başka her yerde bulunan eski ve güzel eserlerinden hemen hiçbir iz bırakılmadı. Özetle Latinlerin Bizans’a girmeleri, bir facia ve bir felâket oldu.

 

 

Bizans’ta, Latin imparatorluğu, 1204 yılından 1261 yılına kadar, yarım yüz yıldan biraz fazla sürdü. Bu süre içinde gelen yedi imparator zamanında Bizans imparatorluğu parçalanarak Mora’da, Trabzon’da, İznik’te bağımsız yönetimler kuruldu. Bizanslılar Latinlerle bir türlü kaynaşamadılar, bu yüzden eski merkezlerini bunların elinden kurtarmak amacıyla akla gelen her çareye başvurdular. Bundan dolayı Latinler, Bizans’ta tam anlamıyla yerleşemediler ve sürekli zayıf kaldılar. En sonunda İznik’te hükümet eden Sekizinci Michel Paleologue, Bizans’ı Latinlerden geri aldı (1261).

 

Latinler Bizans’tan çıkarıldıktan sonra, Osmanlıların fethine kadar iki yüz yıla yakın zaman geçti (1261 - 1452). Bu süre içinde gelen on imparatorun birincisi Sekizinci Michel Paleologue, sonuncusu da Onikinci Constantin Dragosis’tir. Bu devrede Bizans’a eski kuvvet ve ihtişamını kazandırmak için oldukça çalışıldı. Kariye, Ayasofya ve surlar onarıldı. Fakat ne yapıldıysa faydasız ve etkisiz kaldı. Zaten imparatorluğun birçok parçaları koparılmış, Akdeniz adalarından bir kısmı Venediklilerin, Yunanistan’ın bir kısmı Latinlerin, Rumeli Bulgarların, Anadolu’daki bir kısım da Trabzon imparatorluğunun eline düşmüştü. Hükümet, iç karışıklıkları bir türlü yenemiyor, yıkılma emareleri günden güne çoğalıyordu.

 

İşte bu sıralarda Bizans, dört kez Osmanlıların saldırısına uğradı. 1396, 1402 yıllarında iki kez Yıldırım Beyazıt, 1414 yılında Yıldırım Beyazıt’ın kardeşi Musa Çelebi, 1422 yılında da 2nci Murat şehri kuşattılar. Osmanlılar, Asya’dan Avrupa’ya atlamış, merkezini Bizans’a komşu bir şehirde, Edirne’de kurmuştu. 1451 yılında İkinci Mehmet, 1453 yılının Nisanında Bizans’ı kuşattı, 53 günlük bir çarpışmadan sonra şehre girdi ve Bizans imparatorluğunun tarihi kapanmış oldu.

 

 

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !