Tahiyyetül-Mescid-Camiyi Selamlama ve Ortaköy Cami 18.12.2018 5237 Kez Okundu

Tahiyyetül-Mescid-Camiyi Selamlama ve Ortaköy Cami
Tekin GÜLTEKİN
Tekin GÜLTEKİN

Tahiyyetü´l mescid namazı demek caminin selamlanması ve saygı gösterilmesidir. Bu bakımdan Peygamberimiz "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rek‘at namaz kılsın" buyurmuştur.

 

Bir mescide ziyaret için ya da öğretmek ya da öğrenmek gibi bir niyetle giren kimse dahi orada iki rekat  “Caminin Selamlanması Namazı kılmalıdır”.

 

Böylece Müslüman kişi Allah Teala´yı selamlamış, ona bağlılığını saygısını ve kulluğunu sunmuş olur.

 


Ortaköy Camii (Büyük Mecidiye Camii) İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde Ortaköy sahil şeridinde yer alır. Boğaziçi Köprüsünün hemen altında köprü ile beraber mükemmel bir boğaz manzarası oluşturan Ortaköy Camii (Büyük Mecidiye Camii) Ortaköy Meydanı olarak bilinen sahil kesiminin en yoğun olduğu noktadadır. Ortaköy İskelesindeki bu zarîf câmi 31. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecîd Han tarafından yaptırıldığı için, Büyük Mecîdiye Câmii olarak da bilinir. Klasik Osmanlı mimarisi dışında barok tarzının ve bezeme sanatının özelliklerini taşıyan Ortaköy Camii Boğaziçi’nin ve Ortaköy’ün güzelleşmesine ve imarına önem veren Sultan Abdülmecid’in isteği üzerine 1853-1854 yılları arasında Mimar Nigoğos Balyan(d.1826-ö.1858), tarafından inşa edilmiştir. Mimar Nigoğos Balyan, 19. Yüzyıl Osmanlı mimarisine ve İstanbul’a, inşa ettikleri saray, camii, kilise, köşk, kışla, okul gibi eserler ile damga vurarak, dört kuşak boyunca “Hassa Mimarı” olarak hizmet veren Ermeni “Balyan Ailesi’nin bir üyesiydi. Klasik Osmanlı üslubunun özellikleriyle Batı mimarisini birleştirerek yeni bir sentezin öncülüğünü yapan bu ailenin yetiştirdiği en verimli mimarlardan biri olan Nigoğos Balyan, kısa süren ömründe, sanat bakımından değerli ve önemli eserlere imza attı.


 

Bunlar arasında ismiyle özdeşleşen Ortaköy Camii bir yana konulacak olursa; “Dolmabahçe Sarayı’nın resmi kabul dairesi ve iki tören kapısı (Bu sarayın inşaatında babası Karabet Amira Balyan ile birlikte çalışmıştı.) Mecidiye Kasrı, Göksu Kasrı, Tophane Saat Kulesi, Dolmabahçe Saat Kulesi, Ihlamur Kasrı gibi eserler de yer almaktadır. 

Modern ve geç dönem Osmanlı mimarisinin sembollerinden biri olan Ortaköy Camii’nin demir parmaklıklı küçük bir avlusu, iki tarafını saran geniş bir rıhtımı ve doğusunda bir bahçesi vardır.  19 yy. sultan camilerinin tümünde olduğu gibi İki bölümden Bodrum katı üzerinde cami ana mekanı yani asıl ibadet mekanı olan harim bölümü ile girişin önünde yer alan 2 katlı Hünkar Kasrından oluşur. Caminin son cemaat yerinin sağındaki kuzey girişinde batı cephesindeki kapısı denize açılır ki burası Hünkâr Kasrıdır ve bu düzenleme açıkça hünkârın deniz yoluyla geldiğine işaret eder.

 

On bir basamaklı çift taraflı mermer merdivenlerle son cemaat yerinin önündeki cümle kapısının önüne çıkılır. Kapı üstündeki kitabede Ali Haydar’ın talik ile yazdığı Şair Ziver’in camiye tarih düştüğü şiiri vardır. Cami mimari plan olarak kare bir mekândır. Osmanlı Cami Mimarisinde geleneksel olarak son cemaat yeri camiye girişten önce, cami dışındadır. Bu camideki son cemaat yeri ise harim bölümüne kaydırılmış olup harim bölümünün kuzeyinde hünkâr mahfilinin altında gerçekten bir hazırlık mekânı olarak görülmektedir. Son cemaat yeri olarak bulunması gereken mekân, burada giriş holü işlevini yüklenmiş görünmektedir. Burada cümle kapısının sağında ve solunda bulunan birer tane dikdörtgen şeklinde ve ahşap doğramalı iki pencere vardır. Son cemaat yeri diyebileceğimiz buradan harim kapısına vardığımızda, çift kanatlı geniş bir kapı görürüz. Harim kapısının da sağ ve solunda aynı şekilde dikdörtgen, ahşap doğramalı birer pencere bulunmaktadır. Harim bölümü, yüksek beden duvarları üzerine kubbeyle örtülüdür. 


 

İnce ve zarif minareleriyle tanınan cami, karışık üslupta inşa edilmiştir. Camiye iki yandan kıvrılan merdivenlerle ulaşılarak, son cemaat mahallinden sonra bir kapı ile girilir. Oldukça ince ve oya gibi işlemelerle ve oymalarla süslenen bu caminin ana kubbesi harimin üstünü örter; üzerleri kemerli dört büyük ve kalın duvarlarla, bunların dört köşesinde birer ağırlık kulesi yapılarak askılarla dört duvar üzerine oturtulmuştur. Biçim ve statik işlev olarak gerçek bir ağırlık kulesi olmayan bu elemanların üstünde içi boş dekoratif figürler vardır. Kubbenin hemen altında ve bu kemerli duvarların üzerinde kubbeyi çepeçevre kuşatan dar bir kasnak vardır. Dış taraftan üç cephesi yığma sütunla süslenmiştir ki bu sütunlar aynı zamanda kubbeye payandalık ederler. Tek merkezi kubbeli olup, kubbeden kare plana geçişte, istinat kemerlerinin birleştiği köşelerle kubbe arasındaki pandantiflerin dış yüzleri kurşunla örtülüdür. Köşelerde kontrofor kuleleri vardır. Minareler kuzey cephesinde, hünkâr dairesinden yükselir. 


Caminin içi çok güzel olup iç duvarları, kırmızı ve beyaz hareli pembe mozaikle kaplanmıştır, özellikle kubbe süsleme sanatını olağanüstü güzeldir. Büyük pencerelerin aydınlattığı iç mekân kalem işi, ştuk, alçı profiller ve altın varak süslemeler ile zenginleştirilmiştir. Dört bir yanından güneş alacak şekilde tasarlanmıştır, üst sıralarda 12, alt sıralarda ise 8 büyük pencereden ışık alır bu tasarımla insana huzur veren bir görüntüsü vardır ve bir mimari harika olarak değerlendirilmektedir. Caminin duvarlarında bulunan Allah, Muhammed ve ilk dört halifenin isimleri ile minberin üstündeki oyma Kelime-i Tevhid’in Yazıları* (* "La İlahe İllallah, Muhammedün Resulullah : "Allah´tan başka İlah yoktur. Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah´ın Peygamberidir")  bizzat Padişah Abdülmecit tarafından yazılmıştır, onun imzasını taşımaktadır ve okunmaktadır. Mihrap, mermer ve mozaikle yapılmıştır. Üzerinde istalaktit vardır. Minberi de somaki mermer kaplıdır. Solda bir de somaki mermerden yapılmış vaaz kürsüsü vardır.


Caminin taş dış cepheleri barok tarzda oyma ve kabartmalarla süslüdür. Merdivenle çıkılan yapının birer şerefeli yivli, ince iki minaresi vardır. Çok narin ve zarif görünümlü, sülün gibi, sahilden semaya ser çeken bu minarelerin şerefelerinin altında iri kabartma akont yaprakları İstanbul’da tek örnek olarak altın yaldızlarla boyanmıştır. Minarelerinin en tepesine kadar ince taş işçiliği hâkimdir. 


SULTAN I. ABDÜLMECİT, 31. OSMANLI PADİŞAHI VE 110. İSLAM HALİFESİDİR. Sultan II. Mahmut´un Bezmialem Sultan´dan olan oğludur. 1 Temmuz´da 1839 tahta çıktı. Döneminde Tanzimat Fermanı´nı ilan ettirmesiyle meşhurdur. Osmanlı Devleti´nin son dört padişahının babasıdır ve en çok sayıda oğlu padişahlık yapmış olan padişahtır. Abdülmecit, babası gibi tüberküloza yakalanmıştı. Ihlamur Köşkü´nde öldüğünde 38 yaşındaydı. Fatih´te, Sultan Selim semtinde, Yavuz Selim Camii Haziresi´nde, Sultan Abdülmecit Türbesi´ne defnedildi. Batı kültürüyle yetiştirilmiştir. İyi Fransızca konuşur ve batı müziğinden hoşlanırdı. Babası II. Mahmut gibi yenilik yanlısıydı. Babasının vefatı üzerine tahta çıktı. Talihi, Mustafa Reşit, Mehmet Emin Ali Paşa, Fuat Paşa gibi devlet adamlarına rastlamasıydı.


 

SULTAN I. ABDÜLMECİT ARACISIZ HALKIN DERTLERİNİ

HALKIN KENDİ AĞZINDAN DİNLEYEN İLK PADİŞAHTIR. 


Londra ve Paris´te, Osmanlı devletindeki ıslahat hazırlıkları konusunda görüşmelerde bulunan hariciye nazırı Mustafa Reşit Paşa, bir ıslahat programının gerekliliğine padişahı inandırdı. Hazırlanan Gülhane Hatt-ı Hümayunu Mustafa Reşit Paşa tarafından 3 Kasım´da Gülhane´de okundu. Tanzimat dönemini açan bu belgeyle, yargılamasız kimsenin cezalandırılamayacağı, mal ve mülkünün zorla alımına gidilemeyeceği ilkesi getiriliyor, devletle birey arasındaki ilişkileri düzenleyecek yasaların çıkarılacağı açıklanıyordu.


Fransız ceza kanunu çevrilerek uygulamaya konuldu. İlk idadiler açıldı. 1847´de Mekatibi Umumiye nezareti kuruldu. 1848´de ilk muallim mektebi, aynı yıl Harbiye´de kurmay sınıfı, 1850´de Darülmaarif adı verilen lise, 1851´de ilk bilim akademisi sayılan Encümen-i Daniş açıldı. 1846´da Darülfünun binasının temeli atıldı. Askerlik yasası çıkarılarak kura yöntemi benimsendi, askerlik süresi 4-5 yıl olarak sınırlandı.


1840´ta kaime-i mutebere adıyla ilk kağıt para çıkarıldı. 1853 yılında Abdülmecit, Rusya´ya savaş açtı. Osmanlı Devleti, müttefikleri İngiltere, Fransa, Piyemonte ile birlikte Kırım Savaşı´nı kazandı. 


1856 yılında Paris´te imzalanacak barış antlaşmasından önce padişah, Tanzimat Fermanı´nı tamamlayan Islahat Fermanı´nı ilan etmek zorunda bırakıldı. Azınlıklara, savaştan önce Rusların istediğinden daha fazla haklar veren bu belge, 1856 tarihinde Paris Antlaşması´nı imzalayan İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya ve Piyemonte tarafından senet kabul edildi.


1856´da askerlik teşkilâtı yedi ordu esası üzerine kuruldu ve Hıristiyanlar da askere alınmaya başlandı. Maarif-i Umumiye nezareti kuruldu (28 Nisan 1857). Avrupa´ya öğrenci gönderildi (1857). Mülkiye Mahreç Mektebi (1859), Telgraf Mektebi (1860) gibi bazı meslek okulları açıldı. 


Yeni toprak kanunu (Arazi kanunnamesi) yayınlandı (1857). Devletin gelir ve giderleri bir bütçeye bağlandı. Tersane yeniden düzenlendi.


Savaş giderlerini karşılamak üzere ağır koşullarla alınan dış borçların hazineye büyük yükü yanında padişahın ve sarayın sorumsuz harcamaları da durumu gittikçe ağırlaştırıyordu. 


Devlet, 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında ilk kez dışarıdan borç almak zorunda kalmıştı. Bunu ikinci (1855), üçüncü (1858), dördüncü (1860), borçlanmaları izledi. Beyoğlu sarraflarından alınan borçlar da 80 milyon altın lirayı aştı. Bunlar için rehin verilen mücevherlerle borç senetlerinin bir bölümü yabancı tüccar ve bankerlerin eline geçti. 


Sultan Abdülmecit, dışarıdan aldığı borçların bir kısmıyla saray ve köşkler yaptırdı. Dolmabahçe Sarayı (1853), Beykoz Kasrı (1855), Küçüksu Kasrı (1857), Mecidiye Camii (1849), Teşvikiye Camii (1854) Hırka-i Şerif Camii (1851), döneminin başlıca yapıtlarıdır. Bezmialem Valide Sultan Gureba Hastanesi´ni (1845-1846) ve Yeni Galata Köprüsünü yaptırdı  (1846).

 

Kaynaklar:
Nimet Bayraktar, Les principals Mosquees de Turquie, Galeri Minyatür
Semavi Eyice, Ortaköy, İstanbul, 1991.
Filiz Gündüz, Ortaköy Camii, TDV. İslam Ansiklopedisi, c.33, İstanbul, 2007.
Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi, c.4, İstanbul, 1960.
Afife Batur, Ortaköy Camii, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.6, İstanbul, 1994.

http://www.tas-istanbul.com

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !