OSMANLI´DA DEMİR MADENLERİ VE İMALATHANELERİ 12.12.2018 2782 Kez Okundu

OSMANLI´DA DEMİR MADENLERİ VE İMALATHANELERİ
Gülden Kutluoğlu
Gülden Kutluoğlu

OSMANLI’DA DEMİR MADENİ VE İMALATHANELERİ İŞLETMECİLİĞİ

ZEYTİNBURNU DEMİR VE SİLAH FABRİKASI’NIN TARİHÇESİ



Osmanlı imparatorluğu, güçlü devirlerinde, zamanının sanat ve ordusundaki silah ve levazımı aşağı yukarı diğer memleketlerden pek de aşağı değil gibiydi. İstanbul’un fethinden önce Gelibolu’da ve daha sonra Edirne’de top dökümhaneleri kurulmuştu. Yıldırım Bayezid’in İstanbul muhasarasında, Niğbolu Savaşı’nda ve II. Murad’ın Mora’yı istilasında top kullanılmıştı. 1452’de Edirne’de, dünyanın en büyük topları dökülmeye başlanmıştı. Çok geçmeden 130 toplu muhasara parkı meydana geldi. En büyük topun ağırlığı 300 kantar (16 ton), gülle ağırlığı ise 12 kantardı (678 kg). Bu toplar İstanbul’un fethinde kullanılmıştı. Fetihten sonra bu günkü Tophane semtinde bir top döküm atölyesi açıldı. Bu dönem yapılan toplar demir ve bakır karışımıydı. İstanbul Tophanesi en iyi ustalara sahip olduğundan bunların bilgi ve deneyimleri de yeni ve en iyisiydi. 17. yüzyılda dahi İstanbul Tophanesinde 40-50 Alman çalışmaktaydı. Samakov (Samokov, Bulgaristan´ın güney batısında, Sofya ili içinde bir şehirdir. Rila ve Vitoşa dağları arasında kuruludur) demir madenleri, 16. yüzyıl başından 19. yüzyılın son çeyreğine kadar dört yüz yılı aşkın süre boyunca, İmparatorluğun demir ihtiyacını büyük ölçüde karşılamıştı. 1848 yılında Samakov kazasında ayrıca 18 adet demir üretim atölyesi (fabrika) mevcuttu ve Sofya ve civarındaki topçu ve süvari hayvanları için gerekli olan nal, mıh v.b. şeyler de Samakov’da üretilmekteydi. Ancak diğer memleketlerde sanayii iktisadiye ve askeriye hızla ilerlediğinden Osmanlı satveti eski kudretini kaybetmeye başladı. Özellikle, artık düşmanlara karşı bazı kuvvetleri mukavemet edemeyecek bir hal aldı. İktisadi ve askeri sanayinin islahı zorunlu hale geldi. Memleketdeki ilkel bir şekilde ve verimsiz çalışan imalathane ve fabrikalarının ıslahına başlandı. 



Demire mütaallik malzeme ve eşya, memleket dahilindeki demir madenlerinden ilkel bir suretde istihsal olunan ve kısmen hariçten celp edilenlerle temin olunuyordu. Osmanlı özellikle 18. yüzyıldan itibaren sürekli demir hammaddesi ithal etmiştir. 17. yüzyıl sonunda İngiltere’den çelik ve teneke, Polonya ve Bohemya’dan teneke ithal eden Osmanlı zamanla bu ithalatını arttırmıştır. 1790-1800 yıllarındaki kayıtlarda, Avusturya’dan ve büyük ölçüde Stirya yapımı bıçak, balta, orak, tırpan, saban demiri, teneke, çıngırak, tel, çivi, tava, dikiş iğnesi ve Almanya-Nürnberg’den eğe (törpü), toka, kılıç namlusu, demir, çelik gibi eşyaların ithal edildiğini görüyoruz. 1830’da, devletin donanma kalyonları için Bulak bezirgândan 4.405 kantar İsveç ham demiri alınmış ve her bir kantarı 36 kuruştan olmak üzere toplamda 158.607 kuruş ödenmişti. 1839 yılında, gene devlet gemileri yapımı için İsveç’ten Baltacı Bezirgân vasıtasıyla 218.659 kuruşluk ham demir alındığı görülüyor. İsveç ve İngiltere’den sürekli artan miktarlarda demir ve demirden silah satın alınmıştır. Miktar ve kalite bakımından Osmanlı her zaman ithal demir ve çeliğe ihtiyaç duymuştur Dolayısıyla Osmanlı demiri uzaklığı açısından maliyetli olduğu gibi verimli de işletilemediğinden ötürü kendisine yetmemekteydi. 



Demir üretimi, madenin bulunduğu mahaldeki halk tarafından yapılmaktaydı. Madenlerde birer nazır bulunur, ordu ve donanmanın ihtiyacı olan demir ve toplar için KARAGÜLLELER (toplara özgü yuvarlak kara gülle) da oralarda yapılıp sevk olunurdu, İkinci Viyana Muhasarasında, ordunun KARAGÜLLELERİ KİĞI madenlerinden [Osmanlılar zamanında günümüzde Bingöl’ün ilçesi olan  Kiğı kasabası, kaza ve sancak merkezi konumunda idi. Önce Diyarbekir eyaletine, kısa süre sonra Erzurum eyaletine, I. Dünya Savaşı öncesinde, Harput Eyaleti’ne bağlanmıştır. Bu devirde, kazada muhtelif madenler çıkarılmıştır. Bunların en önemlisi, demir madeni olmuştur. Madenin geçmişi, Akkoyunlu Devleti öncesine uzanmaktadır. Osmanlılar zamanında, belli aralıklarla üretimi durdurulmuştur. Bu aralıklar dışında, eminler veya mültezimler aracılığıyla işletilmeye devam edilmiştir. IV. Murad, Revan (1635) veya Bağdat seferi (1638) sırasında burada bir humbarahane tesis etmiştir. Bir ara üretim durdurulmuş; 1735 yılında yeniden ihya edilmiştir. Benzer bir durum 1817 yılında tekrarlanmıştır. 1839 yılında, tamamen kapatılmıştır. Madenin varlığı, Osmanlı maden işletmeciliği, bölge ekonomisi ve silah sanayii açısından yararlı olmuştur. Çevredeki köylüler, madende görev almaları karşılığında belli vergilerden muaf tutulmuşlardır. Burada üretilen ham demir ve top humbaraları, öncelikle Erzurum kalesine gönderilmiştir. Ayrıca Doğu sınırındaki diğer kalelerin mühimmat ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynamıştır. Bingöl’ün zengin demir madeni yataklarına sahip Genç İlçesinde de son yıllarda çok sayıda demir ocağı kurulmaya başlandı. Günümüzde bu firmalardan biri olan Holon Enerji Madencilik firması, Servi Köyü Hamek bölgesinde, kurduğu demir madeni ocağından elde ettiği demir madenini, hem iç piyasada hem de yurtdışına gönderiyor. Yatırımcısı ve çalışanlarının tamamının Bingöllü olduğu madenin, Avrupa piyasalarında kabul görmektedir. Bingöl’den çıkan demir madenine yakın bölgede pik demir ve inşaat demiri üretimine yetecek rezerv miktarı olduğu etüt ve sondajlarla belirlenmiş durumda)  Trabzon´dan İsmailiye vasıtasıyla gönderilmişti. [*][Şimendiferin Erzurum resmi küşadı dolayısıyle Belediyenin yayınladığı Broşürden]


Demir madenleri mahallinde yapılmakta olan KARAGÜLLELER Çapaklı ve Çapa uygun olarak imaldeki bozukluklar dolayısiyle, Istanbulda Hasköy ve civarında tesis edilen HUMBARAHANELER’e ustalar getirilerek madenlerden getirilen demirlerden KARAGÜLLE yapılmağa başlandı, böylece Ordu ve Donanmanın karagülle ihtiyacı, Tophane, Humbarahane ve Lengerhanelerden daha düzenli temin edildi. İş bununla bitmeyecekti. Demir işleri sanayiinin ıslahı ve özellikle demirden Top da yapılması gerekiyordu. Bu böyle ilkel ve eksik tesisatla yapılamazdı. İstanbulda, (Beykoz  Karakulak) da   1830’da …… demir madeni bulunduğu gibi, İstanbul Adalarından Buyükada da ….1836 …… mevcut olup 50, 60 yıl yeterli gelecek kabiliyette olduğunu da uzmanlarlar tesbit etmiştiler. [**] [Başvekâlet arşivi hattı hümayun 29156.] 



Tanzimat’a kadar süregelen ve esas dayanağını İslam hukukundan alan kanunlardı. İslam hukukunda, Anglo-Sakson hukukunun tersine ve tıpkı Roma hukukunda olduğu gibi, yer altındaki zenginlikler arazi sahibine değil devlete aitti. Bu durumda özel şahıslar ile şirketler arasında devletten bağımsız sözleşmeler yapılamıyor ve şirketler (veya özel şahıslar) ancak devletin verdiği izin ölçüsünde tasarrufta bulunabiliyordu.



Osmanlı Tanzimat’la beraber devlet, madenler üzerindeki mülkiyet hakkını öne çıkararak madenlerden azami derecede yararlanma yönünde bir politika içine girmiştir. Batı’daki gelişmelerin tersine bu dönemde Osmanlı’da özel sektör değil, devlet ve devletçilik ön plana çıkıyordu. Özel şahısların madenler üzerindeki tasarruf haklarının sınırlı olması, madenlerde yatırımın, teknik yeniliğin ve şirketleşmenin oluşmasına engel teşkil eden en önemli nedendi. Devlet ancak 1861 yılında yürürlüğe giren maden nizamnamesiyle özel teşebbüse yol açmıştır fakat bu da daha ziyade yeni keşfedilen veya önemini kaybetmiş olan madenler için geçerli bir politikaydı. Her ne kadar özel kesime ruhsat verilse de işletmecinin ve şirketin yerli olmasına özen gösteriliyor, madenlerin yabancıların eline geçmemesi için azami gayret gösteriliyordu.


Madende çalışanlar vergi ve haraç gibi mükellefiyetlerden muaf tutuldukları için, onlar sadece maden işlerine bağlı kılınmıştı ve başka işler kovalamalarına, ölüm riski olan başka maden işlerinde çalışmalarına izin verilmezdi. Buna bir örnek olarak Balya-Karaaydın madenini verebiliriz. Simli kurşun çıkarılan bu madende, 1802 yılına kadar 42 köyün halkı zorunlu olarak çalıştırılıyordu. Bu köyler yalnız bu işle meşgul olup belli vergilerden muaftılar. Gene Tirebolu ahalisinin Espiye madenine kömürcü olarak tayin edilmesi bu duruma örnek olarak gösterilebilir.



Nihayetinde memleketteki muhtelif madenlerden usta işci ve amele getirilerek, Hasköy Humbarahanelerinden daha mükemmel olmak üzere, (Beykoz  Kağıthane) civarında bir demir fabrikası tesisi tetkik olundu [***] [Başvekâlet arşivi hattı hümayun 28759]  fakat kaldı. Bu yıllarda, Istanbulda bulunan, Belçikalı bir mülteci tarafından Beykozda bir demir fabrikası kurmak üzere imtiyaz talep edildi, şöyle diyordu : 



(Ordu ve Donanmanın Demirtop ve Yuvarlak ve sair ihtiyacı bu fabrikadan temin edilecek. Hariçten ham demir getirilmeyecek. Memlekette yeni bir iş sahası açılacak, halk geçim sıkıntısından kurtulacak. Ordu ve Donanmaya ait tamire muhtaç olan şeyler Avrupa´ya gönderilmeyerek, burada tamirleri yapılacak, eksiklikleri ikmal olunacak. 


Fabrikanın tesisi için gerekli sermayenin üçte ikisi devletçe temin olunacak ve kazanç  yarı yarıya paylaşılacak. 


Fabrikanın devlet tarafından tayin olunmuş bir nazırı olacak. Fabrikanın ” Yüksek fırın” ı olacak ve bu fırın faaliyete başladıktan itibaren imtiyaz süresi 10 yıl olacak. Fabrika Beykoz Hünkar iskelesi´ndeki değirmen istimlak olunarak o mahalle kurulacak) [*][ Maarif Nezareti Teşkilat ve Vezaifi Cilt I. Sayfa 114]  deniliyordu. Bu da bir sonuca bağlanmadı.



Fabrika ve imalathanelerde yapılan ıslahat meyanında, bir TÜFEK fabrikası tesis edilmiş  ve buralara buhar makineleri konulmuştu. Fakat bu da yeterli gelmiyor Ordu ve Donanmaya ait işler ve tamirat yapılamıyor yine Avrupa´ya gönderilmesi gerekiyordu. Memleket haricine paramızın çıkmasıyla beraber çok da zaman kayboluyordu. 


Bu soruna çare bulundu. Humbarahane ve Lengerhane ve diğer imalathanelerde yapılan işler ve aynı zamanda DEMİR TOP da yapabilecek bir fabrika 1837.... Zeytinburnu´nda Baruthane civarına kuruldu ve işe de başlandı. [**] [B. V. A. H. H. 29156] 



Bu fabrikanın uzmanlar nezaretinde, az zamanda çıkardığı işler ve sağladığı kolaylık ve faydalar, fabrikanın tevsiinin yapılmasını gerektiriyordu. (İkdam Gazetesi 8362) Yüksek fırın ve çelik yapabilecek, büyük bir demir fabrikasının yapılmasına karar verildi. [***] [B. V. A. hattı´hümayun  28876] [Avrupadaki sefirlerimize [****] [B. V. A. hattl´hümayun 28870, 28871, 28875, 31089] ve yeni sistem tezgahlar ve makineler getirmek üzere Avrupa´da bulunan Barutçubaşı (Avanes Dadyan) Beye ve yine Avrupa´da buhar makineleri tahsilinde bulunan Miralay Bekir Beye, yapılacak bu büyük demir fabrikasının sureti tesisi hakkındaki görüşleri soruldu.  



 


[ Abdülmecit - Osmanlı Padişahlarının Otuzbirincisi ( 1823-1861). II. Mahmud´un oğludur. 1839 yılında tahta çıkmıştır. O sırada´da Londra´da Elçi Olarak görev yapan Mustafa Reşit Paşa İstanbul´a gelerek bazı yeniliklerin yapılması konusunda Sultan Abdülmecit´i ikna etti. Bunun üzerine "Gülhane Hattı" adlı Büyük Islah Uygulamaları İlan Edildi. Osmanlı´da ilk kağıt para yine Abdülmecit döneminde 1840 yılında basıldı ]

 

 

Sefaretlerden gelen yanıtlardanan birisinde : 


(Bir sermayedara imtiyaz verilerek tesisi. Fakat konacak sermayeye teminat ve faiz isteyecektir. Fabrikanın bulunduğu arazi ve binaları da sahibi imtiyazın olacaktır. Bu şekil kabul olunursa; öteden beri Osmanlı imparatorluğu hakkındaki politikası malum olan (Moskoflar, devletin terakki ve sınai kalkınmasını hoş görmeyerek, (Memalik-i İslamiye toprakları nasıl olur da yabancılara satılır) propagandası yaparak memlekette bir huzursuzluk yaratarak devleti meşgul edecektir ki muvafık değildir). 


Bir diğer suret: Fabrikanın işler bir halde devlete teslim edilmesi bir mütaahhide verilir. Başka bir şekil de : Fabrika daha ufak tutularak bilahare tevsi olunur denilmiştir.  


Yapılacak olan işbu büyük demir fabrikası mahallinin tespit ve tayini için yetkili bir heyet teşkil olundu. (Fabrika, Boğaziçi´nde (İstinye Körfezi), (Balta limanı), (Beykoz - Sultaniye Çayın veya Hünkar iskelesi) civarları, (Çubuklu) ve bir de (Zeytinburnu) küçük demir fabrikası yanında olmak üzere, her biri için noktai nazarlarını kaydettiler. Fabrikanın yapacağı işler şunlar olacak : Demir cevheri izabesi, demir ve çelik dökümü, demir top yapmak, buharlı makine inşa ve tamirleri, Ordu ve Donanmanın her türlü silahlarının imal ve tamiri. 


Memlekette yapılacak şimendiferler için malzeme imali de vardı. Fabrikanın işleyeceği demir maden cevheri ve teferruatı fabrikaya yakın olması da önemliydi. 



Demir madeni: Zeytinburnu´na üç saat mesafede İstanbul Adalarından Büyükadanın kıble tarafındaki Manastır civarında ve Heybeli ada Çam limanına inecek yolun sol tarafında ve işlemekte olduğu gibi Beykoz ve Karamürsel taraflarında da vardır . Kömür: Karadeniz sahilinde Kilyos-Ergene Deresi-Akpınar çevresi ve Karadeniz Ereğlisi civarı. Ateş tuğlası ve toprağı : Baruthaneler için Selanikten gelmekte ise de, İstanbul´da Azadlı civarındaki Şamlar Karyesi ve Kilyosda vardır. Kireç ve çakmaktaşı: Zeytinburnu çevrelerinde vardır. 

Fabrika tesisatı: Yüksek fırın, Potnik fırını, çeşitli hadde işleri yapacak Haddehane, Tesviyehane, Çilingirhane, büyük ve küçük buharlı Şahmerdanlı Demirhane, Dökümhane, Modelhane, buhar makineleri, Dinkhane, beş aded mancınık, 13, 15, 17 arşın yükseklikte üç baca, yedi yüz işçi barındıracak bir bina, fabrika idare binası, deniz kenarına, üzerine demiryolu döşenmiş ve Korvet gemileri yanaşabilecek yere kadar uzanan bir iskele ve bir de vinç konacak. 



Fabrika inşaatı biter bitmez faaliyete geçebilmesi için, inşaatla beraber fabrika sahasına demir maden cevheri ve kömür ve sair maddeler depo edilmelidir. İnşaat esnasında, öncesinde yapılmış küçük demir fabrikası imalatından da istifade edilecektir. (Başvekalet Arşivi İbnülemin tasnifi. Bil numara, Sene, 1257. Hicri-1841. M.). 



Fabrika mahalli için teşkil edilen heyetin raporu hulasası yukarıya çıkarılmıştır. Avrupada bulunan barutçu (Avanes Dadyan) Beye, demir madenlerinden nümuneler gönderilerek tahlilleri yaptırılmıştı. Bu hususta alınan netice, bunlardan çubuk demir, demir levha, çelik levha, top yapılabilecektir. Numunelerden orada yapılmış küçük bir demirtop, çelik levha ve demir çubuk İstanbul´a gönderildi.Büyük demir fabrikasının Zeytinburnu´nda kurulmasına karar verilerek Avrupa´dan uzmanlar getirilmiş ve Baruthane Silindirhanesi civarında küçük demir fabrikası yakınında inşaata başlandı. 



İnşat esnasında, İstanbul´a gelmiş ve gezmiş olan Makferlan nam zat bu fabrikayı görmüş, intibalarını şöyle yazmıştır.



«Osmanlı İmparatorluğu, İstanbulu, sanayileştirecek, bir (Birmingam) ve (Manchester) kurmak istemişti. Zeytinburnu´nda bir fabrika daha yapılıyordu, inşaatı İmparatorluk fabrikalarının makinelerini tedarik ve işlerini takip eden Barutçubaşı (Dadyan Biraderler) idare ediyordu. (Avanes Dadyan) Bey, Avrupa´dan dönüşünde beraberinde birçok usta ve amele ve mühendisler de getirmişti. Bu sıralarda, Fransa´daki siyasi olaylar dolayısıyla, fabrika inşaatı tahsisatı Ordu ve Donanmaya tahsis edilmiş olduğundan, Avrupalı usta ve mühendisler paralarını alamadıklarından kısmen dağılmıştı. Fabrikaya son sistem makine ve tezgahlar gelmişti. İnşaata dışarıdan bakılınca (büyük) demeye layıkdı. İşçilerin yatakhaneleri güney tarafta ve iki katlıdır. İnşaatı idaresi bir keşmekeş içindeydi.



Fabrikanın bacasını yapan ve Dadyan Biraderlerin adamı olan usta, İngiliz uzmanların inşaat durumunun tehlikeli olduğunu mükerreren ihtar etmelerine rağmen, devam edilmiş ve nihayet baca yıkılarak birçok amele enkaz altında kalarak ölmüş, bu hadise padişaha (KADERİN BİR CİLVESİ) denerek aksettirilmiştir. 



Fabrikanın SU ihtiyacı bidayette düşünülmemiş sonradan Bahçıvanbaşı tarafından açılan meşhur büyük KUYU açılmış ise de SU tuzlu çıkmıştır. 



Sahilde ahşap büyük bir iskele ve bir de MAÇUNA vardır. Bu fabrikada top, kılıç, mızrak ucu, sapan demiri, demir parmaklık, demir boru, çelik alet ve edevat yapılacaktır. Fabrika yanında bir de Sanayi Mektebi binası yapılmış ise de, bu ancak İstanbul gazetelerinde çıkan parlak yazılara zemin olmaktan ileri gidememiş» demekdedir. (Maarif tarihi cild,2. S.269. Osman Ergin,) ve Cumhuriyet Gazetesi 1339. senesi 31 temmuz, 5 ağustos nüshasında çıkan, Sanayileşme Komedisi başlıklı yazı).



Büyük demir fabrikası, Demirtop yapmaya başladığı zaman, Sultan Mecid 29 Temmuz 1844´te Zeytinburnu fabrikasına gelerek Demirtop dökümünü seyretmiş ve uzmanlardan, mühendis ve madenci (Kile), fabrikacı (Hig) ve mühendis formen (Sang) a birer Mücevherli kutu vermiş, diğer usta ve işçilere de ihsanlarda bulunmuştur. 



Sultan Mecid, 21 Ekim 1845 tarihinde Esericedid vapuru ile fabrikayı ziyaret etmek üzere Zeytinburnu´na gitmek istedi ise de hava lodos olduğundan karadan gitmiş ve buharla idare olunan şahmerdanlar konulmuş olan Demirhane, Çilingirhaneyi gezmiş yassı ve yuvarlak ve dört-köşe demir çubuk çekilmesini görmüştür. 



Zeytinburnu Demir Fabrikası’nda izabe edilirken büyük miktarda kireçtaşı kullanılmıştır. Bu da Ada’dan çıkan madenin İngiliz demirine benzer özelliklere sahip olduğunu göstermektedir. İngiltere’deki bazı demir çeşidi Bessemer sürecine tepki vermişti çünkü içerdiği % 0,1 oranındaki fosfor çeliğe dönüşümüne izin vermiyordu. (Bu sorun ancak 1878 yılında tam olarak çözülebildi.) Zeytinburnu fabrikaları artık mükemmel ve arzu edilen şekilde çalışıyordu. Makine ve bütün teferruatı memlekette yapılmak üzere, bir (Demir Vapur Sefinesi) yani buharlı gemi inşasına Sultan Mecit irade etti. Gemi, Baruthane sahasında tezgaha kondu. 



18 Kasım 1848 tarihinde denize indirme töreninde bulunmak üzere, Sultan Mecid Çırağan Sarayından sandal ile (Mecidiye) vapuruna geçerek Zeytinburnu´na gelerek, huzurunda gemi denize indirilmiş ve (Eserihadid) ismi verilmiştir. (Lütfi Tarihi cild 8. B.V.A. Dahiliye 10101. Sene 1264 Takvimi Vekayi Gazetesi 395). 




Kaynaklar : 

(1)Arşivlerderi derleyen Sait TOYDEMİR-Donanma Dergisi:15 - 1954

(2)Mehmet YILDIRIM İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Doktora Tezi - 2015

(3)http://www.bingolkenthaber.com/haber-bingol-den-avrupa-ya-demir-ihracati-5431.html - 2017

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !