MADEMKİ SENİN DİNİN SANA BENİM DİNİM BANA ÖYLEYSE 20.12.2018 5721 Kez Okundu

MADEMKİ SENİN DİNİN SANA BENİM DİNİM BANA ÖYLEYSE
Fuat Köprülü
Fuat Köprülü

 

 

MADEMKİ SENİN DİNİN SANA BENİM DİNİM BANA ÖYLEYSE CİHAT NİYE ?

 İtiraf etmek zorundayız ki, bütün İslam dünyasının toplumlarında hep yanlış zihniyetler hüküm sürdüğü içindir ki, doğudan batıya kadar İslam ülkeleri yüzyıllardır çatışma içinde kıvranmaktadır. Bu düşüncemi açıklamak arzusu ile biraz daha ayrıntıya girmek isterim. Hepinizce bilinmektedir ki, Tanrının, tarihte ayet hükümlerini yeryüzüne indirmeye başladığı yıllarda ve sonrasında, Arabistan yarımadasına komşu ülkelerde çeşitli kavimler vardı. İslam dinini bütün insanlığa kabul ettirmek için, Allah yolunda kılıç çeken Araplar, yüzyıllarca yüksek uygarlıklar yaşamış ulusal geçmişlerine, gelenek ve göreneklerine sahip birçok kavimleri, Türkler, İranlılar, Mısırlılar, Bizanslılar gibi milletleri az zamanda İslamiyet çemberine aldılar.

 İslam dininin esaslarını içeren ve Tanrı tarafından Arap Kavmine hazır bir şekilde sunulmuş olan İslamiyeti kabul eden Türkler dahil tüm milletlerin yönetici kadroları zamanla yaptıkları işlerin gerekçelerini sonuçları iyi de olsa kötü de olsa İslamiyet’e dayandırarak kendilerini kolaylıkla aklayabilecekleri bir ortama eriştiler. İslamiyet özü itibariyle genellikle Arap Kavmine özgü olayları içermekte olduğundan Araplar dışındaki ulusların yaşam tarzları, geçmişlerinin mirasından olan adet ve inançlar ile sürekli çelişmeye başladı. Bu durum sayısız miktarda Kuran’ın tefsirlerinin (ayetlerin yorumlanması) yapılmasına, dahası ortaya birbirinden farklı mezheplerin çıkmasına sebep oldu. Dolayısıyla İslamiyet’i kabul etmiş olan milletler aradan geçen yüzyıllar boyunca toplumsal, kamusal, sanatsal ve bilimsel işlerinde kendi özgür akıl ve iradesini kullanamıyor herşeyi İslam Dininin esasları içinde çözmeye çalışıyorlardı ki, bu imkânsızdı. Üstelik insanoğlunu iyi melekelerin yanı sıra şeytani özelliklere havi yaratmış olan Tanrı tüm insanların İslam diniyle kemale ermesini istiyor ve aksi halde kendilerinin ahrette tahayyül edemeyecekleri derecelerde cezalandırılacaklarını bildiriyordu. Kuran’da yüksek frekanstan dile getirilen bu söylem bazıları için kötülüklerden caydırıcı olmakla birlikte diğer bir takım insanlar tarafından suiistimal edilerek toplumların gelişmesini sağlayacak birçok yeniliğin önüne set vuruyordu. Bu bağlamda kendi tarihimizden örnek verecek olursak Galata Kulesinden Üsküdar’a aerodinamik kuralları yerine getirerek uçan Hazerfen Çelebi diğer birçok bilgin gibi ilmi çalışmasının ödülünü katledilerek görüyordu.

 İşte İslam dini bir taraftan hertürlü ar-ge çalışmasından uzak ve hiçbirşeyi sorgulamayan ve risk almayan inzivaya çekilmiş bir halk türü ve adaleti kendi menfaatlerine göre düzenleyen idareciler yaratırken diğer taraftan işi farklı din hatta mezhepten olanların katledilmesi derecesinde soykırıma vardıran eşkıyalar, cemaatler ve orduların kurulmasına sebep olmuştur. Bu tür bir akıldışı anlayışın milyarlarca insanın yaşadığı yeryüzünde hüküm sürmesi elbette beklenemezdi. Peygamberler bile ister kendilerine bir kitap indirilmiş olsun isterse olmasın hükmettikleri toplumlarda Tanrının kendilerini sürekli desteklemesine rağmen düzeni çok büyük zorluklarla, mücadelelerle sağlayabilmişlerdir.

 Sonuç olarak söylemek gerekirse İslam dini dahil yeryüzündeki tüm dinler, içinde Tanrı kelamı olduğundan ve insanlar tarafından farklı yorumlanabildiğinden ve her şeyden önemlisi suiistimal edilebildiğinden artık yalnızca bir referans noktasıdır; bununla birlikte bütün bu bizim söylediklerimiz hiç kimsenin inandığı dininin vecibelerini yerine getirmesine engel değildir ancak kişi hangi dine mensup olursa olsun uygar dünyanın laik hukuk sistemine tabidir. Çünkü uygar dünyanın laik hukuk sistemi sadece bir kavme özgü değil ulusların özgün yapısına uyumlu bir şekilde geliştirilmiştir ve mükemmelleştirilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !