OSMANLI´DA LATİNCE & TELGRAF İLETİŞİMİNDE OSMANLICA 31.12.2018 5048 Kez Okundu

 

 

 

CUMHURİYETİN KURULUŞUNDAN

 

300 YIL VE 120 YIL VE 50 YIL ÖNCE

 

TEKİNCE’NİN LATİN HARFLERİYLE BİR HABERLEŞMEDE

 

KULLANILIŞI VE TELGRAF MUHABERATINDA

 

OSMANLICA HARFLERİNİN KULLANILMASI


Küçük Asya’da Tekince’yi Latin Harfleriyle yazmak, ilk önce III. Selim Devrinde, bu padişahın kız kardeşi ve III. Mustafanın kızı Hadice Sultan’ın sarayının yeniden yapılması ve Batı tarzına göre restorasyonu sırasında sözkonusu olmuştur.


Hadice Sultan, 1766 yılında III. Mustafa’nın eşlerinden biri olan Adilşah Kadın’dan Dünya’ya geldi. III. Selim’le babaları bir, anneleri ayrıdır. 1787 yılında Hotin muhafızı Nakîb-zâde es-Seyyid Ahmed Paşa’yla evlendi. III. Selim’in 1789-1807 yılları arasındaki padişahlığı sırasında İstanbul’un en önemli kişiliklerinden biri haline geldi. İstanbul’da yaşayan Mimar-Ressam Antoine Ignace Melling ile yakın bir ilişki kurdu. Melling, 1804 yılında Hadice Sultan’a ait Ortaköy-Kuruçeşme arasındaki Neşetâbâd Sarayı’nın kısmî onarım ve iç dekorasyonunu yaptı. Hadice Sultan 1809 yılında Arnavutköy’de bir arazi satın alarak kızkardeşi Beyhan Sultan ve amcasının kızı Esma Sultan (1778-1848) gibi kendi adını taşıyan sahil sarayını Melling’e inşa ettirdi. 

 

Osmanlı Padişahı III. Selimin Kızkardeşi Hatice Sultanın Sarayı Tablosu Hatice Sultan Palace

 

Bu işleri yaparken Hadice Sultan’ın ara sıra düşüncesini almak gerekmekteydi. Ancak, onunla o günün geleneklerine göre şahsen görüşmesi olanaksızdı. Melling, meramını ifade edecek kadar Osmanlıca öğrenmiş idiyse de okunup yazması çok güç olan Arap harflerini ve alfabesini bilmiyordu. İşte bu vesileyle bir çare bulundu. Hadice Sultan, Latince harflerini öğrendi. Bundan sonra gerektiğinde Melling’e Latin Harfleriyle Tekince pusulalar yazıp göndererek isteklerini bildiriyor, karşılığında da Melling Osmanlıca’yı Latin harfleriyle yazarak istek ve düşüncelerini soruyordu. Böylece Küçük Asya’da Tekince için Latin harfleri ilk kez kullanılmış oldu.

 

Böylece Cumhuriyetin kurulundan 120 yıl önce Osmanlıca’yı Latin alfabesiyle Tekince dilinde yazmış oluyorlardı. Bu mektuplar, Fransa’da özel bir koleksiyonda korunmaktadır. Jacques Perot ve Frédéric Hitzel tarafından toplanan ve yayınlanan bu mektuplar İstanbul’da 2001’de Tarih Vakfı tarafından da kitap haline getirilip yayınlanmıştır.


Daha sonra Avrupa’ya giden aydınlar da hükümete yaptıkları müracaatlarını en kısa ve en hızlı bir şekilde telgrafla Tekince lisanında latin harfleriyle yazılı olarak ulaştırdılar.


Alfabe’nin ıslahı, ittahatçılar zamanında da ele alınmış ve Arab harfleriyle Tekince’yi daha kolay ve basit şekilde okuyup yazmak için “Huruf-ı Mukattaa” yani harflerin birbirine bitişik değil ayrı olarak yazılmasını ve vokallerin tam ve doğru olarak ifadesine yarayacak işaretler ilavesini esas tutan yeni bir alfabenin uygulanmasına çalışılmıştı. Ancak I.Dünya Savaşı bu çabayı yarım bırakmıştır.

 


Araştırmacı Hasan Türüdü’nün arşiv çalışmaları sırasında ortaya çıkan Tekince bir belge aşağıda sunulmaktadır. Harf devriminden 50 yıl ve günümüzden 140 yıl önce, Trablusgarb (Libya) genel valisi Ali Kemali Paşa* (*Ali Kemali Paşa, 1876 yılında Bingazi Mutasarrıfı iken Fransız, İngiliz ve İtalyan konsoloslarının o zamanlar yürürlükte olan kapitülasyonlara dayanarak Osmanlı’nın iç işlerine karışmaları sonunda bu memuriyetten azledilmiş fakat 1878 yılında bu kez Trablusgarb (Libya) Genel Valiliği görevine getirilmiştir) Babıali’ye Tekince bir telgraf göndermiştir. Bu telgrafın incelenmesinden de anlaşılabileceği gibi metin Fransız alfabesiyle, lakin Tekince olarak yazılmış ve bir iki kelime hariç kolaylıkla okunabilmekte ve anlaşılabilmektedir.


 

Ancak Tarihçi Murat Bardakçı 14.12.2014 tarihinde “Tarihin Arka Odası Programında” Üçüncü Selim’in kızkardeşi Hatice Sultan ile Fransız mimar Melling arasındaki Latin harfleriyle yazışmaları gündeme taşımış fakat Osmanlıca’nın Latin alfabesiyle kullanan ilk kişinin 1600’lı yıllarda bilinmeyen bir şekilde esir edilip İstanbul’a gönderilen ve daha sonra saraya alınan, zamanla imparatorluğun tercümanı görevine getirİlen ve çok sayıda kitap kaleme almış olan Osmanlı’da Ali Ufkî diye tanınan aslen Polonyalı Alberto Bobowski olduğunu ve Paris’te, Fransız Millî Kütüphanesi’nde ona ait 350 küsur yıllık bir elyazmasının da mevcut olduğunu tarih araştırmacılarına duyurmuştur.

 

Tarihçi Murad Bardakçı’nın aktardığı bilgilere göre:


Alberto Bobowski’nin eserleri arasında bir Latin Harfleriyle Osmanlıca gramer ile o devirde icra edilen ve notaya aldığı Latin Harfleriyle Osmanlıca Müziği eserlerinden meydana gelen “Mecmua-i Sâz ü Söz” isimli meşhur kitabı ve Kitab-ı Mukaddes’in bugün kullanılan metninin temeli olan Latin Harfleriyle ilk tercümesi de Alberto Bobowski’ye aittir.

 

“Mecmua-i Sâz ü Söz”’ün temize çekilmiş nüshası Londra’daki British Museum’da, Alberto Bobowski’nin Londra’daki nüshaya almadığı ve içerisinde hatıralarının da bulunduğu çok daha kalın müsvedde nüshası Paris’tedir ve Paris nüshasında hem eski harflerle, hem de Latin harfleriyle yazılmış yüzlerce şiir ile şarkı güftesi de bulunmaktadır. Kitaba padişahın huzurunda söylenen mânilerden tekerlemelere, yemek tariflerinden ilâçlara, önemli olaylar için düşürülen tarihlerden o günlerin gündemde olan şiirlerine ve şarkılarına kadar herşey kaydedilmiştir ve bu elyazması, bir yerde saray folklörü hazinesidir. Sayfaların ortasında kimi soldan sağa, kimi sağdan sola, o zamanın sistemiyle yazılmış yüzlerce nota, yüzyıllar öncesinin saz eserleri ile şarkılarını bugüne getirirken şiirler ve güftelerin çoğu da iki alfabe ile, yani hem Arab alfabesiyle hem de Latin alfabesiyle kaydedilmişlerdir.

 

Alberto Bobowski’nin Karşılaştırmalı
Latin Ve Osmanlıca Alfabe Tablosu



 Alberto Bobowski’nin Güftesini İki Alfabe ile Yazdığı Bir Şarkı:
“Ağalar, Bir Civan Sevdim”

 

 

 

Tarihçi Murad Bardakçı ayrıca Hatice Sultan ile Melling arasındaki yazışmalarından bazı somut örnekler de vermiştir ve bunlardan bazıları aşağıda okuyucuların bilgisine sunulmaktadır:

 


İlk mektupta Hatice Sultan, Melling’den sipariş etmiş olduğu şal ile yaptırttığı iskemleyi acele göndermesini istiyor.

 

 

 

Melling’e ait olan ikinci mektupta ise, mimar, Pinel adındaki bir kuyumcu ile maliye arasında çıkan anlaşmazlığı anlatıyor, Pinel’in Hatice Sultan’a satmış olduğu mücevher konusunda bir sorun olduğunu, halledilemediği takdirde kendisinin de hapsedileceğini söylüyor ve Sultan’dan bir zimmet belgesi göndererek kendisini kurtarmasını rica ediyor.


 

 TELGRAF MUHABERATINDA OSMANLICA ALFABESİNİN KULLANILMASI

 

Esas itibariyle telgraf muhaberatında Osmanlıca’nın VE Arapça’nın kullanılamayacağı düşüncesiyle kaleme aldığımız bu yazıda sizlere öncelikle Osmanlı’da Latin harflerinin kullanımıyla ilgili ön bilgiler vermek zorunda kaldık.

 

 

 

Mors alfabesi ; iki çeşit sinyalin (kısa ve uzun sinyal) farklı kombinasyonlarının harfleri, sayıları ya da noktalama işaretlerini oluşturduğu bir haberleşme dilidir ve geçmiş yüzyıllarda genellikle elektrik ya da radyo sinyali kullanılarak kişiden uzak bir noktaya yazılı bir metnin ulaştırılmasında kullanılmaktaydı.

 

 

 

 

 

Yukarıda verdiğimiz Mors Alfabesi ve Osmanlıca Alfabesi tablolarına baktığımızda Osmanlıca’da yer alan Arapça Alfabesinden ithal edilen birleşik harfler ve (hem “t” hem “d”) - (hem “d” hem “z”) – (hem “g” hem “ğ”) – (hem “a” hem “e”) sesi veren aynı harflerin mevcudiyeti hem de “h” sesi veren 3 adet harfin oluşu ve “s” sesi veren 3 harfin oluşu ve “n” sesi veren 2 harfin oluşu nedeniyle Mors Haberleşmesinde Osmanlıca’nın kullanılmasının mümkün olmadığı ya da diğer bir deyişle sözkonusu Mors Alfabesinindeki harflere Osmanlıca’daki harflerin ilave edilmesi suretiyle ilave harf kodlarının belirlenip uygulanmasıyla mümkün olabileceği şeklinde mütaala ettik.

 

Araştırmalarımızı bu doğrultuda sürdürürken Osmanlı’da ilk telgraf şebekesinin kurulduğu yıllardaki uygulamalara göz attık.

 

Dr. Nesimi Yazıcı’nın Osmanlı Telgrafında Dil Konusu adlı çalışmasını incelediğimizde Osmanlı’da ilk dönemde telgraf haberleşme dilinin Fransızca olduğunu görmekteyiz.

 

Kırım savaşı sırasında ve savaşın Rumeli sahasından Kırım´a geçtiği sıralarda Osmanlı orduları ile birlikte İngiliz ve Fransızlar da Ruslara karşı savaşa başlamışlardı. Bu sırada müttefikler, ordularının başkentleri ile telgraf irtibatının sağlanmasına karar verdiler. İngilizler önce Kırım´ı Varna´ya bağladılar. Fransızlar da Varna-Şumnu-Rusçuk-Yerköy-Bükreş hattının yapımını üstlendiler. İngiliz ve Fransızların bu teşebbüsleri Osmanlı yöneticilerinde derhal telgraf şebekesi kurma düşüncesini harekete geçirdi.

 

 

1874 Osmanlı Telgraf Hattı Haritası

 

Osmanlı İmparatorluğu´nda jeolog olan Profesör J. Lawrence Smith, Amerika´dan gönderilmek üzere iki telgraf aracı ısmarladı. Geldiklerinde, mekanik konularda uzman olan Amerikalı Hamlin´i, Sultana yapacağı bir gösteride yardım etme konusunda ikna etti. Bebek´teki seminerinde üç gün araçlarla deneme yaptı. Mesajları gönderip alabildiğinde, o ve Smith, araçları Beylerbeyi Sarayı´na getirdi ve birini tahtın bulunduğu odaya, diğerini uzak bir köşedeki odaya kurdu.

 


 

09 Ağustos 1847’de Mesaj her iki yönde olmak üzere Sultan’ın huzurunda gönderildi - alındı. Sultan Abdülmecid memnun kalmıştı. Abdülmecid bir sonraki gün, sarayda Bab-ı Ali´nin üst düzey memurları için gösterinin tekrar edilmesini istedi. Gösteri, 10 Ağustos´da başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. Gösteri sonuçlandığında, Abdülmecid görevlileri, İstanbul´dan Edirne´ye bir telgraf hattı çekilmesi için birlikte çalışmalarını önerdi. Sultan Abdülmecid Amerika´ya, Morse´a ve bilgiye değer verilmesi gerektiğini, sultanın elektrikli telgrafı gördüğünü ve Morse´un "yetenekli bir Amerikalı bilim adamı, Mesih, ulusunun önde gelen bir örneği olduğunu, başarılarının artmasını dilediğini" belirten bir imparatorluk sertifikasıyla birlikte elmastan yapılmış madalya gönderdi. Madalyadan memnuniyet duyan Morse, daha sonra sultana telgrafa benzeyen bir araç gönderdi. Abdülmecid, bunu Askeri´ Mühendislik Okulu´na verdi.

 


Müteakip yıllarda İstanbul – Edirne - Şumnu arasında kurulan ve Fransız hatları vasıtasıyla Avrupa ile de teması sağlayan ilk Osmanlı telgraf şebekesi 15 Eylül 1855´de resmen çalışmaya başladı.

 


Ortada Emile Lacoine, sağdan üçüncü Salih Zeki Bey. Kaynak: Osmanlı Tabii ve Tatbiki Bilimler Literatürü Tarihi (ed; Ekmeleddin İhsanoğlu), II. Cilt, IRCICA Yayını, İstanbul, 2006, s. 1567. (Soldan sağa: Darüşşafaka mezunları Fahri, Fuad, fen müşaviri ve fabrika müdürü Darüşşafaka telgraf fenni muallim muavini Mehmed Raif, Darüşşafaka mezunu Mehmed Ali, Telgraf Nezareti fen müşaviri ve Darüşşafaka telgraf fenni muallimi Emil (Lacoine), Darüşşafaka mezunu İhsan, mühendis kalemi müdür muavini ve Bahriye Mektebi elektrik muallimi Darüşşafaka mezunu Salih (Zeki Bey), Darüşşafaka mezunları Şevki ve Nesimi. )

 

Osmanlıda karada ve denizde telgraf hatlarının döşenmesinde, telgraf ve buna bağlı olarak elektrik bilgi ve teorilerinin öğretilmesinde, telgraf ve elektrik mühendislerinin yetiştirilmesinde ve daha sonra da çok çeşitli elektrik uygulamalarının gerçekleştirilmesinde öncü isim, Émile Lacoine’dır. Émile Henri Lacoine (1835-1899), Süveyş Kanalı’nda bir görev alarak Mısır’a gitmek için geldiği İstanbul’da kalarak, aldığı bir teklif nedeniyle elektrikle ilgili çalışmalar yapmış ve uzun bir süre Telgraf Fen İşleri’ni idare etmiştir. Lacoine, ölümüne kadar telgraf ve elektriğin diğer uygulamalarıyla ilgili çok çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur.

 


Mühendis Émile Lacoine Osmanlı’da ilk kez 1854 yılında çekilmeye başlanan telgrafın muhaberatı uygulamalarına yönelik olarak karada telgraf hatlarının kurulmasını ve denizde de denizaltı kablolarının döşenmesi çalışmalarını yönetti. Darüşşafaka Lisesi’nde elektrik dersi açmış ve bu liseden mezun olan en başarılı öğrencilerini daha sonra da desteklemiş, yönlendirmiş, onların Fransa’da telgraf mühendisi olarak yetişmelerini sağladı. Böylece Osmanlı’da ilk elektrik mühendisleri kuşağını oluşturdu. Elektrikle ilgili yayın faaliyetlerinde de bulundu ve 1883’te Mebahis’i Telgraf (Telgraf Konuları) başlıklı bir kitap yayınladı. Fransızca yazdığı bu kitabı öğrencisi ve elektrik mühendisi Mehmed Raif Bey Türkçeye çevirmiştir.

 


Elektrik fabrikasında öğrencileriyle birlikte birçok elektrikli aletler üretmişler ve bu ürünlerini uluslararası fuarlarda sergilemişlerdir. Bu başarılardan dolayı uluslararası ödüller kazanmışlardır. Elektrikli sandal üretimi de önemli yaratıcı etkinlikleri arasındadır. Onun himaye ettiği ve yetiştirdiği özellikle iki çok parlak öğrencisi, daha sonra hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde Osmanlının modernleşmesinde çok büyük hizmetlerde bulundular. Bunlar Salih Zeki (1864-1921) ve Mehmet Emin Kalmuk (1869-1954) Beylerdir.

 

 

Elektrik mühendisi, matematikçi, fizikçi, astronomi yazarı, bilim tarihçisi, bilim felsefecisi ve bilim yazarı Salih Zeki, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bilimin ve bilimsel düşüncenin geliştirilmesinde birinci dereceden rol oynamış ve Cumhuriyet dönemindeki gelişmeleri de etkilemiştir.

 

Mehmet Emin Kalmuk fotoğrafı (İTÜ Sinyal İşleme Laboratuvarı – Tayfun Akgül Arşivi)

 

Elektrik mühendisi ve matematikçi olan Mehmet Emin Kalmuk da Osmanlı Devleti döneminde mühendis ve matematikçi olarak çok parlak hizmetlerde bulunmuş, Cumhuriyet döneminde ise İTÜ Elektrik Fakültesi’nin kurulmasında öncü bir rol oynamıştır.

* * *

Bu ilk dönemlerde Osmanlı telgrafında haberleşme dili Fransızcaydı. İlerleyen yıllarda telgraf haberleşme dilinin o ülke halkının dili haricinde bir dil olması ve haberleşmenin yabancı memurlar vasıtasıyla yapılmasının sakıncaları, diğer bir deyişle devletin sırlarının yabancılar tarafından öğrenilebileceği, yabancı görevlilere yerli memurlardan daha fazla maaş ödeneceği ve de halkın Fransızca bilmediğinden telgraf çekmede zorluklarla karşılaşacağı gözönüne alındığında telgraf haberleşme sisteminin Osmanlıca alfabesi için de kullanılabilirliğinin sağlanması üzerinde durulmaya başlanmıştır.


Osmanlı’da ilk telgraf haberleşmesinin başlamasıyla birlikte telgraf işaretlerinin Osmanlıca olarak karşılıklarının bulunması ve kullanılması yönünde genel ve zorunlu bir istek belirmiştir. Fakat bu sırada çeşitli bahanelerle telgraf işaretlerinin Osmanlıca karşılıklarının olamayacağı ve telgraf dilinin Fransızca olarak kalması gerektiği, özellikle yabancı memurlar tarafından ileri sürülmekteydi.

 

Bu konuda; telgraf işaretlerinin soldan sağa çıktığı, Osmanlıca kelimeleri ayrı ayrı yazılmış harflerle anlamanın zor olacağı, makinaların Türkçe telgraf gönderip-almaya uygun olmadığı gibi fikir ve görüşler ileri sürmekteydiler.

 

Telgraf dilinin Fransızcadan Osmanlıca’ya çevrilmesi düşüncesinin ilk kez Mustafa Efendinin zihninde şekillendiğini görüyoruz. Kendisine bu konuda Voliç Efendinin yardımı söz konusudur. Mustafa Efendi, Voliç Efendi ile birlikte Tercüme Odasındaki görevinden alınarak Varna-Bükreş hattını kurmakla görevlendirilen Fransız Le Comte Enkles´in refakatine verilip, Şubat 1855´ten Haziran başına kadar süren beraberliklerinde telgrafla ilgili temel bilgileri öğrenmişti.

 

Aynı zamanda bu ikisi telgraf işaretlerinin Osmanlıca karşılıklarının olabileceğini, yani belli işaretlerle gösterilen Latin harfleri yerine Osmanlıca harflerinin konulabileceğini tesbit ettiler.


İstanbul´a dönüşlerinde bu konuda birlikte hazırladıkları bir layihayı, bu sırada ülke içerisinde telgrafın kurulup yayılması çalışmalarını yönetmekle görevli komisyonun başkanı Divan-ı Hümayun Beylikçisi Afif Bey´e verdiler.

 

Bu raporda; eldeki makinalarla Osmanlıca haberleşmenin mümkün olduğu açıkça açıklanmakta ve kanıtlanmaktaydı. Mustafa Efendi, Voliç Efendi ile birlikte İstanbul´da bulundukları sırada kendilerinin düzenlemiş oldukları usulle telgraf haberleşmesinin sağlanması yönündeki çalışmalarına devam ederek Telgrafhane´de bulunan Feyzi, Zemçi, Asaf ve Ahdülhalim beylere Osmanlıca Telgraf haberleşme usulünü öğretmişlerdir.

 

Telgraf dilinin Osmanlıca’ya çevrilmesi veya diger bir deyişle karşılığı o zaman kullanılan Osmanlıca harfleri ile gösterilen bir telgraf alfabesi yapma çalışmalarında bundan sonra Mustafa Efendiyi yalnız görmekteyiz. Mustafa Efendi, Edirne hattı bitip burada telgrafhane açıldığında Edirne Merkezi´ne Müdür tayin edildi. Burada da telgraf haberleşmesinin Osmanlıca olarak yapılması çalışmalarına aralıksız devam eden Çalışmalarını her geçen gün olgunlaştırdı ve sona yaklaştırdı. Nihayet Mustafa Efendi Edirne Telgraf Müdürü olarak buradan İstanbul´a 28 Şaban 1272 (28 Şubat 1856) Cumartesi günü saat 3,30´da ilk Osmanlıca telgrafını çekti. Mustafa Efendi tarafından İstanbul Merkezi´nde Telgraf Müdürü Mehmet Efendiye çekilen bu bir numaralı telgraf 128 kelimeden ibarettir ve metni şu şekildedir".

 

Numara: 1. Kelime: 128. Tarih: 28 Şahan 1272. Gün ve saat: Cumartesi, 3,30.
"Peneüşenhih günü saat 4´ten Cuma günü saat 7’ye kadar bizim (yani Edirne) makinaları asla işlemediğinden Pencüşenbih günü İstanbul´dan gönderilecek olan beş kıt´a Türkçe telgrafnameleri yevm-i mezkürda almak mümkün olamayub bu telgrafnameleri ertesi Cuma günü almak üzere sahahtan akşama kadar Telgrafhane´de beklemiş isem de kullarına İstanhul´dan hiç bir işaret zuhur etmeyüh saat 7´de makinalar işlemeye başladıkta zikrolunan telgrafnameler Fransızca yazılarak mahallerine gönderildi. Lakin bunların zeyline yazılmak üzere Mösyö De Lusson tarafından Cuma günü Mösyö Nohlet´ye bir kağıt zuhur etti ki, Peneüşenhih günü bu telgrafnameler Türkçe yazılacak idiyse de Devlet-i Aliyye memurlarının adem-i maharetlerinden dolayı yazılamayub taahhur eylediğinden yine Fransızca yazıldı deyu keyfiyetin ilim olunması iş´ar kılınmıştır. Halbuki makinaların işlemediği burada bulunanların meşhudu olup bi-gayr-ı hakkın Mösyö De Lusson´un bu vechile ilan-ı keyfiyet ettirmesi layık olmadığından Mösyö Noblet tarafından keyfiyet ilan olunmadı efendim. Fi 28 Şaban 1272 Mühür: Mustafa kulları"
Fi 28 Şaban 1272
Mühür: Mustafa kulları"

 

 

Mustafa Efendinin yapmış olduğu bu ilk alfabe "Mustafa Alfabesi" adı ve "Mustafa Tarzı Muhabere" şeklinde Osmanlı Telgraf idaresi tarafından 20 yıl süreyle kullanıldı. Mustafa Alfabesinin ülke içinde kullanılmaya başlamasıyla sağladığı birçok faydanın yanında bu yolda yapılmış ilk çalışma olmasının verdiği bazı eksiklikleri de vardı. Zaman geçtikçe yeni bir alfabenin yapılarak bu eksikliklerin giderilmesine olan gereksinim arttı. Bu yolda çalışmayı hem Osmanlıca hem de Fransızca haberleşme esaslarını çok iyi bilen İzzet Bey üstlendi. Mustafa Efendi, alfabesinde çok kullanılan harflerin karşılığı olan telgraf işaretlerini, uzun işaret zincirleri ile göstermişti. Yani çok kullanılan bir harf için birçok işaretin meydana getirdiği bir bütün karşılık olarak konulmuştu.

 

Böyle olunca haberleşmede gereken hız elde edilemiyordu. Bu durum Uluslararası Telgraf Alfabesi´ne de uymuyordu. İzzet Bey, Mustafa Efendinin alfabesindeki eksiklikleri giderme yönünde çalışmalar yaptı. Uluslararası alfabeye yakın, çok kullanılan harfleri az işaret ve derece derece az kullanılan harfleri de daha uzun işaretlerle karşılama yoluna gitti. İzzet Beyin yaptığı alfabe ile haherleşmeye % 20 kadar bir hız kazandırıldığı gibi, harflere verilen işaretlerin Uluslarası Alfabeye yakınığı dolayısıyla da hem yabancı dil için, hemde Osmanlıca için ayrı ayrı haberleşme görevlisi bulundurma zorunluluğu büyük ölçüde ortadan kalktı. Bu durumda bir miktar Fransızca bilen bir memur, Türkçe ve Fransızca, haberleşmeyi yapabildiği gibi; az Türkçe bilen bir görevli de her iki haberleşmeyi gerçekleştirebiliyordu.

 

Böylece giderler azalmakta hazine yükten kurtulmaktaydı. İzzet Bey, H. 1294/M. 1877´de telgraf merkezlerine gönderdiği bir emirle kendi düzenlediği yeni alfabe ile haberleşme yapılmasını istedi. Kısa zaman içinde memurlar bu yeni alfabeye alıştılar ve de belirtilen faydalar sağlanmış oldu.



 

 

 

 

Böylece, 15 Eylül 1855´de Fransızca olarak başlayan telgraf haberleşmesinin ardından 7 ay geçmeden 3 Mayıs 1856´dan itibaren Osmanlıca olarak da telgraf haberleşmesinin yapılması olanaklı hale getirilmiştir.

 

* * *


Osmanlıca lisanında çekilmiş bir telgrafa örnek olarak 4.3.2018 tarihinde www.cnnturk’te yayınlanan Murat Bardakçı tarafından gündeme getirilen “Abdülhamid’in kız kardeşinin Mustafa Kemal´e telgrafı” başlıklı yazıya atıf yapıyor ve sözkonusu çekilen telgrafı ve içeriğini burada aktarıyoruz:

 

Bardakçı´nın Habertürk´teki yazısından:
Sultan Abdülmecid’in kızı ve Sultan Abdülhamid’in de kızkardeşi olan yaşlı bir Osmanlı prensesinin, Seniha Sultan’ın, sürgün kararının hemen ertesi günü Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği ve “Çok yaşlıyım. Beni kovmayın, son günlerimi odamda geçirmeme müsaade buyurun” dediği telgraf...

 

 

 

Seniha Sultan, kararın tebliğinde sonra bir ümide kapılarak, Pangaltı Postahanesi’nden 4 Mart’ta Ankara’ya, Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf gönderdi. Hanedanın bu yaşlı mensubu, “Ankara’da, TürkiyeReisicumhuru Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne” hitabı ile başlayan telgrafında “78 yaşındayım. Odadan bile çıkmak iktidarına mâlik bulunmadığımdan karar-ı ahire tebaiyet maddeten imkân haricindedir. Hayattan artık bir nasibi kalmamış olan benim gibi bir ihtiyarın takarrüp eden son günlerini odasında geçirmeye müsaade buyurmanızı istirham eylerim. Seniha binti Abdülmecid” diyordu...


Seniha Sultan’ın talebi dikkate alınmadı ve aile ile beraber o da Türkiye’den sınırdışı edildi. Bir süre Paris’te oğlu Sabahaddin Bey’in yanında kaldı, Sabahaddin Bey’in maddi sıkıntıya düşmesi üzerine Nice’e geçip kuzeni olan son Halife Abdülmecid Efendi’nin yanına sığındı. Halife’nin Nice’in Cimiez semtideki evinin çatı katındaki hizmetkâr odalarından birinde yaşamaya başladı ve hanedanın en zengin hanımlarından olan bu yaşlı prenses, 1931’de Paris’te vefat etti...

 

Kaynakça:

(1) Hasan Türüdü-Hayat Tarih 1974
(2) Tekince harflerinin kabul ve uygulaması hakkında kanun
(3) Rasim Tarihi, Cild 3
(4) Murad Bardakçı – Tarihin Arka Odası Programı
(5) Dr. Nesimi Yazıcı -Osmanlı Telgrafında Dil Konusu
(6) Murad Bardakçı – www.cnnturk
(7) http://www.telekomculardernegi.org.tr
(8) Osman Bahadır - https://sarkac.org/2018/11/emile-lacoine/
 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !