ÖLÜ DENİZ PARŞÖMENLERİ ve KIPTİ SIRRI 1.1.2019 11598 Kez Okundu

ÖLÜ DENİZ PARŞÖMENLERİ ve KIPTİ SIRRI
Halide Edip Adıvar
Halide Edip Adıvar

 

 

 

“Kıpti Sırrı” esrarengiz romanların yazarı Gregg Loomis tarafından yazılan bir kitaptır ve Yüzyılın buluşu için düzenlenen bir baloda sırlarla dolu parşömenler bir kez daha ortadan kaybolur ve işin içinde bu parşömenlere yaklaşacak herkesi seve seve öldürebilecek eski ve gizemli bir tarikat vardır. Ölümcül maceraların üzerine hayatını tehlikeye atarak, giden Lang Reilly de bu balodadır. Hayatı ne kadar tehlike altındaysa da, sırrı çözmek için o kadar inatçı olan Reilly için harekete geçme zamanıdır.


Kıpti Sırrı Kitabında geçen ilginç birkaç diyaloğu aşağıda sunuyoruz:


(Langford Reilly avukattı ve aynı zamanda dünyanın en zengin, fakat kâr amacı gütmeyen ve tanınmayan bir kuruluşunu, bir vakfını yönetiyordu.)


Birkaç adım sonra, Londra’nın ilk kapalı halk salonu olan kubbeli Büyük Salon’a girdiler.


Langford Reilly:

     -“Ölü Deniz Parşömenleri, bildiğin gibi, 1947 ve 1955 yılları arasında, Kirbet Kumran üstündeki mağaralarda bulundu. Bildiğim kadarıyla bunları sonunda İbrani Üniversitesi’ne ya da Ürdün Filistin Arkeoloji Müzesi’ne verdiler. Bu eski belgeler siyasi ve akademik rekabetler yüzünden halktan saklandı.”


(Yahudi soykırımında öldürülen bir ailenin çocuğu olan Jacop Annulewitz İsrail’e gitmiş,  askerliğini istihbarat teşkilatında yapmış ve o yıllarda Londra’da Lang’la tanışmıştı. Bazı ülkelerin istihbarat teşkilatları Jacob’un bir Mossad Ajanı olduğunu biliyordu, ama onun bir patlayıcı uzmanı olduğundan kimsenin haberi yoktu. Jacob her türlü bombayı kısa sürede etkisiz hale getirebilir ve bir adamın kıravatına bile dokunmadan kafasını koparacak bir bomba yapabilirdi.)



Jacop Annulewitz yine yüzünü buruşturup başını iki yana salladı 

    -“ Şu lanet bilim adamları” diye homurdandı. “Onların bir kemik için kavga eden köpekler gibi dalaşacaklarına, bilgileri insanlara ulaştırmaları gerektiğini sanıyordum.”


Lanford da arkadaşıyla aynı düşüncedeydi ve gülerek başını salladı


(Sir Eon Weatherston-Wilby İngiltere’nin yüksek vergi sisteminden kaçarak sıcak ülkelerde para kazanmaya devam eden ünlü milyarder işadamı ve Jacop’un vakfına zaman zaman bağış yapan bir işadamıdır.)


Eon, Jacob’un elini gülümseyerek sıkarken, “Ee, neler yapıyorsun, Lang?”

 

Langford Reilly:

    -“Bildiğin şeyler işte. Bir yandan vakıf yönetimiyle uğraşırken bir yandan da avukatlık yapmaya çalışıyorum.”


Sir Eon Weatherston-Wilby:

     -“Evet, yine bazı kişileri savunmaya çalışıyorsun, değil mi? Zengin suçluların hafif cezalarla kurtulmaları için uğraş veriyorsun.”


Kimdir Kıptiler?


Doğan Hızlan (dhizlan@hurriyet.com.tr) Ünlü bir Fransız yazarı Prosper Merime ünlü Carmen kitabından alıntıyla Prosper Merime’nin onları aşağıdaki gibi tanımladığını ifade etmiştir:


‘Kıptiler fiziksel özelliklerini ayırt etmek tanımlamaktan daha kolaydır, yalnızca bir tekini bile görmüş olsak, bu ırktan birini bin kişi arasında yine tanırız. Yüz, ifade, işte onları aynı yaşayan halklardan ayıran en önemli özellikler. Tenleri çok koyu, aralarında yaşadıkları halklardan her zaman daha koyudur. Onlara sıklıkla yakıştırılan Cales, yani karalar adı da buradan gelir. Gözleri belirgin biçimde birbirinden ayrık, epeyce çukur, simsiyahtır, uzun ve kalın kirpiklerle gölgelenmiştir. Bakışları yırtıcı bir hayvanınkiyle karşılaştırılabilir. HEM KÜSTAHLIK HEM UTANGAÇLIK OKUNUR O YÜZDE ve bu bakımdan gözleri ulusun özelliğini büyük oranda açığa vurur: Kurnaz, atılgan ama Panurge gibi darbelerden doğal olarak çekinen kişiler.’


Ali Mezarcıoğlu / cingeneyiz.org/ /www.demokrathaber.org sitesinde “Kıpti” terimine oldukça detaylı bir açıklama getirmiştir. Ali Mezarcıoğlu Kıptilerle ilgili yazısında şunları söylemektedir:


“Türkiye´de yaşayan pek çok Roman aile, atalarının nüfus cüzdanlarında din hanesinde Kıpti adının yazdığını bilir. Bu durum insanlarımızın kafasını kurcalamakta, Romanlarla Kıptilerarasında ne gibi bir bağlantının olduğu merak konusu olmaktadır. Kıpti adının ve gerçek Kıptilerin Romanlarla hiçbir ilgisi yoktur. Osmanlı nüfus kayıtlarında Romanlar da dahil olmak üzere tüm Çingene gruplarının Kıpti adıyla nüfusa kaydedilmesi bu kelimenin zaman içerisinde gerçek anlamının dışında yeni bir anlam kazanması nedeniyle olmuştur.

 

Gerçek Kıptiler Mısır´ın yerli halkıdır. Eski Mısır uygarlığı´nın kurucularıdır. Günümüzde halen küçük bir azınlık olarak Mısır´da varlıklarını sürdürmektedirler. Kıpti toplumunun kendine ait bir dili bulunmaktadır. Kıptice dili Hami-Sami diller ailesinin Mısır kolunun bir parçası olarak kabul edilmektedir. Roman dili Romanes ise bir Hint-Avrupa dilidir. Roman dili Hint dilleri arasında sayısız benzerlikler tespit edilmiş olmakla birlikte Kıpti dili ile Romanes arasında şimdiye kadar net bir benzerlik ortaya konulamamıştır. Bu durum gerçek Kıptilerle Romanlar arasında herhangi bir ilişki olmadığını açık bir biçimde ortaya koyar.


Eski Mısır´da başta metal işçiliği olmak üzere çeşitli zanaatlarla geçimlerini karşılayan göçebe ya da yarı-göçebe halklar yaşamaktaydı. Bu kavimler antik çağlardan itibaren dünyanın çeşitli bölgelerine giderek buralarda geçimlerini temin etmeye çalışmışlardır. Özellikle Büyük İskender´in doğu seferi gibi büyük tarihsel olaylar sonucunda çok sayıda Mısır Çingenesinin yaşadıkları topraklardan ayrılarak Balkanlar ve Anadolu´nun çeşitli bölgelerine dağıldıkları bilinmektedir. Geçimlerini başta demircilik olmak üzere çeşitli zanaatların sunumuyla karşılayan bu halklar gittikleri bölgelerde kendilerini Mısırlı olduklarını belirtmek için Kıpti olarak tanıtmışlardır. Günümüzde dahi halen Balkanlarda yaşayan ve atalarının Mısır Çingenelerine dayandığını söyleyen topluluklar bulunmaktadır. Zamanla Balkanlar ve Anadolu coğrafyasında Kıpti adı gerçek anlamını kaybederek geçimlerini göçebe zanaatçılıkla temin eden tüm esmer insanlara verilen bir isim haline gelmiştir.

 

Kıpti adının Romanlara ve diğer Çingene gruplarına verilmesi, Kıpti kelimesinin zamanla gerçek anlamını kaybetmesinden kaynaklanmıştır. Gerçek Kıptiler Mısır´ın yerli halklarıdır ve kendilerine ait bir dilleri bulunmaktadır. Bu dilin ise Roman dili ile hiçbir ilgisi yoktur. Roman toplumunun en eski ataları Hindistan´dan yola çıkmışlardır ve Mısır´la hemen hiçbir tarihi ilişkileri olmamıştır”

Kaynak : Ali Mezarcıoğlu / cingeneyiz.org/

 

“Ölü Deniz Parşömenleri”


Son yıllarda gündemi işgal eden  “Ölü Deniz Parşömenleri” ise Hristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynaklarından sayılan ve Hristiyanlık ve Musevilik inançlarının tarihine, yazıldığı dönemin savaşlarına, siyasetine, toplum yapısına ışık tutan İbranice ve artık ölü bir dil sayılan Aramice dilinde binlerce el yazmasından oluşuyor ve yazıtların bir kısmı deri ve bakır yüzeylerde bulunuyor.


Yazmalar, ilk kez 1947´de kaybolan keçisini arayan Bedevi bir çoban tarafından Batı Şeria´daki Kumran bölgesinde keşfedilmişti. Bölgede yüzlerce mağara bulunmaktadır ve bugüne kadar yapılan kazılarda 11 mağarada testilere saklanmış 40 binden fazla el yazması gün ışığına çıkarıldı. 

 

Kudüs İbrani Üniversitesi´nde görev yapan İsrailli arkeologlar, Ölü Deniz Parşömenleri´nin gizlendiği ancak 20. yüzyılın ortalarında yağmalandığı tahmin edilen bir mağara buldu.

 


Uzmanlar keşfedilen mağaranın, Hristiyanlığın ve Museviliğin en eski yazılı kaynaklarından biri olarak kabul edilen Ölü Deniz Parşömenleri´ni bir dönem barındırmış olduğu tespit edilen 12. mağara olduğunu kaydetti.

 


Ölü Deniz´in kuzeybatı kıyısındaki Kumran´ın batısında kazı çalışması yapan Dr. Oren Gutfeld ve Ahiad Ovadia liderliğindeki ekip tarafından keşfedilen mağarada yazı yazmaya hazır hale getirilmiş bir parşömen parçası, mağaranın duvarlarındaki bölmelerde ise 2. tapınak dönemine ait saklama kapları ve kapakları buldu. 2 bin yıllık saklama kaplarının hepsinin kırılmış ve içindekilerin alınmış olduğu vurgulanarak, 1950´li yıllardan kalma bir çift kazma başının da mağaranın yağmalandığına dair bir kanıt niteliğinde olduğu kaydedildi.

 

 

Elde ettikleri bulguların bir zamanlar mağarada yazmaların bulunduğunu ancak bunların çalındığını tespit ettiklerini ifade eden Gutfield, "Parşömenleri bulamadık fakat bunun yerine sadece yazma için hazırlanmış bir kapta bir parşömen parçası bulduk. Dolayısıyla bu mağarada bir zamanlar parşömenler olduğunu ve bunların çalındığına hiçbir kuşku yok" dedi.

 


Buluntuların, parşömenlere ilişkin son 60 yılda bulunan ilk keşif olduğunu aktaran Gutfield, "Kumran´da Ölü Deniz Parşömenleri´nin bulunduğu bilinen 11 mağara vardı, şimdi 12. mağaranın da olduğundan eminiz" dedi. Kazı çalışmalarında bir kap içerisinde halde bulunan küçük parşomen parçası da Ölü Deniz Parşömenleri hakkında bilgi toplayabilmek için incelemeye alındı.

Kaynak : https://tr.sputniknews.com/
 

 

Researchers have discovered a new cave in Israel that they say once held Dead Sea Scrolls, making it just the 12th such cave of its kind found. The find is thus a milestone, according to the Hebrew University of Jerusalem.
 
 
The cave was looted long before the archeologists excavated it, but inside they found telltale signs that scrolls had been there: broken storage jars and lids on its edges and in a tunnel in the back.
 
 
"This exciting excavation is the closest we’ve come to discovering new Dead Sea scrolls in 60 years. Until now, it was accepted that Dead Sea scrolls were found only in 11 caves at Qumran, but now there is no doubt that this is the 12th cave,” Oren Gutfeld, an archaeologist at the Hebrew University’s Institute of Archaeology and director of the excavation, said in a statement.
 
 
“Although at the end of the day no scroll was found, and instead we ‘only’ found a piece of parchment rolled up in a jug that was being processed for writing, the findings indicate beyond any doubt that the cave contained scrolls that were stolen.”
 
 
BIBLE BREAKTHROUGH: SCIENTISTS UNLOCK SECRETS OF BURNED HEBREW SCROLL
Archaeologists also found a string that would have tied the scrolls, as well as pottery, flint blades, and arrowheads.
“The findings include the jars in which the scrolls and their covering were hidden, a leather strap for binding the scroll, a cloth that wrapped the scrolls, tendons and pieces of skin connecting fragments, and more,” Gutfeld added.
 
 Fragments of jars that contained stolen scrolls. (Casey L. Olson and Oren Gutfeld)

 
A professor and students Liberty University in Virginia also helped with the research.
The team also found the iron remnants of pickaxes in the cave. The Hebrew University of Jerusalem said that it was looted by Bedouins in the 1950s.
 
 
"The important discovery of another scroll cave attests to the fact that a lot of work remains to be done in the Judean Desert and finds of huge importance are still waiting to be discovered,” Israel Hasson, Director-General of the Israel Antiquities Authority, said in the statement.
 
 
“We are in a race against time as antiquities thieves steal heritage assets worldwide for financial gain.”
 
 
Source: https://www.foxnews.com/science/12th-dead-sea-scrolls

 

 

İsrail’de bulunan Kumran Dağı eteklerinde, 1947 ve 1956 senelerinde 11 farklı mağaradan toplanmış eserlerdeki yazıtların ne anlama geldiği merak konusuydu. Hatta bilgileri elinde tutan İsrail hükümeti bir kısmını açıkladıktan sonra Vatikan’a bağlı Hristiyan inancı büyük bir darbe yaşadı. Çünkü kitapları İncil’de geçen bir çok kısmın yazıtlarda da bulunmasına rağmen tarih ve kavram hataları vardı.

Özellikle M.Ö. 150 ve M.S. 70 yılları arasında yazılmaları, Hristiyanlık ve daha eski bir inanç olan Musevilik dinlerine -dolayısı ile tüm dünya tarihinin kökenine- ait bilgileri barındırmaları yönüyle bir kat daha önem kazanıyor.
Mağaralara bağlantısı bulunan antik tüneller, yazıtlarda geçen ve modern dönemde söylenen dini mitlerin örtüşmemesi, önemli notları alanların kim olduğunun dahi tespit edilememesi ve ölü bir dil… Yeterince ilginç, değil mi?
 
 
 

Bilimadamları Ölü Deniz Parşomenleri hakkında yeni bilgiler ortaya çıkarmak için çeşitli teknikler kullanıyorlar. Bu yazıtlarda İbranice İncil´in kopyalarının yanı sıra o dönem faaliyet gösteren cemaat yöneticileri, takvimler, astronomi metinleri gibi önemli bilgiler de bulunuyor.

 

 

Bu uçsuz bucaksız gizemler denizinde ufukta kara parçalarını değil kıtalar arayan bilim insanlarının kullandığı 7 teknik, dinler tarihinde gerçekten neler yaşandığını ortaya koyarak bugüne kadar bilinen demirbaş gerçekleri tarihe gömecek gibi gözüküyor.
 

1) Kalıntılar sadece yazılardan ibaret değil. Ölü Deniz Parşomenlerine ek olarak, Kumran yakınlarındaki mağaralarda yaklaşık 200 tekstil kalıntısı bulundu. 2011´de bir araştırmacı ekibi, eskizlerin hepsinin ketenden yapılmış olduğunu ve dekorasyon içermediğini belirtiyor. Eski bir Yahudi mezhebi olan Essenes´in Ölü Deniz Parşomenleri’ni yazdığı fikrini desteklediğini ortaya koyuyor. 

 
 2) “Sanal Açma” tekniği. Bilim insanları "sanal açma" adlı bir teknik kullanarak, Judean Çölü´nde bulunan 1,700 yıllık cüruflu kalıntıları okuyabiliyor. Parşomenler, antik zamanlarda yangınla hasar görmüş ve fiziksel olarak parçalanmış durumdalar. Bunun yerine bilim insanları, yazıtları dijital olarak taradılar ve daha sonra metnin okunabilmesi için taranan sonuçları düzleştirdiler. Bunlar arasında İbranice İncil´in Levilya bölümünün başlangıcı, yani Musevilerin beş kitabı olan Üçlüler Kitabı´nın üçüncü kısmı bulunuyordu. Bu da Hristiyanlık ve Musevilik dinlerinin ortak yönlerine ışık tutmuştu.
 
 
3) Yeni kazılar. Arkeolojik kazı yeni bir teknik değil, ancak Ölü Deniz Parşomenleri´nin hikayesi için oldukça önemli. Yağmacılar onlara gitmeden önce arkeolojik kalıntıların (keşfedilmemiş herhangi bir alan da dahil olmak üzere) bulunmasını sağlamak için Judean Çölü´ndeki mağaralarda kazılar yapılıyor. 
 
 
 
4) Tarihi eser kaçakçılığı ve antikalar pazarları. Geçtiğimiz 15 yıl boyunca, antika pazarlarında 70´ten fazla yazıt parçası ortaya çıktı. Bazıları sahte olsa da bazıları gerçek olabilir ve bilim insanları, yeni parçalara ilişkin güncellemeleri yayınlamak için Academia.edu gibi sosyal medya platformlarını kullanarak dünya geneline dağılmış bu yazıtların izlerini araştırıp herkesle paylaşıyorlar.

5) Eskitme engeli. Judean Çölü’nde yağma gelgitini ortadan kaldırmak için, İsrail’de resmi esnaf odalarında bile arkeologlar bir birim kurdular. Yağmalanan yazıtları kurtarmak için özel bir birimin parçası olarak çalışan arkeologlar, bu yöntemle pek bilgi elde edemesede 2700 yıllık daha eski bir yazıtın tarih bilimine kazandırılmasına yardımcı oldular.

 

 

6) Sayısallaştırma: 2011 yılında dünyadaki herkesin parşomenleri görmesini sağlayan yüksek çözünürlüklü resimlerin bulunduğu bir veri bankası açıldı. Kudüs´teki İsrail Müzesi ile Google arasındaki bir işbirliği olan bu proje, dünyanın dört bir yanındaki araştırmacıların kitaplara erişmesini kolaylaştırdı. Fotoğrafta, 2012 yılında bir araştırmacının bu proje sayesinde bölgeye gidip labarotuvar ortamında yazıtları incelediğini görüyorsunuz.

 

 

 

7) Mürekkep analizi. Araştırmacılar, Ölü Deniz Parşomenleri’nde kullanılan mürekkepleri analiz ederek, onların Kumran’da üretildiği sonucuna vardılar. Bazı yazıtlarda ise özel mürekkep türleri kullanılmıştı. Bu keşfe ve ait olduğu zamana “tarihin tozlu rafları” demek oldukça zor. Zira üzerine kabuk kabuk bağlanmış inanç ağları, keşfedilen bir çok verinin modern dünyadan saklanmasına bile sebep olabilir.

 

 Kaynak : https://www.webtekno.com

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !