LATİN AMERİKA VE TÜRKİYE´DE TERÖRİZM 4.12.2018 3892 Kez Okundu

LATİN AMERİKA VE TÜRKİYE´DE TERÖRİZM
Tekin GÜLTEKİN
Tekin GÜLTEKİN
 
 

Latin Amerika’da basitçe belirtmek gerekirse terörist örgütler diye bahsedebileceğimiz kaydadeğer bir liste yoktur ancak  bölgedeki her ülke en az bir kez olmak üzere – bazıları birden fazla olarak oldukça yoğun bir şekilde terörizmden zarar görmüştür. Bunlardan bazıları sadece rahatsızlık verici seviyelerde kalırken; diğerleri hükümet kuruluşlarını ve yaşamı tehdit edici boyutlardadır.

Latin Amerika’da bu sosyal huzursuzluğun sebebi keşifler dönemlerine değin dayanan kültürel oluşumlardır. Yasalar o zamanlar İspanya Kralı tarafından yazılmıştı ve zamanla değişiklikler ve güncellemeler yapabileceğine inanıyordu. Ve tüm bölge için yasalar oluşturma eğilimindeydi sonuçta ortaya birçok uyumsuz yasa çıktı. Bu hal yasalara karşı gevşekbir tutumu teşvik etti ve yasa uygulayıcıları arasında sorumluluk eksikliğinin artmasına sebep oldu.

Bağımsızlık ilanlarını izleyen yıllarda hükümetler genellikle kendi çıkarlarına uygun olarak oligarşiler tarafından yönetildi ve varlıkları ile yoklukları belli olmadı. Bu şahsi çıkarlar çerçevesindeki tekelci güç geleneği ülkedeki çoğunluğun vatandaşlık haklarından yoksun bırakılması anlamına geliyordu. Doğal olarak bu da yine yasalara karşı gevşek bir tavıra ve sorumluluk eksikliğine yola açtı.

Yasalara karşı gevşeklik ve tekelci güçlerce yönetilme sonucunda iki veri ortaya çıktı: Yozlaşma ve Şiddet. İktidarda olanların yol açtığı yozlaşma iktidarın halk için, halk yararına olmasından çok ücretli hizmet hükümeti olması temeline dayanıyordu ve şiddet bu vatandaşlık haklarından yoksun bırakılanlar tarafından kendisine başvurulacak bir araç oldu. Nihai sonuç herkes tarafında temel sorumluluk eksikliği oldu. İktidarda olanlar kuralları kendi çıkarlarına uygun olarak değiştirdiler ve iktidar haricindekiler ise bu kurallara uymaya kendilerini zorunlu hissetmediler.

 

 

BU ÖN AÇIKLAMALAR DOĞRULTUSUNDA SİZLERE ŞİMDİ TÜRKİYE’DEKİ KARMAŞA VE TERÖRİZMİN NEDENLERİNDEN BAHSEDECEĞİM.

 

Arkasında devlet desteği olmadığı takdirde terörizmin çözülmesinin oldukça kolay olacağı açıktır. PKK terörizminde olduğu gibi eğer arkasında ABD gibi bir devlet varsa  bu durumda terörizmin yok edilmesi oldukça karışık bir hal almaktadır ve bu durum Türkiye’de olduğu gibi sözkonusu ülkenin sosyal ve ekonomik düzenini ve yaşam standartlarını sekteye uğratacaktır. Türkiye’de son yarım yüzyıldır terörizmden oldukça fazla hasar görmüştür. 1970’li yılların ikinci yarısında nihayetinde 1980’de askeri idarenin gelmesine neden olan kabaca 5000 siyasi cinayet işlenmiştir 

 

1984 yılından beri de Türkiye kendisine karşı savaşan bir terörizm örgütü olduğu kadar geleneksel asilerin gerilla taktiklerini uygulayan PKK olarak bilinen bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisine karşı savaş vermiştir. Sonuç olarak, geçmiş 48 yıllık mücadele sonunda (Türkiye rakamlarına göre) yaklaşık 40.000 insan yaşamını yitirmiştir ve bunların 7000 kadarı savaşmayan ve yine halktan siviller oluşturmaktaydı. Böylece Türkiye tüm Batı ülkeleri içinde terörizm konusuyla günlük bazda doğrudan yüz yüze gelen ve yaklaşık yarım yüzyıllık bir süre gün be gün mücadele etmiş olan tek ülkedir.

İkincil öncelikli olarak da terörizm destekçisi devletlerden ilk sıraları alan “Iran, Irak, Suriye” ile sınırı bulunan dünyadaki tek ülke Türkiye’dir. İran, Irak ve Suriye´den oluşan bu ülkelerin üçü de geçmişte başlıca PKK’yı kullanarak Türkiye’ye karşı terörizmi körüklediler diğer taraftan ilginç bir gerçek daha ortaya çıktı. PKK bir taraftan ABD’nin kara listesindeki terör örgütleri arasında görünürken, diğer taraftan bizzat ABD tarafından silah ve eğitim yardımı yapılarak destekleniyordu. Öldürülen PKK’lılarla birlikte ele geçirilen binlerce silah ve mühimmatın ABD yapımı olduğu tespit edildi. Aynen Amerika Birleşik Devletleri, Irak, Suriye gibi İran da İslam terörizmini kullanarak Türkiye’de yıkıcı faaliyetlerde bulundu. Birçok önde gelen laik Türkiye insanları İslami fanatikler tarafından katledildiler. Türkiyelilerin düşüncesine göre bu olayların elebaşlarının İran’da eğitim gördükleridir.

 

Son yıllarda Türkiye’nin kendi içinde İslami hareketler karışık bir hal almıştır. Esasen laik Türkiyeli ileri gelenleri ile Türkiye toplumunun İslami kitleleri arasında davranışsal ve düşünsel bir uçurum vardır. Fakat diğer taraftan dindar olmayan ve İslami partilere oy vermeyen birçok Türkiyelinin İslami dünya ile geçmiş yüzyıllardan kaynaklanan duygusal bağları bulunmaktadır. Yapılan bir ankette Türkiye’nin Avrupa Topluluğu Ülkelerine mi yoksa İslami Devletler Topluluğuna mı daha yakın olduğu sorulduğunda % 44’ü İslami dünyadan yana olduğunu % 26’sı Avrupa’dan yana olduğunu söylemiştir ve geri kalan yüzde ise ya her iki taraf diye ya da hiçbir şeklinde yanıtlamıştır. 

 

 Necmettin Erbakan tarafından 1969 yılında ilk İslami Partini kurulduğu zamanlara gidersek Türkiye’nin o zamanki felsefesi İslami görüşü demokratik sisteme uyumlu hale getirmekti. Bu İslami görüş iktidara gelene kadar hiçbir tehlike olmadığı sürece iyi bir şekilde işliyordu. Fakat sadece % 21 gibi bir oy çoğunluğu ile bile olsa İslam taraftarları 1995 yılındaki seçimleri kazandığında bu durum doğal olarak değişti ve parlamentoda yaptıkları bir manevrayla bir sonraki yıl Erbakan başbakanlığındaki koalisyon hükümeti kuruldu.

Erbakan ile birlikte demokratik sistem içinde İslami görüşün de yer alması kısmen de olsa gerçekleşmişti ancak iktidarda oldukları bir yıl içinde hükümet koalisyon gruplarının baskısı altında ve özellikle askeri baskı altında sıkı bir şekilde izlendi ve 28 Şubat Post Modern Darbesiyle Erbakan ve partisi siyasetten men edildi. Bu gelişmeler neticesinde İslami düşüncenin Türkiye’de tam iktidar olmak için yolunun artık kalmadığı düşünülürken, Refah Partisi yerine Recep Tayyip Erdoğan tarafından Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi arkasına Amerika Birleşik Devletlerinin ve Arap Ülkelerinin maddi desteğini alarak 2003 yılından beri bunu başarmış görünmektedir. Bununla birlikte ortada görünen bir gerçek vardır ki bu İslamiyet anlayışı Erbakan’ın düşlediği Hz. Muhammed’e Odaklı bir İslamiyet değil içinde birçok batıl düşünce ve eylemin sözkonusu olduğu Amerikancı bir İslam Modelidir ve çökmeye mahkûmdur.

 
 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !