KUZEY SURİYE´DE TARİHİ AKROPOLİS 25.11.2019 738 Kez Okundu

 

 
SURİYE’DE BRONZ ÇAĞINDA SÜMER’LERLE ETİ’LER ARASINDA
AKDENİZE KIYISI OLAN KÜLTÜRLÜ FAKAT KURNAZ BİR DEVLET
 
 
Ebla, Suriye´nin batısındaki Tunç Çağı´ndan kalma en geniş arkeolojik alanlardan biridir. 1965 yılında başlayan kazılar, M.Ö 3. bin yılın kentsel uygarlığının kökleri hakkındaki bilgilerimizin artmasına katkıda bulundu ve M.Ö. 2 bin yılın ilk yarısının Amorites Krallıkları. Ebla’nın arşivlerinin keşfi, eski Suriye uygarlıklarının incelenmesi üzerine yeni bakış açılarına yol açtı. Sahada yoğun kaçak kazı ve ağır makineler kullanan kazılar bildirilmiştir. Akropolis´te, Kraliyet Sarayı´nın avlularında, özellikle de arşiv odasının etrafında, rastgele delikler açılmıştır. Sarayın idari süitindeki bazalt merdivenleri ve sarayın diğer kısımları kısmen tahrip olmuştur. Doğal deformasyon, bölgede çalışan arkeolojik görevliler tarafından restore edilmiştir. Sitenin modern tesisleri zarar görmüştür.
 
Kuzey Suriye’de unutulmuş bir süper devletin, Ebla’nın, 4500 yıllık devlet arşivini İtalyan arkeologlar bulmayı başardılar. Ebla Devleti´nin resmi arşivinin olduğu anlaşılan özel bir odada, MÖ. 2300 yıllarına tarihlenen, binlerce kil tablet bulundu.
 

Ebla tabletleri Suriye sınırları içerisinde yer alan antik kent Ebla´da binlerce kil tablet ve küçük parçadan oluşan bir saray arşivi koleksiyonudur.[1] Hepsi MÖ 2500 ve şehrin yıkıldığı MÖ 2250 yılları arasında tarihlendi.[4] Bugün, tabletler Suriye´de Halep, Şam ve İdlib müzelerinde tutulmaktadır. Tabletlerdeki yazılarda iki dil ortaya çıkmıştır: Yerel olarak konuşulan Ebla dilini fonetik olarak temsil eden Sümerce ve daha önce bilinmeyen bir dil kullanılan Sümer çivi yazısı (Sümer logogramları veya "Sumerogramlar") [5] .

 
Kil tabletlerin birinin üzerinde, bir hükümdar ötekine 80 sayfa uzunluğunda bir ”mektupta” dostluğundan söz ediyor ve ona “Ben senin kardeşinim, sen de benim kardeşimsin. Şimdiye kadar biz de birbirimize kardeşler gibi yardım ettik…" diyor,
 
Oysa bunları yazan hükümdar asıl soruna gelebilmek için yalnız iki satıra ihtiyaç göstermişti: ”Bana çabuk iyi asker gönder!"
 
Bir kil tabletin üzerine kazınmış olan bu yardım isteği 4500 yıllık bir devlet arşivinden çıkarılmıştı, İtalyan arkeologlar Suriye’de eski bir kent olan Ebla’nın taş ve kumla örtülü bir tepesinde bunu bulmuşlardı. Pişirilmiş kilden tabletler üzerine yazılmış dokümanların bir kısmı okunmuş ve tercüme edilmiştir. Tabletlerin üzerindeki bilgiler tarihçileri Doğunun tarihini yeniden yazmak zorunda bırakmıştır.
 
Yukarıda sözü geçen mektup bunun nedenini çok iyi açıklamaktadır: kardeşçe rica mektubunu yazarak asker isteyen kişi Ebla Kralı, mektubu alacak kişi de İran’da Ebla´dan 1200 kilometre uzakta olan Hamazi kent devletinin hükümdarıydı. Aradaki bu büyük uzaklık eski çağ kâşiflerini şaşırttı, Çünkü hiçbiri tarih kitaplarında kenarda kalmış olan Ebla’ya böyle uzak bir yerden böyle bir yardım ve dostluğun gelebileceğini tahmin etmemişti.
 
Oysa çivi ile yazılmış kil tabletleri bunun tam tersini yazıyorlardı: zamanımızın başlangıcından (Hz.’nın Doğumundan) 3000 yıl önce Ebla, o zamanların bilinen büyük devletleri Mısır ve Mezopotamya gibi yakın doğuda önemli bir rol oynamıştı.
 
Ebla’nın kalıntılarının aranmasına 1964 yıllarında başlandı. Neredeyse on yıl süreyle İtalyan arkeoloğu Paolo Matthiae altı kişilik is arkadaşlarıyla beraber Şam’ın 250 kilometre kadar kuzeyinde “Tel Mardikh” höyüğünde Suriye’nin geçmişiyle ilgili izleri aramaya başlamıştı. Başarı orta derecede idi: Araştırmacılar heykeller, möble kalıntıları, kil parçaları ve ziynet eşyaları buldular, fakat önemli bir buluş yapamadılar.
 
Bütün bunlar ancak 1970 yılında dünya yüzüne çıkarılabildi. Eski bir sarayın örenleri (harabeleri) arasında Matthiae çivi yazısı ile yazılmış (kazılmış) 42 kil tabletine rastgeldi. Bir yıl sonra Romalı Üniversite Profesörü içinde hiç bozulmamış, 20.000 tablet ve parçalarından meydana gelen bir devlet arşivi buldu. Matthiae bir tek günde saray kalıntıları içinden, başka uzmanların şimdiye kadar üç bin yıldan beri bildikleri bütün çivi yazılı metinlerin 4 kez daha fazlasını çakarmış oldu. Tabletlerde Ebla şehrinin kral listeleri, kraliyet törenleri, ferman ve anlaşmalar, yer isimlerinin yer aldığı atlas (MÖ 2600) ile [6] ilahiler, ayinler, destanlar ve atasözlerini içeren edebi metinler vardır. Tabletlerde İbrahim ve İsmail ile Sodom ve Gomore´nin varlığı tartışma konusudur. İtalyan arkeolog diplomatik yazışmaları, devlet antlaşmaları, alınan borçların listeleri, ticaret ve ulaşım anlaşmalarını öyle bir ölçüde meydana çıkardı ki, bunların metinlerinin, çevirileri uzun yıllar alacaktır.
 
Tabletlerin üçte birini bu arada, eski doğu dilleri uzmanı olan Giovanni Pettinato İtalyancaya çevirebilmiştir. Araştırmaların bulduğu gerçekler güvenle hareket edebilmek için ona yeterlidir: Düz, yaklaşık olarak, 56 hektar büyüklüğündeki ”Tell Mardikhe” höyüğünde zamanın tozları altında kalıp unutulmuş bir büyük devletin kalıntıları meydana çıkarılmıştır. Pettinato’ya göre kil tabletleri MÖ. 2500 ile 2200 yılları arasında Suriye yaylasında yaklaşık 100 koloni ve bunların ortasında o zaman doğunun en zengin ve büyük ticaret merkezi olarak Ebla’nın bulunduğu bir devletin hüküm sürdüğü anlaşılmıştır. Ebla’nın etkisi bugünkü Anadolu’dan Kızıl Denize ve doğuda Mezopotamya sınırlarına kadar uzanmaktaydı.
 
Mısır ve Mezopotamya’dan farklı olarak Ebla hiç bir zaman kesin sınırları olan bir devlet değildi. Onun kudreti vatandaşlarının becerilerine ve başka şehirlerin ticaret ve devlet antlaşmalarıyla kendisine olan bağlılığına dayanıyordu. Ebla devleti Prof. Pettinato’nun anlattıklarına göre, 13-17’inci yüzyıllarda Kuzey Avrupa’daki Hansa şehirlerinin birbiriyle olan bağlantısına benzemekteydi. MÖ. 2500 yıllarında en aşağı 500 kent düzenli olarak her türlü mal ve meta değiş tokuşu yapmaktaydı.
 
160.000 kişilik bir nüfusa sahip alan Ebla, en büyük kazancını, Mısır, Mezopotamya ve İran’la yaptığı ticaretten sağlıyordu. Kentte sıkıca “örgütlenmiş devlet ticaret büroları“ burasının kuvvetini ellerinde tutuyordu. Onlar Ebla’nın güvenilir ve sözünü dakikası dakikasına tutan bir ticaret ortağı olarak kazandığı ünün esasını oluşturuyorlardı, Devletin denetleme memurları malların kalitesini kontrol ederler ve teslim tarihlerinin tam tutulmasını sağlarlardı. Kralın bir haberleşme servisi Ebla‘daki tüccarlara bütün doğu pazarlarına ait en son haberleri yetiştirirdi.
Bu gibi görevleri yapabilmek için devletin denetimi altında bulunan birçok "genel müdürlükler" ve haberleşme büroları zamanına göre 11.000 memur çalıştırırdı.
 
 
 
Tıpkı devletin ticareti elinde tuttuğu modem ülkelerde olduğu gibi Krallık büroları en önemli malların alış verişi üzerinde bir tekele sahiptiler: kıymetli metaller, dokuma sanayii ve seramik ile ilgili mallar ve odun. Odun (kereste) orman kalmayan Mezopotamya’ya büyük kazançlarla satabildiğinden, insanlık Eblalı’ların bu kazanç hırsına uygarlığın ilk büyük ekolojik felaketine borçludur. Kuzey Suriye’nin geniş orman rezervleri sonuna kadar bitirildi ve ne çare ki onlar bir daha da büyüyemedi. Ağaçların tamamıyla kesilmesi zeminde bataklıklar meydana getirdi, yamaçlar ekilemez oldu. Bir vakitler bitek olan o nehir vadileri ıssızlaştı, çünkü ormanlar su rezervuarı ve iklim regülatörü görevlerini yapamaz oldular.
 
Kral ailesinin iktisadi büyük bir kudreti olmasına rağmen, politik etkisi —Mezopotamya ve Musırdakinin tersine — sınırlarıydı. Kil plaketlerdeki metinler Kralın, yaşlılardan oluşan bir kurul tarafından denetlendiğini pek güzel açıklamaktadır, bu kurul şehrin zengin ailelerinin üyelerinden bir araya geliyordu.
 
Ticaret merkezi Venedik’in sonradan yaptığı gibi Eblalı tüccarlar da binlerce yıl önce anlaşmazlıklarını silah kuvvetiyle çözmeyi yeğlemişlerdi, fakat askerler çok paraya mal olduğundan Ebla kendi özel silahlı kuvvetlerini tutmaya yanaşmamıştı. Buna rağmen karşı tarafa anlaşmalarını özellikle hatırlatmak gerekince, Ebla Hükümdarı dost şehirlerden yardım isterdi. Böylece paralı askerlerden bir ordu meydana gelir ve ceza işlemi bittikten sonra bu ordu tekrar ülkesine gönderilirdi. Bu hatırlatmanın giderleri ise tabii yenilen tarafça üstlenilirdi. Ebla ile rekabet eden Orta Fırat boyundaki Mari adında bir ticaret merkezi, Pettinato’nun çevirdiği askeri bir metinden açıkça anlaşıldığına göre, sonunda 400 kilo altın ve 11.000 kilo gümüş ödemek zorunda kalmıştı.
 
Kilden vazolar, heykeller ve möble kalıntıları, aynı zamanda devlet arşivinin sayısız edebi metinleri Ebla halkının gerçekten yaşamasını bildiklerini kanıtlamaktadır. Onlar güzel sanatları geliştirmişler, güzel çok renkli giysiler giymişler ve evlerini kıymetli mobilyalarla döşemişlerdi. Kadınlarının halis kıymetli taşlardan ziynet eşyaları vardı. Ebla’nın en pahalı ürünlerinden biri de içlerinden altın ipliklerin geçtiği Damask (Şam) kumaşlarıydı. Suriye’nin başkenti Sam (Damask) Prof. Pettinato’ya göre, Ebla´nın bu kumaş özelliğine hala adını borçludur.
 
 Tabletlerdeki dil, Roma Üniversitesi´nde arkeolojik yazı uzmanı olan İtalyan Giovanni Pettitano tarafından çözüldüğünde, konunun önemi daha da iyi anlaşılmış oldu. Çünkü tabletlerde Kuran-ı Kerim´de de adı geçen melek Mikail (Mi-ka-il) yanı sıra (Doubleday, 1981, s. 271-321) üç İlahi kitapta bahsedilen peygamberlerin Hz. İbrahim (Ab-ra-mu), ve Hz. İsmail (Iş-ma-il)´in isimleri bulunmaktaydı. (Howard La Fay, "Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk", National Geographic Magazine, Aralık 1978, s. 736). Ayrıca yazılarda Ebla’ya uzak olmayan Sina, Gazze ve Kudüs isimleri de geçiyordu. Bu da Eblalıların bu yerlerle olan ticari ve kültürel ilişkilerini gösteriyordu. Tabletlerde görülen önemli bir ayrıntı ise Lut kavminin yaşadığı yer olan Sodom ve Gomorra bölgelerinin isimleri idi. Bilindiği gibi Sodom ve Gomorra, Ölüdeniz kıyısında, Lut kavminin yaşadığı, Hz. Lut’un tebliğ yapıp insanları din ahlakına çağırdığı bölge idi. Bu iki yerin dışında ayrıca Kuran ayetlerinde geçen İrem şehri de Ebla Tabletlerinde geçen isimlerin arasında bulunmaktaydı. Ebla’nın düşünce bakımından zengin ve akıllı halkı kuşkusuz, bugünkü Suriyelilerin atalarıdır. Amerikalı arkeoloji uzmanı ve dinler tarihi araştırmacısı David Noel Freidmann da yaptığı incelemelere dayanarak tabletlerdeki İbrahim ve İsmail gibi isimlerin peygamber isimleri olduklarını bildiriyordu. Friedmann’a göre İsrail soyunun ilk ataları da Ebla’dan gelmişlerdir. Friedmann bu tezini, içlerinde, İbrahim, İsmail, Mikail gibi adların birbiri izlediği Ebla metinlerinden çıkarmaktadır, bilindiği gibi bu adlar Yahudilerin dinsel tarihinde önemli bir rol oynarlar. Ebla Tabletlerinde saptanan peygamber isimlerine ilk kez bu kadar eski bir tarihi belgede rastlanmaktaydı. Tevrat´tan 1500 yıl öncesine ait olan bu bilgiler oldukça dikkat çekiciydi. Hz. İbrahim´in isminin tabletlerde geçiyor olması, Hz. İbrahim ve onun getirmiş olduğu dinin "Tevrat´tan önce var olduğunu” teyit ediyordu. İçinde Hazret-i Mûsâ’ya ait olduğu söylenen Tevrat’ın da bulunduğu Eski Ahid metinlerinin tamamlanarak resmen kabulü ve ilanı, M.S. 90 ve 100 yıllarında (Hazret-i Musa’dan yaklaşık 1300 yıl sonra) olmuştur. Eski Ahid, bu tarihte toplanan Yahudi meclisinde (Jamnia Sinodun’da) bir çok nüsha arasından seçilmek suretiyle standart hale getirilmiştir.
 
 
Kaynakça
1.      ^ Numbers as in R. Biggs, "The Ebla tablets: an interim perspective", The Biblical Achaeologist 43 (1980:76-87); Palace G in the excavation reports.
2.      ^ Moorey, 1991, p.150–152.
3.      ^ Hans H. Wellisch, "Ebla: The World´s Oldest Library", The Journal of Library History 16.3 (Summer 1981:488-500
4.       ^ Dumper; Stanley, 2007, p.141.
5.       ^ Hetzron, Robert (1997). The Semitic Languages. Routledge. s. 101. ISBN 0-415-05767-1. Erişim tarihi: 17 Mayıs 2015.
6.         ^ Giovanni Pettinato, "L´atlante geografico del vicino oriente attestato ad Ebla e ad Ab? Sal?bikh", Orientalia 47 (1978:50-73).
(b)       Rainer GOHR –Stern
(d)       Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 118, Eylül 1977 ve sayı 131, Ekim 1978

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !