KENDİLERİNDEN ÜSTÜN KUVVETLERİ YENENLER 5.1.2019 19993 Kez Okundu

KENDİLERİNDEN ÜSTÜN KUVVETLERİ YENENLER
Mahmut Esat Bozkurt
Mahmut Esat Bozkurt
 

 
 
 
 
KENDİLERİNDEN ÜSTÜN KUVVETLERİ YENEN

 İSMET İNÖNÜ, SULTAN 1.MURAT, BÜYÜK İSKENDER,

HZ. EBUBEKİR, MAO VE STALİN’E SAYGILARIMIZLA

 
İSMET İNÖNÜ 16 MART 1920’DE İSTANBUL’UN İŞGALİNDEN 3 GÜN SONRA KURMAY BİNBAŞISI SAFFET (ARIKAN)’LA BİRLİKTE, ER KILIĞINA GİREREK MALTEPE’DEN YOLA ÇIKIP “ Yaya olarak bazen de köylerden at temin ederek, sapa yollardan” giderek tam 25 gün sonra 9 Nisan 1920’de Ankara’ya gelip Mustafa Kemal’le birlikte çalışmaya başladı.



Orada toplanmış bulunan Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin en üst yetkilisi olarak Millet Meclisi’nin çalışmalarına katıldı. Bunu haber alaan Osmanlı Hükümeti Anadolu’da fiilen hükümet kurararak Milli Mücadele’ye baş olanlardan ve İstiklal Savaşı’nı hazırlayanlarda Albay İsmet’in rütbesinin sökülmesine, verilen nişanların geri alınmasına ve yakalandığı zaman muhakeme edilmeden idamına karar verdi.


İsmet İnönü, Osmanlı Hükümetinin kendi hakkında verdiği idam kararını takmadı ve 25 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ordularının Genel Kurmay Başkanlığı görevine başladı. 10 Kasım 1920’de Mustafa Kemal tarafından Genel Kurmay Başkanlığı ünvanı yine uhdesinde kalmak suretiyle batı cephesinin kuzey kısmı kuvvetlerinin komutanlığına “Ordu Komutanı Sıfatıyla” görevlendirildi.

Mustafa Kemal’in milli mücadele yıllarında İsmet İnönüyle tanışması Allah’ın takdiridir. Çünkü İsmet İnönü Osmanlı’da çok hızla terfi alan subaylardan biriydi, gösterdiği başarılardan dolayı daha 31 yaşındayken Albaylığa yükselmişti. Şimdi bütün zeka ve yeteneğini hem dış güçler hem de mensubu olduğu Osmanlı Hükümeti tarafından yok edilmek istenen bir ulus için kullanacaktı. 1nci ve 2nci İnönü Savaşlarını büyük bir başarıyla yönetti. Bilindiği üzere 1nci İnönü Savaşı, İstiklal Harplerinin ilk zaferidir ve Komutanı İsmet İnönü’dür. 2nci İnönü Zaferi ise sanki Mustafa Kemal’in “Çanakkale Geçilmez”’inin bir benzeri niteliğinde olup “Anadolu Geçilmez”dir ve bunu tüm dünya’ya kanıtlamıştır.

İsmet İnönü 1nci İnönü Savaşını 10 Ocak 1921’de kendisinden 3 misli kuvvetli Yunan Ordusuna karşı kazandı. Bu muharebede Türk ordusunun gücü; 417 subay, 8.500 er, 5.500 tüfek, 47 makineli tüfek ve 28 toptan ibaretti. Yunanlılar ise; 472 subay, 16.250 er, 12.500 tüfek, 270 hafif,120 ağır makineli tüfek ve 72 toptan oluşuyordu.
 
 


İsmet İnönü 2nci İnönü Savaşını 31 Mart 1921 gecesi kendisinden 2 misli kuvvetli olan Yunan Ordusuna karşı kazandı. 2. İnönü Savaşı aslında 1.İnönü Savaşı´nda istedikleri sonucu alamayan Yunanlıların hırsının ve aceleyle durumu lehlerine çevirme arzularının bir sonucudur. Eski itibarlarını kazanmak ve Anadolu´da askeri açıdan yeniden güçlü duruma geçmek için Afyon ve Eskişehir olmak üzere iki cepheden birden saldırıya geçtiler. Böylece tarihe 2.İnönü Savaşı olarak kaydedilen muharebe başladı. Resmi kayıtlara göre Yunanlılar 40.000 cıvarı tüfek, 400´e yakın makineli tüfek, 114 top ve 1200 süvari ile hücuma geçmiştir. Buna karşılık Türk ordusu, 2. İnönü Savaşı´nda 24.000 tüfek, 200 cıvarı makineli tüfek, 4900 süvari ve 150 cıvarı topla savunmasını yapmıştır. 3 üncü Yunan Kolordusu da 30 Mart’ta tekrar taarruza geçmiş, ancak Türk sağ kanadı bu saldırıyı geri püskürtmüştür. Ankara’dan yetiştirilen taze kuvvetler sarsılmış bulunan Türk sağ kanadını takviye ederek Yunanlılara karşı giriştiği saldırı ile onların taarruz gücünü kırmıştır.
 
 
Metristepe’ye o gün yapılan taarruz Yunan birliklerince durdurulmuş ve buradaki süvari tugayını alarak asıl Türk karşı taarruzunu beklediği batı kanadına göndermiştir. 30 Mart’ta bu taarruzu hazırlayan İsmet Paşa ertesi gün taarruza geçmeye karar vermiştir. Fakat daha sonra Yunan birliklerinin 1 Nisan günü sabahın erken saatlerinde geri çekilme emri verdiği anlaşılmıştır. Metristepe’ye gelen İsmet Paşa muharebenin kazanıldığını müjdeleyen raporunu yazdı.




BÜYÜK İSKENDER MÖ 334 – MÖ 333 HEM DE KIŞ AYLARINDA BATI ANADOLU’NUN FETHİNİ TAMAMLAYIP, Akdeniz kıyılarını takip ederek Perge’ye vardı. Gordion’dan Ankara’ya yönelen İskender, ardından sırasıyla Kapadokya ve Kilikya Kapıları, Misis Köprüsü ve son olarak Miryandros (İskenderun dolayları) civarında kamp kurduğunda, Pers hükümdarı III. Darius da Pinaros Çayı (Deliçay) kıyısında savaş düzeninde beklemekteydi. Darius’un ordusu, İskender’in ordusundan beş kat daha büyüktü.

 

İki ordu, İskenderun yakınlarındaki İssos’ta karşı karşıya geldi. İskender’in ordusunun merkezinde Phalanx(falanj) denen 6 metrelik mızraklar taşıyan profesyonel askerler yer alırdı. Aşırı uzun mızrakları sayesinde Persleri sıkıştırıp sayısal üstünlüklerini bertaraf ettiler. Ardından yaşanan İssos Çarpışması sonucunda, III. Darius kesin bir yenilgiye uğradı, ailesini bile arkasında bırakarak, savaş alanından kaçtı. İskender ilerlemesini Suriye ve Fenike yönünde sürdürdü. Pers şehirlerini kolayca elde etmesine karşın, Tiros (Sur) önünde beklemediği sertlikte bir direnişle karşılaştı. 7 ay boyunca şehir ele geçirilemedi. Kuşatma sırasında III. Darius, ailesi için fidye niyetine 10 bin talent ödemeyi ve Fırat Nehri’nin batısındaki topraklarının kendisine bırakılmasını önerdi. Bu anektodla ilgili olarak, İskenderun komutanı Parmenion’un “İskender’in yerinde olsam teklifi kabul ederdim” dediği, ancak buna karşılık İskender’in “Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim” şeklinde fikir belirttiği söylenmektedir.
 
 
2. yy. Makedon yazarı Polyaenus’un aktardığına göre; Büyük İskender’in babası Philip, askerlerine tek bir günde yaklaşık 50 km’lik bir mesafeyi tüm zırh ve silahlarıyla yürüme talimi yaptırıyordu. Falanks adı verilen güçlerin her birliğindeki her bir asker, seferler sırasında en az 30 gün süreyle ağır erzak ve malzemeler taşımak zorundaydı. Philip öldürüldükten sonra, Makedon devletinin yeni ordusu İskender’e miras kaldı. Büyük İskender, elit bir gruptan oluşan süvariler içindeki yoldaşlarından çekirdek bir kadro oluşturarak bir adım daha ileriye gitti. Bu seçilmiş adamlar onun kişisel arkadaş grubuydu. Polyaenus’un Makedonya askeri eğitimi hesabına göre; falanks piyadesine kasklar (kran), hafif kalkanlar (pelte), baldır zırhları (knemides) ve uzun mızraklar (sarissa) veriliyordu. Büyük İskender’in askeri taktik ve stratejileri bugün hala askeri akademilerde ders konusudur. 18 yaşında kazandığı ilk zaferinden başlayarak, savaş alanında adamlarına liderlik etmekteki etkileyici hızı, küçük gruplar oluşturarak düşman hatlarını hiç beklemedikleri bir anda kırmak, kazandığı itibarın başlıca nedenleriydi.
 
 
MÖ. 334’te Anadolu’ya geçerek III. Darius önderliğindeki Perslerle giriştiği mücadelelerde İskender’in ordusunun çekirdeğini “sarissa” adı verilen 6 metre uzunluğunda mızraklar taşıyan ve kılıçlı Pers ordusunu tutmayı başaran 15 bin kişilik güçlü Makedon falanksı oluşturuyordu.
 
 


 

19 yaşında tahta çıkan Büyük İskender, döneminin bilinen dünyasının yarısını, 13 yıl gibi bir sürede fethetti ve Büyük İskender İmparatorluğunu Kurdu

 

 
 
 
HZ. EBÛ BEKİR, MEDİNE’DE TOPLANMIŞ BULUNAN GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN ORDUYU, üç kez teşebbüs edildiği halde bir sonuç alınamayan Suriye ve Filistin’in fethine görevlendirdi. Kumandanlardan Amr b. Âs’ı Filistin’in, Şürahbîl b. Hasene’yi Ürdün’ün, Yezîd b. Ebû Süfyân ile Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı da Suriye’nin fethiyle görevlendirildi. 
 
 
Amr b. Âs Eyle üzerinden Güney Filistin’e, diğer kumandanlar ise Tebük-Maan yoluyla Ürdün ve Suriye istikametine sevk edildiler. Yezîd b. Ebû Süfyân, Ölüdeniz’in güneyindeki Bizans ordusunu mağlûp etti. Amr b. Âs ise kısa sürede Güney Filistin’i fethederek Gamrülarabât’a indi. 
 
 
Müslüman Araplar’ın bu ani hücumları ve başarılı sonuçlar almaları üzerine Bizans İmparatoru Herakleios, kardeşi Theodoros kumandasındaki 80.000 kişilik bir orduyu harekete geçirdi. Bizans kuvvetleri Kuzey Filistin’e kadar ilerleyerek Cillik mevkiinde karargâh kurdular. Bu orduya mukavemet edemeyeceğini anlayan Amr b. Âs halifeden yardım istedi. Bunun üzerine Ebû Bekir Hîre’de bulunan Hâlid b. Velîd’e haber göndererek süratle Suriye’deki ordunun yardımına gitmesini emretti.
 
 
Hâlid b. Velîd, uzun ve yorucu bir çöl yolculuğundan sonra yanındaki 700 kişilik birlikle Dımaşk’ın güneyinde yer alan Mercirâhit’e vardı. Buradaki Bizans birliklerini yenilgiye uğrattıktan sonra güneye yönelerek Busrâ’da bulunan Ebû Ubeyde, Şürahbîl ve Yezîd ile buluştu. Kısa bir kuşatmadan sonra Busrâ barış yoluyla ele geçirildi. 
 
 
 
 
Hâlid b. Velîd’in kumandası altında birleşen İslâm ordusu kuzeye doğru ilerlemeye başladı. İki ordu Kudüs’ün batısında Remle ile Beytülcibrin arasındaki Ecnâdeyn mevkiinde karşı karşıya geldi.
 
 
Hâlid b. Velîd İslâm ordusunun merkez kuvvetlerine Ebû Ubeyde’yi, sağ kanada Muâz b. Cebel’i, sol kanada Saîd b. Âmir’i, süvari kuvvetlerine de Saîd b. Zeyd’i devrin en güçlü devletinin düzenli, iyi eğitilmiş ve Sâsânîler’e karşı kazandığı zaferlerle morali yükselmiş ordusuyla savaşmak durumundaydı. 
 
 
İslâm ordusunun en az iki katı olan Bizans kuvvetleri ayrıca silâh ve teçhizat bakımından da çok üstündü. Ancak savaş Müslümanların kesin zaferiyle sonuçlandı. İki yıl sonra kazanılan Yermük zaferiyle de bölgenin fethi tamamlandı ve Filistin ve Suriye’nin kapılarının Müslümanlara açılmasıyla sonuçlandı.
 

 
 
MAO ZEDUNG: ÇİN´İN ÇOK YÖNLÜ, DERİN DÜŞÜNCELİ LİDERİ. Çin Komünist Devrimi, Çin´in kurulması yolunda, 1934´te imparatorluk içinde başlayan ve Çin-Japon Savaşı ve II. Dünya Savaşı´nı da içine alarak sonuca ulaşan Maocu bir halk devrimidir. Japonlar  1934´e kadar komünist orduları yenmek için 4 büyük askeri operasyon başlattı. Bu sırada Japonlar bir taraftan Şanghay´a çıkmış diğer taraftan Moğolistan´a ilerlemiştir.
 
 
 
Jiangxi´deki komünist hükümeti ezmek için art arda ordular göndermenin fayda vermediğini gören Çan Kay Şek bunu yerine komünistlerin bulunduğu bölgeleri çevirmek ve yavaş yavaş çemberi daraltmak yoluna gitti ve başarılı oldu. Bu durum karşısında komünist liderler çemberi yarıp güneydeki bölgeden çıkmayı ve kuzeye gidip yerleşmeyi planladılar. Bu karar 1934 yılında tarihin en hızlı yürüyüşlerinden birini başlatıyordu.
 
 
Büyük kısmı asker küçük bölümü sivil halk ve komünist şeflerden oluşan 300 bin komünist çemberi yararak Uzun Yürüyüş´e başladı. Jiangxi´yi ve Yangçe´nin güneyindeki üstlerini geride bırakarak önce batıya doğru ilerlediler. Yunnan´dan sonra Yangçe´nin yukarı kısmındaki dar boğazlardan geçtiler. Tibet´in eteklerinden dolaşıp Doğu Türkistan´a vardılar. Sonra kuzeye doğru ilerlediler. Moğolistan´a komşu Şensi eyaletinin kuzey bölgesinde durdular. Ortalama 13 bin kilometre yol yürümüş ve yürürken kendilerini takip eden Çan Kay Şek kuvvetleriyle de çarpışmak zorunda kalmışlardır. Uzun Yürüyüş başlarken komünistlerin kuvveti 100 bin kişiydi. Bittiği zaman açlık kış ve bazı firarlar yüzünden 30 bine inmişti. Ancak, komünistler bu yürüyüşle hem çevrilip yok edilmekten kurtulmuş, hem de daha güvenli bir bölgeye yerleşmişlerdi. Ayrıca bu bölgede Japonlarla savaşmak için hazırlık yapacak ve böylece Çan Kay Şek´in başaramadığı bir işe girişerek birçok farklı etnik ve siyasi grubun da desteğini kazanacaktı.
 
 
Uzun Yürüyüşten sonra Japonlarla savaşmak için hazırlık yapan komünistler aynı zamanda Şensi bölgesinde reformlar yapmış, eğitim kampanyası başlatmışlardı. “Çinli Çinliyle değil Japonlarla savaşmalı” sloganı bütün Çin´de yankı uyandırmıştı. Komünistler Japonlara karşı Nankin´deki rejim gibi boyun eğmeyeceklerini savaşacaklarını ilan ediyordu. Çan Kay Şek´in emrindeki kuvvetler Mançurya´da Japonlara yenilip çekilen kuzey doğu ordusuyla bölgedeki birliklerden oluşmaktaydı. Japonya ise 1937 yılı içinde bütün Çin´i istila etmek için planlar hazırlıyordu.

Sonuçta Çan Kay Şek ile komünistler arasında barış yapıldı ve böylece Çin Devriminde Japon emperyalizmine karşı savaş başladı. Japon ordusu 7 Temmuz 1937 de kuzeyden Pekin´e saldırdı ve Marko Polo Köprüsü´ne kadar geldi. Çok geçmeden Japon donanması Şangay´ı bombaladı ve kente asker çıkarttı. Japonya Çin´i tam bir sömürge haline getirmek için harekete geçmişti. Japonların Pearl Harbor´a yaptıkları baskından sonra ABD´nin savaşa girmesi durumu değiştirdi ve 2 Eylül 1945´te Japonya teslim oldu. Böylece Çin-Japon Savaşı da sona ermiş oldu.
 
 
 
 
 
STALİN, MAREŞAL JUKOV’A BİR SAVAŞ PLANI HAZIRLAMASINI EMRETTİ. Savaşı ve Stalingrad’ı kastederek, “Bu iş, Volga kıyılarında bitmeli” der. Jukov ve Vasiliyevski, böyle bir emre hazırlıklıdırlar, ertesi gün Stalin’e bir savaş planı sunmuşlardır. Ancak istihbarat raporları, Alman kuvvetlerinin bir iki gün içinde Stalingrad’da genel bir saldırı başlatacağı yönünde bilgiler içermektedir, savaş planı askıya alınır. 

Gerçekten de 14 ve 15 Eylülde 6. Ordu’nun saldırıları gerçekleşiyor. Karşılaştıkları, hazırlıklı direnişin karşısında kayda değer bir ilerleme kaydedemediler. Eylül ayı, kentteki Alman ilerlemesi, ağır da olsa sürüyor. Hemen her gün hava akınlarıyla desteklenen Alman saldırıları karşısında Rus birlikleri gerilemek zorunda kalıyorlar. Almanlar, Sivastopol kuşatması sırasında da kullanılan Dora demiryolu topları Stalingrad önlerine getirmişlerdir. 800 mm.lik bu dev toplar kent içindeki direnme noktalarını ve Volga´nın doğusunda konuşlanmış Sovyet top ve mevzilerini dövmektedir. 

Ekim ayında da bu genel gidişat sürmektedir. Almanlar 14 ekim 1942 de tesisleri tank üretebilecek şekilde değiştirilmiş, ve Stalingrad savaşları boyunca tank üretimini sürdürmüş olan traktör fabrikasına, Luftwaffe’nin üç bin çıkışlık desteğiyle saldırıyorlar. 62. Sovyet Ordusu, Volga üzerindeki üç köprübaşının bulunduğu birkaç yüz metrelik alana çekilmek zorunda kalıyor. Mevcudunun yüzde yetmiş beşini kaybetmiştir. 13. Muhafız Tümeni Alman saldırısını durdurmayı başaramamış olsaydı tümüyle imha edilecekti. Stalingrad’ın kuzey bölümü Almanların elindedir artık. 

Ekim ayının son haftası Stalingrad savunmacıları için en kritik günlerdir. Hava dona çevirmiştir ama nehir henüz donmamıştır, buz parçalarının yüzdüğü ağdalı bir sıvı halini almıştır ve bu durumda teknelerin ilerlemeleri olanaksızdır. Kent, bu süre içinde ikmal ve takviye alamıyor. Cephane ve yiyecek sıkıntısı had safhadadır. 

Stalingrad’da giderek umutsuzlaşan bir direniş sürerken, Jukov ve Vasilevskiy tarafından hazırlanan ve Uranüs operasyonu kod adı verilen planın hazırlıkları da tamamlanmak üzeredir. Plan, Stalingrad içinde bir karşı taarruzla Alman hatlarını kırmak yerine, Stalingrad’da Rus birliklerini kuşatmış olan Alman çemberini sarmayı hedefleyen bir plandır.
 
 

Stalingrad’ı kuşatmış durumdaki Alman 6. Ordusu ve 4. Panzer Ordusunu kuşatma hazırlıkları, Ekim ve Kasım ayları içinde sürdürülmüştü. 19 Kasım 1942 günü sabaha karşı, Stalingrad’ın kuzeyinde, binlerce topun gürlemesiyle Rus karşı taarruzu da başlamış oldu. Stalingrad’ın kuzey batısını tutan Romen birlikleri üzerine, daha gün ağarmadan çok yoğun bir top ve Katyuşa salvosu başlıyor. Gün ağarırken de Kızıl Ordu birlikleri saldırıya geçiyor. Topları, tanksavarları olmayan Romen birlikleri harekatın ilk saatlerinde, çok sayıdaki Rus tankının taarruzuna dayanamayacaktır. Kısa sürede Romen 3. Ordusunun cephesi yarılmıştır. 

Güney çenesini oluşturacak Kızıl Ordu birlikleri de bir gün sonra taarruza kalkmışlardır. Ard arda gelen keşif raporları, Alman komutanlara, Stalingrad’ın güneyinde 13 Sovyet ordusunun ve binlerce tankın harekat halinde olduğunu gösteriyor. 20 Kasım 1942, dar anlamda Stalingrad’da, geniş anlamda ise Doğu Cephesinde “son”un başlangıcıdır. Ancak, 20 Kasım 1942 günü, çoğu kez dikkatten kaçan bir başka yerde de sonun başlangıcı olarak algılanmaktadır. Kuzey Afrika. O gün Rommel’in birliklerine malzeme taşıyan elli Alman nakliye uçağından kırkbeşi, müttefik avcı uçakları tarafından düşürülmüştü. O günün akşamı Rommel, emir subayına, “Her şey bitti... Takviye gelmeyecek... Biz savaşı kaybettik” diyecektir. 

 
 
 
Almanlar, Merkez Ordular Grubundan ayırdıkları Erich von Manstein’in 11. Ordusunu Don Ordular Grubu olarak yeniden yapılandırarak bir karşı saldırı başlatmayı planlarlar. Kış Fırtınası Operasyonu kod adıyla planlanan harekat, Stalingrad’ın güney batısından taarruza geçecektir. 

Don Ordu Grubu, 12 Aralık 1942 tarihinde taarruzuna başlamıştır. Kızıl Ordu´nun iki direnç hattını kırıp ilerleyen harekat, Rusların yedekte tuttukları 2. Muhafız Ordusu´nu savaşa sürmeleri üzerine durdurulmuştur. STAVKA´nın stratejik planlarında 2. Muhafız Ordusu, esasen Satürn Operasyonu için ayrılmış birliklerden biriydi. Manstein´in Don Ordu Grubu´nun ilerleyişini durdurabilmek için bu orduyu kullanmak zorunda kaldılar. Dolayısıyla Satürn Operasyonu, Stalingrad´daki Alman 6. Ordu´sunun imhasına kadar ertelenmiştir. 

Ruslar 8 Ocak 1943de Stalingrad’da kuşatılmış durumdaki Alman askerlerine teslim ol çağrısı yapıyorlar. Teslim şartları katlanılmaz değildir. Her askere normal tayın verilecek, yaralılar ve hastalar tedavi edilecek, subaylar rütbe işaretlerini ve nişanlarını taşıyabileceklerdir. Özel eşyalara da dokunulmayacaktır. Uçaklarla Alman siperlerine atılan bildiri, sert bir tehditle son bulmakta, “Teslim olunmadığı halde Kızıl Ordu kuvvetleri Alman kuvvetlerini yok etmek zorunda kalacaktır. Direnenler acımasızca imha edilecektir.” Durum derhal Hitler´e iletilir ve Hitler derhal reddeder. 

10 ocak 1943 günü general Konstantin Rokossovski komutasındaki Ruslar beş bin topun bir saat süren hazırlık ateşinin ardından Stalingrad’daki Alman kuvvetlerine toplu bir saldırıya giriştiler. Altı günün sonunda Alman’lar yarı yarıya küçülmüş, 22 x 14 km.lik bir alana sıkıştılar. 24 Ocak 1943‘de eldeki son havaalanı da Rusların eline geçiyor. Son umutlar da ortadan kalkmıştır. Almanların hazırladığı bir havaalanı da pek çok uçak için kısa kalmıştır. Bundan böyle ikmal maddeleri havadan bırakılacak ve yaralılar tahliye edilemeyecektir. 

Ardı ardına gelen Rus saldırıları sonunda Almanların savunmaya çalıştıkları bölge üçe bölünür. 31 Ocak 1943 gecesi başlarken Paulus’un bir Bodrum katındaki karargahındaki radyo operatörü kendiliğinden bir mesaj gönderir. Rusların sığınağın kapısına dayandığını, cihazı imha edeceğini bildirir. Mesajın sonunda CL harfleri vardır. Bunlar, uluslararası bir koddur ve “istasyonumuz yayını kesiyor” anlamındadır. Paulus ve kurmay subayları, bir manga Rus askerine itirazsız teslim oluyorlar az sonra. Stalingrad’ın kuzey kesiminde iki panzer tümeniyle dört piyade tümeninin “kılıç artıkları”, o ünlü traktör fabrikasında direnmeye devam ediyor. 2 Şubat 1943 günü, öğleden hemen sonra Stalingrad üzerinden uçan bir Alman keşif uçağı şu telsiz mesajını gönderir. “Stalingrad’da hiçbir savaş belirtisi yok.” 

Stalingrad’da Ruslara teslim olan 6. Ordu mevcudunun 95 bin dolayında olduğu kabul edilir. 235 bin kişilik koskoca bir ordudan geriye kalanlardır bunlar. Bu askerlerden ancak 5 bin kadarı ülkelerine geri dönebilmiş, diğerleri soğuktan, hastalıktan ve yetersiz beslenmeden Sibirya topraklarında ölmüşlerdir.
 
 
 
1.SULTAN MURAT HÜDAVENDİGAR (ORHAN GAZİ VE NİLÜFER HATUNUN OĞLU) 1362 YILI MART AYINDA 35 YAŞINDA İKEN PADİŞAH OLDU. Bu yıllarda Bursa başkentti. Bursa´ya Hüdavendigar sancağı adı verdi. Seferlerine Ankara´nın fethi ile başlayan Sultan Murat, Edirne´yi zaptederek burayı kendine başkent yaptı. Sırp, Macar, Bulgar krallıkları ve Bosna, Eflak prenslikleri Osmanlı´nın ilerleyişi durdurmak için savaş başlatma gereği duydular. 1364 yılında başlayan savaş, Macar Kralı I. Lajos, Prilep bölgesinin Sırp kökenli beyi Vukašin Mrnjavcevic, İvan Ugleşa, Eflak Prensi ve Bosna Prensi idaresindeki birliklerden oluşan 60.000 kişilik bir Haçlı ordusu kurulup Macaristan Kralı Lajos komutasında Edirne üzerine yürümesiyle başladı.
 
 
 
 
Osmanlı ordusu ise neredeyse haçlı birliklerinin 5’te biriydi. Lala Şahin Paşa idaresinde olan birliklerin toplam sayısı 12 bini geçmiyordu. Osmanlı Hükümdarı olan Murad Bey, Lala Şahin Paşa´ya haçlı ordusunun ilerleyişini yavaşlatması için emir vermişti. 10.000 kişilik akıncı birliği Haçlı ordusunun Meriç Irmağı´nı geçişini durdurmakla görevliydi. Ancak Haçlı Meriç Nehri´ni İslimye´de geçmiş ve Edirne´ye iki günlük yolu rahat bir şekilde ilerlemişlerdir. Savaşı kazandığını düşünen Haçlılar, rahatına bakmayı düşünmüşlerdir. Osmanlı ordusu ise gecenin karanlığından yararlanarak, Meriç nehrinin etrafındaki çevreleyen bataklıkları aşarak Haçlı ordusuna saldırdı, Sırp ve Makedon orduları panik içinde darmadağın oldular. Savaş Osmanlı ordusunun kesin zaferiyle sonuçlandı. Kayıtlara göre Sırplar onbin kayıp verdiler. Ayrıca kaçmak için Meriç nehrini kullanmak isteyen binlerce Sırp Meriç ırmağından boğuldu.
 
26 Eylül 1371 Çirmen muharebesi ile birlikte Osmanlı´nın Avrupa´da kesin üstünlüğü kabul edilmiş, Balkanlar´da fetihler hız kazanmaya başlamış, birçok krallık vergiye bağlanmıştır.
 
 
 
 Kaynaklar :
* Mithat Sertoğlu -İsmet Paşa’nın ardından - Hayat Tarih 1974 Sayı 2
* http://users.pandora.be/stalingrad/
* Vikipedi
* http://devlet.com.tr/makaleler/y215-BIRINCI_INONU_MUHAREBESI_
* https://www.kurtulussavasi.gen.tr/2.-inonu-savasi.html
* https://www.turkcebilgi.com/%C3%A7irmen_sava%C5%9F%C4%B1
 
 
 
 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !