TC HÜKÜMETLERİ HER BİR BİREYE 114 BİN $ BORÇLUDUR 2.1.2019 116652 Kez Okundu

TC HÜKÜMETLERİ HER BİR BİREYE 114 BİN $ BORÇLUDUR
Arif Nihat Asya
Arif Nihat Asya

 

 

 

GÜLTEKİN´İN

TC CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, HÜKÜMETLERİ,

BAŞBAKANI, BAKANLIKLARI, İGDAŞ, BAKANLARI,

BOTAŞ, ASKİ, İSKİ, TEDAŞ VB KAMU KURUMLARINA

1990´DAN GÜNÜMÜZE DEĞİN İŞLEDİKLERİ YOLSUZLUKLARDAN DOLAYI 

  AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNDE

 

                                                                                         

AÇTIĞI DAVA

   
DAVANIN KONUSU
Başvuruya konu olan olaylar, şikâyetler, iç hukuk yollarının tüketilmesi ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafında belirtilen altı aylık süre kuralına uygunluk ile ilgili tüm bilgiler başvuru formunun bu bölümünde belirtilmelidir (E, F ve G bölümleri) (Mahkeme İçtüzüğü madde 47 paragraf 2(a). Başvurucu, bu bilgileri ayrıntılı açıklamalarını ekleyerek tamamlayabilir. İlave açıklamalar 20 sayfadan fazla olmamalıdır (bkz. Mahkeme İçtüzüğü madde 47 paragraf 2(b)). Başvuruyu destekleyici belgeler ve kararlar bu sayfa sayısı sınırlamasına tabi değildir.
 
E. OLAYLARIN ANLATIMI
 
TC. YEREL MAHKEMELER, TC YARGITAY, TC DANIŞTAY, AVRUPA İNSAN HAKLARI VE TC ANAYASA MAHKEMESİNE SUNDUĞUMUZ DAVA DOSYAMIZIN KAPSAMI
 
__________________________
1) Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan şahsımızı maddi ve manevi yönden mağdur ettikleri,
2) Söz konusu gayri meşru işlem ve uygulamalarını son elli yıl içinde iktidara gelen her iktidarla birlikte tekrar sürdürdükleri,
3) Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan şahsımı ve birinci dereceden akrabalık bağları olan şahısların gelecek yaşamlarını yapmış oldukları yolsuzluk, usulsüzlük ve gizli hileli işlemlerle tehlikeye attıkları 
4) Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan toplumun düzenini bozdukları ve Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan toplumun bireylerini sahtekarlığa, hileli işlemlere, yolsuzluğa alıştırdıkları ve teşvik ettikleri 
5) Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan şahsımızı ve bizimle aynı duyarlılıkta olan olmayan toplumun tüm bireylerinin normal yaşam standartlarını altüst ettikleri gerekçeleriyle hem idare mahkemede hemde asliye hukuk mahkemesinde aleyhlerinde tazminat davası açtığımız Yolsuzluk yaptıkları TC Adli Mercileri tarafından tespit edilmiş Türk Kamu ve Özel Sektöründe yeralan ve faaliyet gösteren kişiler ve kurumlar aşağıda belirtilmiştir.
 
 
TC DEVLET’İNDE SON 40 YILLIK SÜREÇTE YAPILAN YOLSUZLUKLARA BAĞLI OLARAK HER BİR BİREYİN UĞRADIĞI MADDİ VE MANEVİ ZARARIN HESAPLANMASI
 
 Türkiye’nin Resmi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu BDDK’nın 3 Nisan 2003 tarihli Basına verilen raporunda 1998-2002 yılları arasında Bilinçli Olarak Finansmanları Zimmete Geçirilen Batık Bankaların toplam zararı 47 Milyar Dolar olduğu açıklandı ve 22 Nisan 2003 tarihli Hürriyet Gazetesinin yapmış olduğu hesaplamada; 47 Milyar Dolarlık Bankacılık Yolsuzluğunun 70 Milyonluk nüfusa sahip Türkiye’de kişi başına verdiği zararın :
 
“47 Milyar Dolar/ 70 Milyon İnsan = 670 Dolar “ olduğu ortaya çıkmaktadır. 
 
Bir taraftan 47 Milyar Dolar bu 22 Batık Banka Tarafından zimmetlerine geçirilmiştir; Diğer taraftan Türkiye Hükümeti bu açığın bir kısmını kapatmak için yurt dışından Kredi aramaya başlamış diğer bir çok benzeri vakada olduğu gibi IMF (International Monetary Fund)’den sağlanan 11 Milyar Dolar Kredinin 9 Milyar Doları ile bu borçların bir kısmını kapatılmaya ve Batık Bankaların zararları kısmen finanse edilmeye çalışılmıştır
 
Dolayısıyla yurt dışından yolsuzlukları telafi edici faizli borçlanmayı da bireysel maddi zarar hesaplaması zarar kapsamındaki hesaplamaya dahil edebiliriz. 
 
Bu durumda kişi başına uğradığımız zarar 670 $ + Tf (Yolsuzlukları Telafi Edici Kredi Borçlanması Faiz Toplamı/ 70 milyon kişi) = 670 $ + Tf olur.
 
Sözkonusu 47 Milyar Doların 2009 yılında Türkiye’ye maliyeti 94 Milyar $ (47 Milyar $ x 2) ve 2016 yılında Türkiye’ye maliyeti 188 milyar $ (94 Milyar $ x 2) olarak hesaplanmıştır.
 
Diğer taraftan ülke nüfusu 8 milyon kişi artmış, 2002 yılındaki 70 milyon kişiden 2016 yılı itibariyle 78 milyon kişiye ulaşmıştır. Günümüz itibariyle kişi başına maddi zararı yeniden hesapladığımızda;
 
188 Milyar $’lık (1999-2002) Bankacılık Yolsuzluğu / 78 Milyon Kişilik Türkiye Nüfusu = 2.410 $’dır
 
188 Milyar $’lık Toplam Kümülatif Bankacılık Yolsuzluğu Miktarına 1980’li Yıllar ile 1990’lı Yıllar arasındaki Hayali İhracaat Yolsuzluğuyla Devletten Akınan Milyarlarca Dolar Haksız Vergi İadesi Toplamını da ilave etmemiz Gerekmektedir.
 
Hayali İhracat konusunda detaylı bilgiler için Kaynakça Aktan, Okan H., "GATT ve AT Mevzuatı Karşında Türkiye´nin İhracatı Teşvik Politikası: Geçmişi ve Geleceği", 3. İzmir iktisat Kongresi, Dış Ekonomik ilişkiler Tebliğleri, 1993. Bulmuş, İsmail; Mikroiktisat, Ankara, 1994. Maşa, Soner, İhracatta Vergi İadesi Uygulaması Önemi ve Etkinliği, Uzmanlık Tezi, DPT, Ekim 1983. Onursal, Erkut., "İhracatı Teşvik Politikası ve Gelişmiş Bazı Ülkelerde Teşvik Tedbirleri Uygulaması", Dış Ticaret’te Durum, Sayı 23-24 Ocak 1991.
 
1980’li, 1990’lı ve 2000’li yıllardan verdiğimiz örneklerden ve hesaplamalardan görüleceği üzere son 35 yıllık süreç’te Hayali İhracaat ve Haksız Vergi İadesi ya ‘da Haksız Olarak KDV ve diğer Vergilerden Muafiyetle Piyasaya Düşük Fiyatla Ürün Arzı sonucunda beher yıl 2 Milyar $ tutarında Hayali İhracaattan Haksız Vergi İadesi Sözkonusudur.
 
(1980-2015 Hayali İhracattan Haksız Vergi İadesi) x 35 Yıl
   2 Milyar $ x 35 Yıl = 70 Milyar $
 
Türkiye’deki 35 Yıllık Bankacılık ve Hayali İhracaat Yolsuzlukları Tutarı Üzerinden Türkiyede yaşayan 78 Milyon kişinin Maddi Zararı Yeni İlavelerle Aşağıdaki gibidir :
 
 
188 Milyar $’lık (1999-2002) Bankacılık Yolsuzluğu + 70 Milyar $ (1984-2016) Hayali İhracaat Yolsuzluğu   __________________________________________________________________
  Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Kişi
 
 
188 Milyar $ + 70 Milyar $ = 258 Milyar $ / 78 Milyon Kişi = 3.307 $
 
 2016 Yılı İtibariyle Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Yalnızca Bankacılık ve Hayali İhracaat Yolsuzluklarından Dolayı 78 Milyon Türkiye Nüfusu Üzerinden Beher Türkiye Vatandaşına Borcu 3.307 $’dır
 
  *********************
 
2002-2013 AKP hükümetlerinin iş başında olduğu son 11 yılda değerinin çok altında 125 büyük çaplı özelleştirmelerle toplam 60 milyar dolar gelir elde edildi. Bilirkişi Raporları incelendiğinde Türkiye nüfusunu teşkil eden 78 Milyon Bireyin vergileriyle kurulmuş olan bu fabrika ve işletmelerin gerçek değerinin satılmış olduğu değerlerinin ortalama 25 katı olduğu görülecektir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Türkiye nüfusunu teşkil eden 78 Milyon Bireyin vergileriyle kurulmuş olan 125 Kamu Fabrika ve İşletmesinin Gerçek değeri : 60 Milyar $ X 25 = 1.5 Trilyon $’dır.
 
Özelleştirilen 125 Kamu Fabrika ve İşletmesinin Gerçek değeri : 60 Milyar $ X 25 = 1.5 Trilyon $’dır
 
******************
 
  188 Milyar $’lık (1999-2002) Bankacılık Yolsuzluğu + 70 Milyar $ (1984-2016) Hayali İhracaat Yolsuzluğu
  __________________________________________________________________
 
  Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Kişi
 
 
 
  188 Milyar $ + 70 Milyar $ = 258 Milyar $ / 78 Milyon Kişi = 3.307 $
   125 Kamu Fabrika ve İşletmesinin Gerçek değeri : 60 Milyar $ X 25 = 1.5 Trilyon $’dır.
 
 
 
Esasen Gerçek Değeri 1.5 Trilyon $ olan Özelleştirme Kapsamında 60 Milyar $’a satılan 125 Kamu İşletme Fabrikasının Sahibi Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Kişidir.
  
1.5 Trilyon $’lık (2002-2016) Özelleştirme Yolsuzluğu 
_____________________________________________________
  Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Kişi
 
 
 
  1.5 Trilyon $ / 78 Milyon Kişi = 19.230 $
 
 Yukarıda ayrıntılı olarak Özetlediğimiz üzere (1) 1984-2016 Hayali İhracat Yolsuzluğu + (2) 1999-2002 Kamu ve Özel Bankaların mevduat ve fonlarının zimmete geçirilmesi Yolsuzluğu + (3) 2002-2016 125 Kamu Fabrika ve İşletmesinin Özelleştirilme Yolsuzluğu Toplamının Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Bireye Bölünmesiyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin beher Türkiye Vatandaşına Borcu aşağıdaki gibidir :
 
 
188 Milyar $’lık (1999-2002) Bankacılık Yolsuzluğu + 70 Milyar $ (1984-2016) Hayali İhracaat Yolsuzluğu + 1.5 Trilyon $’lık (2002-2016) Özelleştirme Yolsuzluğu  ______________________________________________________________
 Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Kişi
 
  
 
  188 Milyar $ + 70 Milyar $ + 1.5 Trilyon $
 
  _______________________________________
 
  78 Milyon Birey
 
 1985-2016 Yılları Arasında Sadece Bankacılık+Hayali İhracat+Özelleştirme Yolsuzluğunu içeren 3 Dominant Yolsuzluk Kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Hükümetleri ve Yolsuzluğa Bulaşmış Türkcell, Doğan Medya, Çalık Holding vb Özel Sektör Teşekküllerin 78 Milyon Nüfusa sahip Türkiye Cumhuriyetinde Yaşayan her bir bireye borcu 22.538 $’dır.
 
    1.758 Trilyon $ / 78 Milyon Birey = 22.538 $
 **********************
 
  TÜRKİYE CUMHURİYETİ SİYASİ HÜKÜMETLERİNCE İÇİNİN İLK AŞAMADA 700 MİLYON DOLAR BOŞALTILMASI VE DİĞER FONLARININ ÖZEL SEKTÖR FİRMALARINCA KARŞILIKSIZ OLARAK KULLANDIRILMASI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ HAZİNE MÜSTEŞARLIĞININ VE ÖZEL SEKTÖR FİRMALARININ TÜRK TİCARET BANKASINDAN (TÜRKBANK’DAN) ALDIKLARI KREDİLERİ GERİ ÖDEMEMESİ SONUCU TÜRK TİCARET BANKASININ YOKEDİLİŞİ
 
 
 13 Ocak 1913 tarihinde kurulmuş olan Türk Ticaret Bankası (Türkbank) için sonun başlangıcı 1993 yılıdır. 
 
Adapazarı´nın esnaf ve tüccarları sermaye ve emeklerini birleştirmeye ve şirket şeklinde bir banka kurmaya karar verirler. 13 Ocak 1913 tarihinde 13 kurucu üye; Hacı Adem Beyzade İbrahim Bey, Sipahizade Hamit Bey, Şumnulu Hacı Mehmet Hilmi Efendi, Diyarbekirlizade İbrahim Efendi, Hacı Selim Beyzade Ethem Efendi, Hacı Ali Fevzizade Hacı Rıza Efendi, Seyyid El Hac Ahmet Nazmi Efendi, Numanbeyzade Hacı Numan Bey, Hasanzade Manifaturacı Mustafa Nuri Efendi, Naip Seyyid Ahmet Efendi, Hacı Hafızzade Mehmet Ziyaiddin Efendi, Hafızağazade Bekir Efendi, Ethem Ustazade İsmail Hakkı Efendi ilk ana sözleşmeyi imzalar. Böylece banka bir komandit şirket olarak kurulur. Sipahizade Hamit Bey müfettişliğe, Şumnulu Hacı Mehmet Hilmi Efendi banka müdürlüğüne, Diyarbekirlizade İbrahim Efendi de veznedarlığa seçilir. İlk Özel Banka sermayesi kurucu ortaklarca haftada beşer kuruş ve üç ayda bir 27 kuruş ödenerek biriktirilmiş ve beheri bin 472 kuruş değerinde 1000 hisse çıkarılmak suretiyle banka 1,472,000 kuruş (13.629,63 Osmanlı Lirası) sermaye ile Hacı Adem Beyzade İbrahim, Sipahizade Hamit ve Şürekası Adapazarı İslam Ticaret Bankası adıyla tescil edilmiş. Böylece "ilk ulusal özel teşebbüs bankacılığı" doğmuştu.  Adapazarı Ticaret Bankası küçük sermaye sahipleri tarafından kurulan ilk ulusal banka olması nedeniyle Türk bankacılık tarihinde önemli bir başlangıcı ifade eder. Cumhuriyet´in ilanına kadar faaliyetlerini Adapazarı çevresinde yürüten Ticaret Bankası asıl gelişimini Cumhuriyet´in ilanından sonra gösterir. 1937 yılında bugünkü “Türk Ticaret Bankası” adını alan bankanın, Cumhuriyet döneminde ülke ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak faaliyetleri de artmıştır. İzmit, İstanbul, Ankara, Eskişehir başta olmak üzere yurdun her köşesinde şubeler açılır ve mahalli bir banka olmaktan çıkarak mali bir kurum haline gelir. Adapazarı´nda bir avuç esnafın kurduğu banka o kadar büyür ki, kamuoyunda genelde devlet bankası olarak bilinir. Oysa tamamen özel bir teşebbüs olan bankada Hazine´nin payı sadece yüzde 13.55´ti. 
 
   TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ BU 1993 YILINDA HENÜZ ÖZELLEŞTİRİLMEMİŞ OLAN TÜRKİYEDE KURULU SÜMER HOLDİNG İÇİN TÜRKBANK´TAN SÜMERBANK´IN TEMİNATIYLA
700 MİLYON DOLARLIK KREDİ İSTEDİ
 
 Bu rakam bankanın toplam kredilerinin yüzde 80´ine denk geliyordu. Bankanın sermayesine göre astronomik miktardaki talep, siyasi baskıların etkisiyle verilmek zorunda kalındı. Özelleştirme politikası nedeniyle zarar eden Sümer Holding Grubu´na kullandırılan bu kredi, bankanın mali yapışını bozan ilk uygulama olmuştur. Sözkonusu dönemde Türk Ticaret Bankasının Genel Müdürü Behzat Tuncer 1980 yılından beri aynı koltukta oturmaktaydı ve siyasilerle yakın ilişki içindeydi. Bir yıl sonra 1994 yılında 5 Nisan Kararları´nın alınmasına yol açan devalüasyon yapıldı. Banka yönetimi Türkiye Cumhuriyeti Devletine vermiş oldukları krediyi geri ödemesi için ısrarcı olamaz. Aynı dönemde Genel Müdür Behzat Tuncer tarafından zor durumdaki mevduat yapmaları için TYT Bank ve İmpexbank´a  30 milyon dolar  verildi. Bu paranın verilmesi bankacılık kurallarına göre pek de normal değildir. Verilen para TYT Bank ve İmpexbank´ın sahipleri tarafından içinin boşaltılmasıyla birlikte battı. 1994 yılındaki Türkiye’deki devalüasyon ve ekonomik kriz bütün şiddetiyle piyasaları sarstı ve Türkbank da geri alamadığı krediler nedeniyle doğal olarak hasar görmeye başladı. Çünkü verdiği krediler sermayesinin tam dokuz katıdır. Devlet faizlerin yüzde bine fırladığı o dönemde Türkbank’tan aldığı 700 Milyon Dolarlık Krediyi Türkbank´a iki yıl sonrası için parasını yüzde 75 faiziyle ödemeyi taahhüt etti. Üstelik kredinin bankaya ödenmesi konusunda ise banka, faiz oranlarını düşürmek, miktarda indirime gitmek gibi uygulamalarla birçok taviz vermek durumunda kaldı diğer bir deyişle piyasa faizinin asgari yüzde 250´lerde seyrettiği bu dönemde Türkbank´ın alacaklarının yüzde 59 basit faiz uygulaması kararı banka gelir gider dengesini iyice bozmuşdu. Devletin aldığı bu kredi nakit olarak değil, Hazine bonosu olarak geri ödenecekti. Sözkonusu krizde bu kadar büyük çaptaki açık karşısında banka belki de tarihinde ilk kez bu kadar şiddetle sarsılır. 3 trilyonluk bir sermaye ihtiyatı ortaya çıkar ve yönetilemez duruma gelir. 
 
Hazine harekete geçerek 1994 Kasım ayında bankayı mali yapısındaki zayıflamayı gerekçe göstererek (eski Bankalar Kanunu´na göre) 64. madde kapsamına aldı. Aslında bu noktaya gelinceye kadar olanlardan Hazine´nin de haberi vardır. Çünkü yönetim kurulundaki 7 kişiden 5´i hisselerin yüzde 85´ini elinde bulunduran vakfın, 2 kişi ise yüzde 13.5´lik kısmı elinde bulunduran Hazine´nin personeliydi!  1995 yılının Mart ayında yapılan Genel Kurulda Hazine banka yönetimini devraldı. Genel Müdürlük görevine de Oğuz Özkan getirildi. Bankanın yüzde 85 hissesine sahip olan büyük ortak durumundaki Vakıf ise yönetime bile giremedi. Artık Türkbank tamamen devletin eline geçmişti ve Banka Yönetim Hazine tarafından belirlenmişti. Devletin resmi memuru olan bu kişilerin görevi; mümkünse bankanın mali durumunu düzelterek sisteme yeniden kazandırmak olmalıyken, "Türkbank’taki finansal yapının zayıfladığını görüyorum diyerek" bankaya müdahale eden Türkiye Cumhuriyeti Hazine Müsteşarlığı, 26 ay boyunca sermaye artırımı yapmadı. "Yasaya göre yapılması gereken ilk şey sermaye artırımıydı ama yapılmadı. Yeni Genel Müdür Oğuz Özkan döneminde banka, o güne kadar hiç görülmemiş dışa açılma sürecine girdi. Bu süreçte inanılmaz kredilere imza atıldı. Bankacılık yasaları ve İktisadi Prensipler açısından bu kesinlikle olmaması gereken bir durumdu. Mali durumu sıkıntıya girdiği için 64. maddeye göre Hazine tarafından denetim altına alınan bir bankanın kredi vermesi, eleman alması, şube açması sınırlanması ve diğer tasarruf tedbirleriyle mali yapı düzeltilmeye çalışılması gerekirken  Hazine tarafından atanan Türkbank yöneticileri tam tersini yaptılar. Kriz gerekçe gösterilerek işten çıkarılan yetkililerden Mustafa Kot Türkbank’ta Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Hazine Müsteşarlığının yapmış olduğu uygulamalar karşısında şunları ifade etti "Yasaya rağmen bankanın mevcut plasmanının 13 katı, sermayesinin de 9 katını aşan krediler verildi ve kredilerin hiçbiri geri dönmedi. Sorumlular hakkında da hiçbir yasal işlem yapılmamıştır" diyor. O dönemdeki ve bugünkü Bankalar Kanunu´nun genel kredi sınırları; iştiraklere, ortaklara ve mensuplara kredi verilmesiyle ilgili maddesinde aynen şu ifadelere yer veriliyor: "Bir banka gerçek veya tüzel bir kişiye doğrudan veya dolaylı olarak özkaynaklarının yüzde 25´inden fazla kredi veremez..." Bırakın yüzde 25´ini, sermayesinin 9 katı kredi dağıttılar”. 
 
Diğer birçok Türkbank Yetkililerinin verdiği bilgiler de yine aynı şekildeydi,”Türkbank Hazine´nin yönetimine geçtikten sonra verilen kredilerin hiçbiri geri dönmedi! Geçmiş 80 yıldır hiç batığı olmayan bir banka, devletin eline geçtikten sonra gelişigüzel karşılıksız milyonlarca dolarlık krediler dağıtıldı ve bunların hiçbiri geri dönmedi. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Türkbank’tan verdiği kredi miktarlarını gösteren listedeki 55 adet firmanın ismi ve Türkbank’a geri ödemedikleri kredi miktarları Türkbank’ın arşivlerinde kayıtlıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Türkbank’tan verdiği  karşılıksız  geri dönmeyen kredilerin toplamı 400 milyon dolardır. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1993 yılında Türkbank’tan 700 Milyon $ 1995 yılında 400 Milyon $’da Siyasi Hükümet vasıtasıyla sayısız firmaya karşılıksız olarak vermesi ve toplamda 1 Milyar 100 Milyon $ tutarındaki Türkbank sermayesinin ne Türkiye Cumhuriyeti Hazine Müsteşarlığı, ne iktidardaki siyasi parti ne de Kredileri kullanan firmalarca geri ödenmemesi Türkbank’ı tam anlamıyla iflasın eşiğine getirdi. Bu firmaların tümü aynı zamanda Türkiyenin basın ve medyada çeşitli zamanlarda yer aldı. Ancak bu kredilerin özel bir bankanın Hazine denetimine geçtikten sonra geri ödenmeyip zimmete geçirildiği pek bilinmemektedir.. Batmak üzere olan firmalara bile bu kadar yüklü miktarlarda kredinin neden verildiği ne bankacılık yasalarına ne de iktisadi prensiplere uygun değildir ve kabul edilemez. Devlet batık bankaları sözkonusu bankaların içini yasadışı boşaltanların elinden alıp kurtaracağına bizzat devletin kendisi denetim altına aldığı Türkbank’ın içinin boşaltılmasını ve iflas etmesini sağlamıştır.
  
Bu uygulamalarla ilgili olarak Celal Balabanlı "Bu dönemde kredilerin sınırlandırılması yerine tam tersi, batmış firmalara ve daha fazla miktarda krediler verildi. Eze Zeytincilik, Martı Denizcilik... Martı Denizcilik kredisi gibi! Tam o dönemde Yaşarbank Genel Müdürü Gazi Erçel var. Daha sonra Merkez Bankası Başkanı Oldu. Yaşar Leasing´deki batık gemi kredileri bize nakletti. Oradaki batak burada kapatılıyor. İsim vermeden geçelim... Diğer bankalardaki batık kredilerin kapanması da bu şekilde yapıldı." Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve İktidardaki Siyahi Hükümet tarafından geri dönmeyen kredi dağıtma işlemi 1995´ten 1997´ye kadar sürdü. 1995-1996 yıllarında Türkbank´ın 135 Trilyon Türk Lirası kredisi daha batırıldı. Türkbank’tan 135 trilyonluk batık krediler Çiller döneminde Ufuk Söylemez´in devlet bakanlığı döneminde verildi.
 
Daha fazla devam edememelerinin nedeni kurtarmak için yönetimine el koydukları bankanın artık kredi verebilecek hiçbir finansmanın kalmamasıdır. 
 
1997 yılında dönemin ekonomi bakanı (Ufuk Söylemez) Bankalar Kanunu´nun 65. maddesine dayanarak bankaya el koydu. 65. madde, durumunda iyileşme görülmeyen bankaların tamamen fona devredilmesini öngörmektedir. Bu tarihte hisselerin yüzde 85´i vakfın elinde ancak yönetim Hazine´de. Vakıf, bakanın aldığı karara itiraz ederek, kararın Anayasa´ya aykırı olduğu gerekçesiyle idare mahkemesinde dava açtı. Dava kazanıldı ve yürütme durduruldu. Zaten 65. madde oldukça tartışmalı bir maddeydi. Bakanın elinden banka geri alındı ancak yukarıda ayrıntılı bir şekilde belirtiğimiz üzere ulufe gibi dağıtılan batık krediler nedeniyle banka batma noktasına gelmişti. Sermaye artırılması isteniyor fakat yüzde 85 hisseyi elinde bulunduran büyük ortak, banka özkaynaklarını yitirdiği için sermaye artırımı yapmadı. Bu durumda Merkez Bankası´na bağlı olan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, çeşitli tarihlerde toplam 101 trilyon sermaye koyarak bankaya ortak oldu. İşte bu tarihten sonra Türkbank bir kamu ortaklığına dönüşmüş oldu çünkü Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun 101 trilyon sermaye koyması sonucu Türkbank hisselerin yüzde 85´i Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na geçmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından özkaynakları Tüketilen Türkbank’ın sahibi olan Vakfın hissesi ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından özkaynakları tüketilmiş olduğundan sermaye koyamadığı için yüzde 5´e indi ve bankanın asıl sahibi ilk kez oldukça küçük ortak konumuna düştü. 
 
Sermaye artırımından sonra banka, batık kredilerine rağmen biraz iyi duruma geldi ancak bu kez de yine Türkiye Cumhuriyetinin Sapık ve Hastalıklı kamu zihniyeti nükseddi. En son yapılan (1994) devalüasyondan önce yine dövizler bozdurularak Hazine bonosu alınıyor. Devalüasyonla birlikte bütün bankalardaki gibi Türkbank´ta da açık pozisyon oluşuyor. Bu tehlikeyi sezen küçük ortağın 2000 yılı Genel Kurulu´nda yönetimi uyardığı ama uyarının dikkate bile alınmadığı ortaya çıkıyor. Batık kredilere devalüasyon da eklenince bankanın toplam zararı 300 trilyona ulaşıyor. 3 trilyonluk bir paraya sıkıştığı için denetim altına alınan bankanın zararı beş yıl sonra Türkiye Cumhuriyetinin akıldışı ve hileli uygulamalarıyla 300 trilyona ulaştı! 
 
Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK), ilk ve son ihaleden sonra bankayı kapatmaya odaklandı. 15 Haziran 2001´de resmen karar aldılar. Buna göre, 2001 Temmuz’undan itibaren Türkbank kapanacak ve daha sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tasfiye edilecekti. Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumunun (BDDK’nın) 15.06.2001 tarihli kararı ile hukuka açıkça aykırı bir biçimde bankaya bir fon bankası muamelesi yapmak suretiyle bankanın bankacılık işlemleri yapma ye mevduat toplama iznini 4389 sayılı bankalar kanunu gereği kaldırılmış ve tasfiyesi için ise Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu´nu (TMSF’yi) görevlendirilmiştir. Birçok banka bankerler tarafından içi boşaltıldıktan sonra müşterilerin paraları uzun vadelere yayılarak devlet tarafından ödenirdi. Türkbank kendi kaynaklarından, altı ay gibi kısa sürede 1 katrilyon 200 trilyonluk mevduat ödedi. Üstelik ne Hazine ne de Merkez Bankası´ndan bir lira dahi yardım almadı. Diğer taraftan bir bankanın bu paraları ödeyebilmesinin esasen batan bir banka olmadığının da göstergesiydi. Üstelik Türkbank, Hazine denetimine geçtiği tarihten sonra oluşan batıkları ve yanlış yönetim sonucu oluşan toplam 300 trilyonluk zararına özsermayesinden karşılık ayırabiliyor. 220 trilyon da artı sermayesi kalıyordu. 
 
Türkbank’ın 200 trilyonluk da gayrimenkulü bulunmaktaydı ve geriye kalan 170 şubesinin mülkiyeti ise kendisine aitti. Çalışanları, emeklileri ve bunların aileleriyle 50 bin kişilik büyük bir aile olan bankanın devlete bir lira yükü yoktu. Maaşlar ve sağlık ihtiyaçları kurulan sandıklarca karşılanıyordu. 
 
Türkbank’ın asıl sahibi küçük ortak, BDDK´nın kapatma kararına itiraz etti. Danıştay 10. Daire´de geçici durdurma kararı alındı. Geçici durdurma kararı alınınca siyasi hükümet bankayı tekrar açmak zorunda kaldı. Daha sonra aynı daire üçe iki aleyhte karar vererek durdurmayı reddetti. Onun bir üst kurulu olan Dava Daireleri Genel Kurulu´na başvurarak tekrar durdurma kararı çıkarıldı. 
 
Türkbank´ın ne bir holdingin ne de siyasi bir oluşumun bankası değildir Hacı Adem Beyzade İbrahim´in, Sipahizade Hamit Bey´in, Diyarbekirlizade İbrahim Efendi ve diğerlerinin sermayeleri bugün hortumcuların cebinde. 90 yıl boyunca bankacılık alanında görevler üstlenmiş Türkbank’ın Türkiye Cumhuriyeti Devletin eline geçtikten sonra nasıl içinin boşaltıldığı ve beter hale getirildiğini görmek açısından yeterli bir örnek teşkil etmektedir. 
 
Mustafa Kot (Türkbank Eski Müdürlerinden) Türkbank’la ilgili görüşlerini şu şekilde açıkladı:
“Eski Bankalar Kanunu´nun 1999 yılında değişen maddesine göre, mali bünyesinde sıkıntı olan banka 64. madde gereğince Hazine tarafından denetim altına alınır. Bu denetimde öncelikle bankanın kredi vermesi, şube açması, yeni eleman alması önlenir ve diğer tasarruf tedbirleriyle mali durum düzeltilmeye çalışılır. 1994 Kasım ayı itibariyle 64. madde kapsamına alınan Türkbank´ın yönetiminin tamamının Hazine tarafından atanmasına rağmen bu kanunun tersine hareket edildi. Bankanın mevcut plasmanlarının yaklaşık 13 katı, sermayesinin de 9 katını aşan ve hiçbiri geri dönmeyen krediler verildi. Hazine düzeltmek için geldiği bankada büyük tahribata sebep oldu. Ne yazık ki, bu sorumlular hakkında hiçbir yasal işlem yapılmadı. Oysa verdiği kredilerden sadece biri (onun da miktarı 1 milyar TL) yasal takibe girdiği için haklarında soruşturma açılan ve 20-25 yıllık emeklilik ikramiyelerine el konan müdürler var. Üstelik bunlar da prosedürüne göre verilmiş krediler. Öbür taraftan Hazine´nin adamının verdiği milyon dolarlık krediler batmış, soruşturma bile açılmamış. 3 trilyonluk zararı 300 trilyona çıkaran ve bankayı kapatarak devlete sıfır lira kazandırmak isteyenler şu ana kadar yasal olarak sorumluluk altına girecek şekilde soruşturulmadı. 2000’in üzerinde Türkbank çalışanı da haksız bir biçimde işten çıkarıldı”
 
Türkiye Cumhuriyeti Devletince Türkbank’tan alınan 700 Milyon $ geri ödenmediği gibi el konulan ve el konulmasını müteakip Türkiye Cumhuriyeti Devletince karşılıksız 400 Milyar $ tutarında aşağıdaki firmalara kredi sağlanmış ve bu kredilerin hiçbiri geri dönmemiştir. Diğer bir deyişle Türkbank resmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetleri tarafından iflasa sürüklenmiş ve yok edilmiştir.
 
Raks (10.140.000 $) * Dardanel (9.350.000$) * Martı Denizcilik (32.740.000$) * Ceylan İnşaat (7.290.000$) * Eze Zeytincilik/Erol Evcil (21.380.000$) * Doğuş Tekstil (3.620.000$) Barlan Metal (5.620.000$) * Tekmar Mermercilik (4.921.000$) * Ticaret Factoring (12.828.000$) * İsba İnşaat (7.302.000$) * Söğüt Seramik (4.919.000$) * Fürsan (5.738.000$) * Türkpetrol Grubu (2.510.000$) * Sima Handel (5.604.000$) * Çimtur (3.464.000$) * Tursem Turizm Grubu (4.219.000$) * Titaş (3.553.000$) * Görmüş Kereste (2.445.000$) * Demir Halı (3.815.000$) * Örsa Tekstil (2.459.000$) * Özbey Otomotiv (1.714.000$) * Peskara Dış.Tic. (3.779.000$) * Profil Boru Sanayi (851.000$) * Yetiş Dış Ticaret (1.629.000$) * Uncular Pamuk San. (2.107.000$) * Tidaş (2.225.000$) * Pembecioğlu Plastik (2.985.000$) * Cihan Elektronik (1.452.000$) * Senbol Turizm (757.000$) * Emtaş Elektronik (1.855.000$) * Demircioğlu Dementaş (1.192.000$) * Avido Mağazacılık (2.198.000$) * Pak Yapı Malzemeleri (1.445.000$) * Tümteks Tekstil (727.000$) * Doğuş Gözaçan Kültür (1.151.000$) * Vatan Hastanesi (253.000$) * Yüksekbaş Tekstil (1.139.000$) * Koleksiyon Tekstil (1.028.000$) * Ege Metal (2.252.000$) * Voynak Tekstil (767.000$) * Francy Cendy  (400.000$) * Hilal Yıldız Tekstil (710.000$) * Öneysan (622.000$) * Yenkar Gemicilik (524.000$) * Körfez Yağ Sanayi  (500.000$) * Makine Bakım End. (195.000$) * Hasip İplikçilik (570.000$) * Desmoda—Rod (1.120.000$) * Yaman Elektrik (504.000$) * Color Teks (696.000$) * Emc Dış Ticaret (248.000$) * Seytaş Tekstil (466.000$) * İremtur  (150.000$) * Dakkas Kağıtçılık (443.000$)
 
 * * * * * * * *
 
 Dolayısıyla 1986-2016 yılları arasındaki 30 yıllık süreç’deki 3 adet 10 yıllık sürede (30 yıl/10 yıl=3)
 
 
→3 x 100 Milyar $’lık Münferit Yolsuzluk = Toplam 300 Milyar $’dır.
 
1986-2016 Yılları Arasında Sadece Bankacılık  + Hayali İhracat + Özelleştirme Yolsuzluğu + Toplam Münferit Yolsuzlukları içeren 4 Dominant Yolsuzluk Kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Hükümetleri ve Yolsuzluğa Bulaşmış Çukurova Holding, Doğan Holding, Çalık Holding vb Özel Sektör Teşekküllerin Tansu Çiller, Koray Aydın, Cavit Çağlar, Çörtük, Dinç Bilgin, Aydın Doğan, Özal Baysal, İmren Aykut, Bedrettin Dalan vb.lerinin 78 Milyon Nüfusa sahip Türkiye Cumhuriyetinde Yaşayan her bir bireye borcu : 26.384 $’dır (1.758 Trilyon $ + 300 Milyar $ / 78 Milyon Birey = 26.384 $ )
 
 
  188 Milyar $’lık (1999-2002) Bankacılık Yolsuzluğu + 70 Milyar $ (1986-2016) Hayali İhracaat Yolsuzluğu + 1.5 Trilyon $’lık (2002-2016) Özelleştirme Yolsuzluğu + 300 Milyar $’lık Toplam Münferit Yolsuzluklar (1986-2016)
  ______________________________________________________________
  Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Kişi
 
                                            
 
   188 Milyar $ + 70 Milyar $ + 1.5 Trilyon $ + 300 Milyar $
 
                                _____________________________________________________   = 26.384 $/Birey
 
78 Milyon Birey
 
  * * * * * * * * * * 
 
Tüm dünya ülkelerinde özellikle Avrupa Birliği Ülkelerinde büyük Yankı uyandıran 17-25 Aralık Türkiye Cumhuriyetinin AK Partili Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, oğulları (Burak Erdoğan, Bilal Erdoğan, kızları, damatları, akrabaları, partilileri, 4 bakanı (Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Çevrecilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Devlet Bakanı Egemen Bağış) ve Suudi Arabistanlı İşadamları ve Bakanlar ile Arap El-Kaide Terör Örgütü Üyeleri, 33 AKP’li yandaş işadamının, Halk Bankası Genel Müdürü ve Zerrap İsimli bir İranlı genç Altın tüccarının karıştığı 243 Milyar Dolar Tutarında olduğu tespit edilen Yolsuzluklar. 17 Aralık 2013’te yukarıda adı geçen sanıkların evlerine yapılan Polis Baskınlarda ve geçmişe yönelik yapılan telefon tapelerinde Zamanın Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın panik içinde 17 Aralık 2013 sabahı Çamlıcadaki evinde stok ettiği milyarlarca Euro’nun bir an önce evden çıkarılması için oğlu Bilal Erdoğan ile yaptığı mükerrer telefon görüşmelerinde söylediği “Oğlum Paraları Sıfırladın mı ?” ifadesi birçok dile çevrilmek ve telefon kayıtlarının audio olarak internettte sosyal medyada dolaşımı vasıtasıyla YERYÜZÜNDE YAŞAYAN 7 MİLYAR İNSANIN BELLEKLERİNE KAZINDI. Sözkonusu yolsuzluklara ilişkin yıllar öncesinden başlatılan soruşturma kapsamında Türkiye Cumhuriyetinin Hükümetinin Başbakanının, Bakanlarının ve onların oğullarının ve Kamu Görevlilerin yolsuzluk rüşvet çarkı gizli kamera görüntüleri de tüm dünya basınında sürmanşet olarak aylarca güncelliğini korudu.

  

 17 Aralık 2013 Türkiye-AKP Hükümetinin Karıştığı 
Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması
Vikipedi, özgür ansiklopedi (https://tr.wikipedia.org)
 
17 Aralık soruşturması veya 2013 Türkiye Rüşvet Skandalı, Eylül 2012 ve Şubat 2013´teki bir dizi ihbarla başlayıp, 17 Aralık 2013 günü Cumhuriyet Savcısı Celal Kara´nın gözaltı talimatları ve ilgili mahkemelerin arama kararlarının yerine getirilmesi ile kamuoyunun duyduğu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ve Mali Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gerçekleştirilen, aralarında iş adamları, bürokratlar, banka müdürü, çeşitli düzeyde kamu görevlileri ve 61.Türkiye Hükûmeti kabine üyesi dört bakan ile üç bakan çocuğunun olduğu kişiler hakkında "rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık" suçlarını işledikleri iddiasıyla yürütülen soruşturmadır.
 
Soruşturmada, 16 Ocak 2014 tarihli HSYK kararı ile soruşturmayı başlatan Cumhuriyet Savcısı Celal Kara´nın görev yeri değiştirilmiş olduğundan, soruşturma diğer savcılar tarafından yürütülmüştür.
  
Soruşturma
 
Bazı kamu kurumlarına ve savcılığa yapılan rüşvet, görevi kötüye kullanma ve ihalelere fesat karıştırma ihbarı üzerine 13 Eylül 2012, 21 Eylül 2012 ve 14 Şubat 2013 tarihlerinde soruşturmalar başlatıldı. Başsavcılık tarafından görevlendirilen Cumhuriyet Savcısı Celal Kara´nın talimatı üzerine, 17 Aralık 2013 tarihinde şüphelilerin ev ve işyerlerinde arama yapılarak ele geçirilen çeşitli eşya ve paralara el konuldu. Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler´in oğlu Barış Güler, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan´ın oğlu Kaan Çağlayan, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar´ın oğlu Oğuz Bayraktar, işadamı Ali Ağaoğlu, Halkbank genel müdürü Süleyman Aslan ve Rıza Sarraf gözaltına alındı. 
  
İlerleyen günlerde soruşturma dosyasıyla ilgili bir takım bilgiler medyaya sızdı. Buna göre işadamı Rıza Sarraf´ın soruşturmanın kilit ismi olduğu, bürokraside dört bakan ile geliştirdiği ilişkiler ve rüşvet çarkı sayesinde kara para aklama, altın kaçakçılığı gibi birtakım suçlar işlediği öne sürüldü. Ayrıca soruşturmada üç bakan çocuğu hakkındaki suçlamaların, "rüşvet almaya ve vermeye aracılık etmek" olduğu iddia edildi.
  
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 71 şüpheliden 24´ü çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı, 38´i de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 18 Aralık 2013´te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma dosyasının geniş olduğu ve fazla iş yükü gerektirdiği gerekçeleriyle, soruşturmaya ek 2 savcı daha atadı ve savcılar arasındaki herhangi bir ihtilaf durumunda soruşturmaya ilişkin kararların 2´ye 1 çoğunlukla alınması talimatını verdi.
  
Şüpheliler arasında bulunan İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağışhakkında cezai kovuşturma yapılabilmesi için hazırlanan fezlekeler, TBMM´ye gönderilmek üzere Adalet Bakanlığı´na sunuldu.
  
25 Aralık´ta Savcı Muammer Akkaş yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla başlattığı soruşturma kapsamında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan´ı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırmak üzere bir belge hazırladı. Ancak, Emniyet Müdürü Selami Altınok, gözaltı ve arama talimatını, gerekçe ve delillerinin yetersizliği nedeniyle geri çevirdi.Yeni atanan İçişleri Bakanı Efkan Ala´nın, Erdoğan´ların evinin çevresine Özel Tim yerleştirerek olası gözaltına almaları engellediği basına yansıdı.
 
Tutuklanan şüpheliler, 28 Şubat 2014´te serbest bırakıldı. "Hükümet yargıyı kendine bağladı" yorumları yapılan tahliyelerle ilgili olarak Başbakan da "adalet yerini buldu" şeklinde açıklamada bulundu.
  
Başlatılan soruşturmaya Bakan, bürokrat ve kamuoyunun yakından tanıdığı kişilerin adları karıştığından, özellikle ilk günlerde kamuoyunda ve Türk ekonomisinde deprem etkisi izlendi. Borsada sert düşüşler yaşanırken dolar ve avro yükseldi. Bilhassa gözaltı görüntülerinin, özellikle de şüphelilerin evlerinde ele geçirilen yüksek miktarlardaki paraların görüntülerinin medyaya sızmasıyla adı geçen Bakanlar ve Hükümet eleştirilerin odağına oturdu.
  
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başlatılan soruşturmayı, hükümeti ve ekonomiyi zor duruma düşürmek amacıyla yapılan bir operasyon olarak nitelendirdi ve gözaltıların seçime az bir zaman kala yapılmasına dikkat çekti. Ayrıca kısa süre önce Gülen Hareketi´yle, dershaneler hakkında yapılacak olan düzenleme sebebiyle gerginlik yaşayan hükümet, soruşturmaların bu gerginlikle ilgili olduğunu ve Yargı ile Emniyet´te bulunan Gülen hareketine bağlı personel tarafından, yine Gülen Hareketi´nden gelen talimat üzerine bu soruşturmanın başlatıldığını iddia etti.
 
İlerleyen günlerde, soruşturmanın bir siyasi operasyon olduğunu iddia eden ve kendi oy tabanında bulunan Gülen Hareketini hedef gösteren hükümet yetkilileri, hareketin yürütme ve yargı içine sızdığını ve bir "paralel devlet" hüviyetini aldığını iddia etti. Gözaltıların başlamasından kısa süre sonra da, iddia edilen paralel devlet yapılanmasına önlem gerekçesiyle Emniyet´te, Yargı´da ve TİB, TRT, BDDK gibi bazı kamu kurumlarında birçok personel görevden alındı veya personelin görev yeri değiştirildi. Hükümet, soruşturmanın gizliliği prensibinin hiçe sayılarak soruşturma bilgilerinin basına sızdırılmasını da eleştirdi.
  
Gülen Hareketi adına yapılan açıklamalardaysa hükümetin kendilerini hedef göstermesi eleştirildi. Hükümetin, soruşturma sebebiyle bozulan siyasi gücünü korumaya yönelik bir komplo teorisi çabasında olduğu, soruşturmalarla hiçbir ilgilerinin olmadığı ve şayet iddia edildiği şekilde bir paralel devlet yapılanması varsa, üzerine gidilmesinin gerekli olduğu ifade edildi. Ayrıca kamudaki görevden alma, görev yeri değişiklikleri ve meslekten ihraçların hukuka aykırı olduğu ve mensuplarına yönelik bir "cadı avı" hüviyetine büründüğü iddia edildi. Başbakan Erdoğan, katıldığı bir mitingde bu iddiayı "ihanet edenlerin görevlerini değiştirmek cadı avıysa, biz bu cadı avını yapacağız, bunu da bilin" şeklinde yanıtladı.
 
5 Ocak´ta medyada yer alan ve bir MİT belgesine dayandırılan habere göre, söz konusu bakanlarla Rıza Sarraf´ın ilişkide olduğu ve bunun hükümeti güç duruma düşürebileceği MİTtarafından sekiz ay önce Başbakan´a rapor edilmişti. Soruşturmanın ardından Gezi Dayanışması ve sendikalar tarafından protesto eylemleri düzenlenmiştir.
 
İçişleri Bakanlığı´nca, savcılığın gözaltı ve mahkemenin arama kararlarını yerine getiren adli kolluk amir ve memurlarının önemli bir kısmının görev yerleri değiştirildi, görevden alındı veya meslekten ihraç edildi. 29 Ocak 2014´te soruşturma savcısı Celal Kara, 11 Şubat 2014 tarihli HSYK kararnamesi ile de, soruşturma iznini veren İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Zekeriya Öz´ün aralarında bulunduğu 166 hâkim ve savcının görev yeri değiştirildi.
  
Celal Kara 16 Ocak 2015´te soruşturma nedeniyle açığa alındı. Kara, 24 Ocak 2014´te Can Dündar ile yaptığı söyleşide Rıza Sarraf´ın lider sıfatıyla örgütün faaliyetleri kapsamındaki tüm suçlardan sorumlu olduğunu, polis fezlekelerinde ve Meclis’e yollanan bilgi notunda yer almasa da dönemin başbakanı Erdoğan´ın da işin içinde olduğunu düşündüğünü söyledi: "Dönen işlerin Başbakan’dan habersiz, bilgisiz ve izinsiz dönmesine imkân ve ihtimal yok. Telefon konuşmalarına, aralarındaki diyaloglara bakınca kesinlikle diyorsunuz ki, perde arkasından bu işlere yol ve izin veren, Başbakan’dır."
 
 İstifalar ve Kabine Değişikliği
Egemen Bağış Avrupa Birliği Bakanlığı görevinden alındı. İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar bakanlık görevlerinden istifa ettiler. Bayraktar ayrıca yaptığı bir açıklamayla, Başbakanı eleştirerek milletvekilliğinden de istifa ettiğini duyurdu:
  
“Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Başbakan Tayyip Erdoğan´ın talimatıyla yapıldı. Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için sayın Başbakan´ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyorum”
 
AK Parti milletvekilleri İdris Naim Şahin, Erdal Kalkan, Ertuğrul Günay, Hasan Hami Yıldırım ve Haluk Özdalga partiden istifa etti. Yine AK Parti milletvekilleri Hakan Şükür ve İdris Bal da soruşturma öncesi yaşanan dershane tartışması sırasında istifa etmişti.
 
Dış Kaynakların da geçmiş yıllara yaygın 17-25 Aralık 2013 Yolsuzluğunun Boyutunun 247 Milyar TL olduğu noktasında birleşmektedirler. Buradan Hareketle Türkiyenin Kamusal Alanından Devlet Olanakları Kullanılmak suretiyle İran’a Döviz üzerinden Ödeme yerine zorunlu olarak yapılan dolaylı yollardan Altın bazında ödeme yöntemi çerçevesinde Türkiye Halkının Devletinin Hazinesine girmesi gereken Altınla Devlet Borcunun Ödenmesi sonucu elde edilen kamu gelirleri ile Türkiye genelinde İmar Yolsuzlukları ve de Kara Para Aklama ve İslami Terör Örgütlerine Silah Kaçakçılığı vb Karanlık İşlere haiz Örtbas edilen 17-25 Aralık (2013) Yolsuzluğunun Miktarı 247 Milyar TL/ 3 TL ( $=3TL – 2015 Ortalaması) = 82.3 Milyar $’dır.
 
17-25 Aralık 2013 Yolsuzluğun Miktarı 247 Milyar TL/ 3 TL ($=3TL – 2015 Ortalaması) = 82.3 Milyar $’dır.
 
Buradan Hareketle ;
 
188 Milyar $’lık (1999-2002) Bankacılık Yolsuzluğu + 70 Milyar $ (1984-2016) Hayali İhracaat Yolsuzluğu + 1.5 Trilyon $’lık (2002-2016) Özelleştirme Yolsuzluğu + 300 Milyar $’lık Toplam Münferit Yolsuzluklar (1984-2016) + 82.3 Milyar $ (17-25 Aralık 2013 Yolsuzluğun Miktarı)
______________________________________________________________
 
Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Kişi
 
 
188 Milyar $ + 70 Milyar $ + 1.5 Trilyon $ + 300 Milyar $ + 82.3 Milyar $
___________________________________________________________
78 Milyon Birey
 
 
         2 Trilyon 140 Milyar $
               ____________________________________ = 27.435 $
          78 Milyon Birey
 
 * * * * * * * * * * * *
 
 Uzun yıllar dünya ülkelerinin zaafiyetlerinden yararlanılarak yurtdışına özellikle İsviçreye kaçırılan yasadışı para miktarının Türkiye’nin payına düşen miktarı olarak varsayılan tahmini 100 Milyar Dolar tutarındaki meblağ da Türkiye’de yaşan 78 Milyon kişinin ulusal servetinin yurt dışına kaçırılması şeklinde yorumlamamız halinde bu tezimize dünya genelinde bir itirazda bulunacak herhangibir kişi olduğunu sanmıyoruz. Diğer taraftan İsviçre’ye kaçırılan bu meblağın Türkiye Cumhuriyetinde yine siyasi iktidarların himayesinde gerçekleşmiş olduğunu söylemek hiç de tutarsız bir yaklaşım olmayacaktır. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin İsviçre’ye Türkiye’den kaçırılan yasadışı 100 Milyar $’dan 78 Milyon Türkiye Toplumunun her bir bireyine düşen hisse itibariyle Türkiye’de yaşayan her bir vatandaşına borcu 100 Milyar $ / 78 Milyon kişi = 1.282 4/Birey olmaktadır.
 
Türkiye’nin İsviçre Bankalarındaki Yasadışı Gizli Hesaplarının Tutarı Yaklaşık 100 Milyar $ / 78 Milyon kişi = 1.282 4 $
Buradan Hareketle ;
 
188 Milyar $’lık (1999-2002) Bankacılık Yolsuzluğu + 70 Milyar $ (1986-2016) Hayali İhracaat Yolsuzluğu + 1.5 Trilyon $’lık (2002-2016) Özelleştirme Yolsuzluğu + 300 Milyar $’lık Toplam Münferit Yolsuzluklar (1986-2016) + 82.3 Milyar $ (17-25 Aralık 2013 Yolsuzluğun Miktarı) + 100 Milyar $ Türkiyelilerin İsviçre Bankalarının Gizli Hesaplarındaki Yasadışı Paraları (1960-2016)
______________________________________________________________
 
Türkiyede Yaşayan 78 Milyon Kişi
 
 
188 Milyar $+70 Milyar $+1.5 Trilyon $+300 Milyar $+82.3 Milyar $+100 Milyar $
_______________________________________________________________
78 Milyon Birey
 
 
2 Trilyon 240 Milyar $
                 _______________________ = 28.717 $
78 Milyon Birey
 
 
Yüzeysel olarak hesaplamış olduğumuz üzere Çağdaş Ekonomi Modeli Çerçevesinde kademeli olarak yıllara yagın esas alınarak 1970’li yıllardan Günümüze değin Türkiye genelinde bizzat somut olarak ülke ekonomisinde dengeleri altüst eden ve Türkiyede yaşayan 78 Milyon kişinin haklarını ihlal eden belirli bir kesimin sürekli zenginleşmesiyle öncelikle ulusal bazda ve tali olarak uluslararasında milyonlarca insanın bireysel, iktisadi ve sosyal yaşantısını oldukça olumsuz etkileyen 6 temel Yolsuzluğun nihai değeri üzerinden her bir bireye başlangıçta verdiği maddi zarar net 28.717 $ olarak görünse de Eski İçişleri Bakanı önemle işaret ettiği “Bunu şöyle kıyaslamak lazım. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana 80 yıldır Türkiye çalışıyor, ama borçtan kurtulamıyor. İç ve dış borç 310 Milyar Dolar. 310 Milyar Doları da bu paranın kazancı olarak üzerine koyun. Bu, çalınmış para. Bir de içeride yatırıma gitti gibi gözüken ama gitmeyen para var. Bütün bunlar, Türkiye´nin 80 yıldaki kazancına tekabül edebilir. Demek ki Türkiye´de bir trilyon dolar para kayıp” şeklinde yürüttüğü mantık çerçevesinde; Türkiyenin sözgelimi AKP Hükümeti Döneminde yurtdışından aldığı 2002-2016 yılları arasındaki dış borç miktarı resmi kaynaklara göre 500 Milyar Dolara yaklaşmıştır. AKP döneminde (esasen 1980’li ve 1990’lı yıllar da dahil) kamu yatırımlarının (Boğaz Köprüsü, Lojistik Merkezler, Hava Limanları, Metrolar vb) büyük bir çoğunluğu Yap-İşlet-Devret modeliyle yapıldığına ve Devletin kasasından hiçbir şekilde sözkonusu yatırımların yapımına ilişkin finans sarfedilmediğine göre yurt dışından alınmış ve alınmakta olan 13 yıllık AKP hükümeti dönemindeki 500 Milyar Dolar nereye harcanmıştır belli değildir. Türkiye genelindeki duyarlı Sivil Toplum Kuruluşları, Muhalefet Partileri, Meslek Odaları bu konulara ısrarla dikkat çekmelerine ragmen AKP Hükümeti bugüne kadar yapmış olduğu harcamaların hesabını vermemekte direnmekte, dahası tüm denetin yollarını bloke edici yasalar çıkarmakta, Sayıştay Denetim Raporlarının Meclise gelmesi önlemekte ve Sayıştay, Yargıtay, Danıştay’ı diğer bir deyişle Yargı Erkini tamamen safdışı bırakmakta ve monarşik bir anlayış içinde Cumhuriyet rejimi ve Demokrasi Geleneğini yok ederek Yeni Osmanlılar Kavramı şeklinde bir tür çağdışı oluşumlar içine girmiş bulunmaktadır.
 
Çağdaş Ekonomi Modeli Açısından Değerlendirdiğimizde Yolsuzlukların Ülke genelinde Toplumun Sosyal ve İktisadi Yaşamında meydana getirdiği olumsuzluklara değinmiştik ve ülke genelinde belirli aralıklarla devalüasyon riski yaratabileceğini ve de yolsuzlukların ülke ekonomisine verdiği zararların karşılanması için yurtdışından makul olmayan faiz oranlarında krediler de alınıldığını ve bu faizi de Tf simgesiyle formülleştirmiştik.
 
 
Sözkonusu yukarıda sözünü ettiğimiz 1976-2016 yılları arasındaki 40 yıllık süreçde ülke ekonomisi oldukça kırılgan ve istikrarsız olduğunu ve Türkiyede yaşayan toplumun ve bireylerin sayısız ekonomik kriz ve dar boğazlarda içine düştüğü görmekteyiz. Hem bu bağlamda hem de diğer bir çok açıdan Türkiye’de yaşayan bugün itibariyle (2016) 78 Milyon kişinin özellikle yolsuzluklar ile uğramış olduğu yukarıda yıllara yaygın hesapladığımız 28.717 $ tutarındaki kaybı esasen 2 ya da 3 ya da 4 ya da daha fazla sayıyla çarpmak suretiyle bireylerin uğradığu gerçek maddi kaybı bulabiliriz.
  
Bireylerin kontrolü dışında meydana gelmiş olan ve gerçek anlamda Türkiye Cumhuriyetinin Hükümetlerinin ve Devletinin ve de yolsuzluklarda rol almış özel sektör kişi ve kurumlarının vermiş oldukları bu maddi kaybı telafi etmeleri için artı üstelik sürekli istikrarsız ekonomik koşullar altında verilen yaşam mücadelesi gibi olumsuz faktörleri de gözönüne aldığımızda bireylerin olması gerekenden daha fazla diğer bir deyişle 2 ya da 3 ya da 4 ya da vb kat gayret göstermeleri gerekmiştir ya da halen gerekmektedir.
 
 
Bu durumda Türkiyede yaşayan 78 milyon kişinin aslında maruz kaldığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin her bir bireye borçlu olduğu tutar 28.717 $’dan fazladır. Eğer 1976-2016 yılları arasındaki 40 yıllık süreçde Türkiye Cumhuriyetinde herhangibir yolsuzluk meydana gelmemiş olsaydı ülke genelinde yaşayan tüm bireyler yaşantılarını 28.717 $ gibi herhangi bir kayıp olmaksızın sürdüreceklerdi.
 
 
Fakat malesef günümüz itibariyle (2016) net 28.717 $’lik bireysel bir kayıp/zarar sözkonusudur. Her bir birey yaşantısını (-) 28.717 $’lık maddi bir kayıpla sürdürmektedir ; Bu da demektir ki yolsuzluklara maruz kalınmasaydı her bir birey normal koşullarda yaşantısını (+) 28.717 $ maddi seviyede sürdürüyor olacaktı.
 
 
Bu iktisadi açıdan doğru olarak kabul ettiğimiz mantıksal çıkarım dahilinde Türkiye Cumhuriyetinin her bir bireyi maruz bıraktığı ve her bir bireye borçlu olduğu maddi borç tutarı
= (+) 28.717 $ - (-) 28.717 $ = 57.434 $’dır.
 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN TÜRKİYEDE YAŞAYAN 
HER BİR BİREYE REEL OLARAK PARASAL BORCU
(+) 28.717 $ - (-) 28.717 $ = 57.434 $‘DIR.
 
 
Bu hesaplamanın açıkça gözler önüne serdiği gerçek Türkiye genelinde yaşayan 78 milyon kişinin özel ve ticari ya da sosyal yaşantılarını kendilerinin dışında bir takım siyasi ya da özel sektöre tabi kişi ve oluşumlarca sekteye uğratılmış konumdan (- 28.717 $) reel‘de olması gereken yaşam koşullarına (+ 28.717 $) ulaştırabilmesi için diğer bir deyişle sözkonusu kişin + 57.434 $’lık maddi seviyeli reel dengeli iktisadi konuma gelmesi için vereceği yaşam mücadelesi sözkonusu kişiyi ne tür risklerle ve zorluklarla başbaşa bırakacağı belirsizdir.
 
 
Dahası yeryüzünde her bir şahsın içinde bulunduğu ortam ve yaşam koşulları farklı olduğundan maddi kayba uğratılmış bir toplumun performansı diğer bir deyişle verimliliği ve uğrayacağı darboğazları aşıp aşamayacağı belirsizdir.
 
 
Günümüzde dünya genelinde tüm ulusların iktisadi ve hukuksal yaşamlarında maddi zararla birlikte manevi zarar olgusu ya da kavramı da işlerlik kazanmıştır. Öyleyse maddi zarara uğrayan kişi ya da kuruluşların aynı zamanda manevi bir zararla da karşılaşmış oldukları gözardı edilmemektedir. Çağdaş İktisadi Model „Tekinizm“ açısından değerlendirdiğimiz de ise vardığımız mantıksal çıkarım aşağıdaki gibidir:
 
 
“BİR GERÇEK YA DA TÜZEL KİŞİNİN UĞRADIĞI MANEVİ ZARAR HİÇBİR ZAMAN UĞRADIĞI MADDİ ZARARDAN DÜŞÜK OLAMAZ“ 
[ TEMEL MANEVİ ZARAR + TEMEL MADDİ ZARAR ]
 
GÜLTEKİN İKTİSADİ MANEVİ TAZMİNAT PRENSİBİ
 
Gültekin İktisadi ve Hukusal Tazminat Prensibini temel alarak yukarıda hesaplanmış olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin her bir bireye borçlu olduğu maddi tazminat tutarına manevi zararın da dahil edilmesiyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devletinin her bir bireye borcu minimum 57.434 $ x 2 = 114.868 $ olmaktadır.
 
 
Aslen her bir bireyin Türkiye Cumhuriyeti Devletinden talep edeceği manevi tazminat bedeli içinde yaşadığı koşullara göre değişiklik gösterecektir. Burada biz minimum standart ölçülerde manevi tazminatı maddi tazminata denk bir miktar olarak el almış olmakla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 78 Milyon kişiye ödemek zorunda olduğu daha düşük olamayacak bir değer olarak minimum maddi ve manevi borcu yada tazminatı belirledik.
 
 
1976-2016 yılları arasındaki 40 yıllık süreçdeki büyük bir çoğunluğu yolsuzluklardan kaynaklanan iktisadi ve sosyal nedenlerle ;
 
 
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Türkiye’de yaşayan her bir bireye ödemesi gereken toplam minimum (maddi ve manevi) tazminat bedeli 57.434 $ (Toplam Maddi Kayıp)  + 57.434 $ (Minimum Toplam Manevi Kayıp)  = 114.868 $‘dır.) 
 
 
1976-2016 yılları itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ;
 
TEK BİR BİREYE ÖDEMEKLE YÜKÜMLÜ OLDUĞU MEBLAĞ 114.868 $‘dır
24 ŞUBAT 2017 MERKEZ BANKASI $/TL PARITESİ 1 $= 3.6 TL
TL KARŞILIĞI = 114.868 X 3.6 = 414.000 TL
 
    2 Kişilik bir Aileye borcu 114.868 $ x 2 = 229.736 $  (   827.000,- TL)
    3 Kişilik bir Aileye borcu 114.868 $ x 3 = 344.604 $  (1.241.000,- TL)
    4 Kişilik bir Aileye borcu 114.868 $ x 4 = 459.472 $  (1.654.000,- TL)
 
* * * *
 
  KAMU SEKTÖRÜ KAPSAMINDA YOLSUZLUK SUÇLARI İŞLEYEN VE İŞTİRAK EDENLER
 
-1- T.C. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı
-2- Bayındırlık Bakanlığı/Ankara
-3- Enerji Bakanlığı/Balgat-Ankara
-4- Başbakanlık/Kızılay-Ankara
-5- Maliye Bakanlığı/Bakanlıklar-Ankara
-6- Adalet Bakanlığı/Kızılay-Ankara
-7- Türkiye Halk Bankası Genel Müdürlüğü/ Eskişehir yolu üzeri-Ankara
-8- Türkiye Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü/ Ulus-Ankara
-9- Kapatılan Emlak Bankası Genel Müdürlüğü (Ziraat Bankası ile birleştirildiğinden muhatabı bağlı olduğu
     Devlet Bakanlığı)/ Kızılay-Ankara
-10- Tedaş-Türkiye Elektrik Kurumu A.Ş. (Aktaş’ı devralan kamu kuruluşu)/ Ankara 
-11-Botaş/ Ankara
-12-Kültür ve Turizm Bakanlığı/Ankara
-13-Türkiye Büyük Millet Meclisi/Ankara
-14-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı/ Ankara (SSK Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu)

 

1)Türkiye Cumhuriyeti Devleti 15 özel banka sahiplerinin kendi bankalarındaki tüm mevduat ve parasal kaynakları çeşitli yasal ve yasadışı uygulamalarla, kendi şirketlerine, Türkiye dışında kurdukları kıyı bankalarına (Off-Shore Banks) ve oradan İsviçre bankalarına aktarmalarına olanak sağlamış Türk insanın haklarının ve mevduatlarının korunmasına yönelik yasalarda gerekli özeni göstermemiştir. Bu hileli yollarla iflas ettirilen bu söz konusu 15 bankanın Türk Ülkesi ve insanına verdiği zarar yaklaşık 47.000.000.000,- Amerikan Doları olduğu tespit edilmiştir. (Bakınız  AİHM’ne daha önceki dava dosyalarımızda gönderdiğimiz TC Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Kitapçığı) ilişikteki tazminat dosyası). Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
 
2)Türk kamu bankalarından Emlak Bankasının üst yönetimleri ve çalışanlarının görevlerini kötüye kullanmaları, değeri aldığı ipoteklerin çok üzerinde sağladığı teminat mektuplarıyla birçok kişi, şirket ve kuruluşların yurtdışındaki bankalardan yüksek meblağlarda kredi almalarına ve söz konusu kredi alan kişi, şirket ve kuruluşların aldığı kredilerin geri ödemesini yapmayıp adreslerini kaybettirmeleri neticesinde söz konusu dış kredilerin Emlak Bankasının öz kaynaklarından karşılanır duruma gelmesi ve Emlak Bankasının zarar etmesi ve T.C.. Hükümetinin söz konusu zararı IMF’den aldığı kredi ile kapatması dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti IMF’ye tekrar borçlanması ve tür insanına uygulanan vergilerde sürekli artışların uygulamaya konması, tüketim maddelerinde, akaryakıt ve benzeri maddelerde sürekli zamların yapılması nihayetinde yurtdışındaki ilgili bankaların baskıları neticesinde Emlak Bankasının kapatılması ve Türkiye Ziraat Bankası kapsamına alınması  Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
3)Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Ziraat Bankası yukarıdaki dördüncü maddede belirtilen şekilde ve binlerce hileli ve sahte işlemlerle kendi üst düzey yöneticileri de yapılan sahte işlemlerden parasal yasadışı menfaat sağlamak suretiyle zarara uğratılmış ve fatura yine Türk insanına çıkartılmıştır. Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
4)Türkiye Enerji Bakanlığında ayırımcılık (Discrimination) yapılmış ihaleler Bakanların yakınlarına ve en fazla rüşvet sağlayana verilmiştir. (Bakınız ilişikteki tazminat dosyası). Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
5)Türkiye Elektrik Kurumu (TEK), İstanbul Doğalgaz Dağıtım A.Ş. (İGDAŞ), Boruyla Taşıma A.Ş. (BOTAŞ-Ankara), Aktaş Elektrik Dağıtım A.Ş. (İstanbul) yapmış olduğu uygulamalarla ve şişirilmiş fiyatlar üzerinden ikili anlaşmalarla ya da elde etmiş oldukları kârları hanelerinde zarar gibi göstermek suretiyle ya da söz konusu kurumların iştigal konuları dışında sahte ihaleler düzenlemek suretiyle ya da ilgili kamu mercilerine ödemelerini yıllarca yapmamak suretiyle yerel ve siyasi parti yöneticilerine, ya da kendi üst yönetimine milyonlarca dolar menfaat sağlamışlardır. Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
6)Yukarıdaki açıklamlar kapsamında Türkiye Emlak Bankası, Türkiye Halk Bankası, Türkiye Ziraat Bankası zarara uğratılmış ve Sözkonusu bu bankaları zarara uğratan banka görevlileri bilindiği halde “Memuru Muhakemet Kanunu” nedeniyle (suç işlemiş bir kamu görevlisinin yargılanması bağlı olduğu amir ya da müdürünün iznine bağlıdır, ilgili amiri ya da müdürü izin vermediği müddetçe yargılanamaz hükmüne haiz bir kanundur) suç işleyen kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarında çalışan binlerce personelden göstermelik olarak sadece 5-6 kişi yargı önüne çıkarılmış ve basit cezalarla beraat etmişlerdir. Anayasaya göre hiç kimse yargı önünde hesap vermekten muaf tutulamaz ibaresi mevcuttur ve söz konusu bu durum anayasaya aykırı ne kadar fazla işlem yapıldığını göstermektedir. Ayırımcılık (Discrimination). Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
 
7)Asliye Hukuk Mahkemelerini ilgilendiren suç nevilerinde zaman aşımı süresi 5 yıldır, zaten 5 yıl süre dolduğu an söz konusu suç işlemiş kamu kurum ve bakanlık ve bankalarında çalışan kamu görevlileri tamamen yargıdan muaf hale gelmektedir.Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
8) Ağır Ceza Mahkemelerini ilgilendiren suçlarda ise zaman aşımı süresi 10-15-20 yıl vb’dir ve bu tür suçları işleyen şahıslar yurt dışına kaçmaktadır ve yurt dışında kaçak yaşadıkları süre zaman aşımı süresine dahil edilmektedir dolayısıyla bu tür bir yola tevessül edenler bu süreler yurtdışında yaşam sürmektedir yukarıdaki süreler sona erdiğinde hiçbir şey olmamış gibi serbestçe ülkeye giriş yapmaktadır (Selim Edes büyük çaplı yolsuzluktan gıyabi tutuklu - Amerika Birleşik Devletlerine kaçmıştır, Engin Civan Yolsuzluktan yargılandı Amerika Birleşik Devletlerine kaçmıştır, Ayşegül Tecimer tarihi eser kaçırmaktan tutuklanmış fakat İngiltere’ye kaçmıştır, Gülay Aslıtürk - Eski Şişli/İstanbul Belediye Başkanı Şişli Belediyesinde Trilyonlarca Liralık Yolsuzluk yapmış gıyabında İngiltere’ye kaçmıştır, Orhan Aslıtürk yüzlerce hayali ihracat yapmış, yüzlerce özel şirket, gümrük memurları, özel ve kamu bankaları görevlileriyle hileli yolsuzluklar yapmış ve İngiltere’ye kaçmıştır).Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
9) T.C. Devleti ve Hükümetleri ve İktidara ya da Yerel Yönetimlere gelen kişilerin uygulamaları ve kamu bankalarının parasal kaynaklarını kendi ve yakınlarının zimmetine geçirmesi neticesinde yukarıdaki uygulamalarından cesaret alan binlerce iş adamı vergisini ödememekte bu süreç içinde yeni vergi kaçırma yolları keşfedilmekte naylon(sahte fatura) düzenleyen ve işi sadece sahte fatura düzenlemek olan firmalar türemekte vergi ödemek istemeyen firmalar ve onların muhasebe işlerini yapan yeminli mali müşavirlik firmaları bu naylon fatura düzenleyen firmalarla işbirliği içinde istedikleri miktarda naylon fatura talep etmekte ve bu naylon faturalarla vergilerinden düşmektedirler bu yola başvuranlar içinde şu an görevde bulunan Maliye Bakanı da bulunmaktadır, firmalarında naylon fatura kullandığı tespit edilen fakat şu an milletvekili olması sıfatıyla dokunulmazlığa haiz bu Bakan bulaştığı işten kurtulmak için naylon fatura kullanan firmalar değil naylon fatura düzenleyen firmaları suç kapsamına alan kanun hazırlamış ve meclisten çıkarmıştır. Bütün bunlardan başka iktidara gelen siyasiler kendi firmaları vasıtasıyla da vergi kaçırdıklarından belirli yıllarda vergi affı çıkarmaktadır böylece öncelikle kendilerini ve diğer vergi kaçıranları kurtarmaktadırlar. Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
10) Tüm Türkiye Genelindeki Sosyal Sigortalar Kurumlarında (SSK) (Social Security Institutions) büyük yolsuzluklar yapılmakta yüzlerce firma SSK Kurumlarının baş hekimleri ve ihale komisyonlarıyla hileli anlaşmalar yapıp ilaçları rayiç bedellerinin çok üstünde fiyatlarla SSK’ya satmakta senelerdir yapılan yolsuzlukların miktarı milyonlarca doları bulmakta yine “memuru muhakemat kanunundan” yararlanan binlerce başhekim, kamu satın alma daireleri görevlileri yargılanamamakta ve yargılananlar ise delil yetersizliğinden ya da yasal boşluklardan yararlanıp beraat etmektedirler. Tüm bu işlemlerden kişi ve şirket hesaplarına geçen kazançlar yine hileli muhasebe işlemleriyle yasal hale getirilmekte ve belirli bir kesim kısa zamanda yüksek menfaatler elde ederken T.C. Devleti ve iktidarda bulunan siyasi irade çözümü yeni vergiler türetmek ve mevcut vergileri arttırmak ve tüketim mallarına zam yapmak ve yurtdışından yeni kredi arayışlarına başlamaktadır ve T.C. Devleti tekrar borçlandırılmaktadır. Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
11) Yukarıdaki 2nci Madde kapsamında özel bankalarını kasten iflas ettirmiş ve söz konusu bankaların mali kaynaklarını hileli ve yasadışı işlemlerle kendi zimmetlerine geçiren 15 banka sahiplerinin bu meblağların büyük bir bölümünü İsviçre Bankalarına kaçırmış olduğu ya da İngiltere ya da Amerika Birleşik Devletlerine kaçırmış olduğu bilinmektedir bu konuda aşağıda Milliyet Gazetesinde yazar ve araştırmacı Fikret Bila tarafından yayınlanan ve kamuoyuna duyurulan yazıda belirtilenlerle ilgili olarak Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesinde istemiş olduğumuz bilgiler tarafımıza gönderilmemiş müteakiben Adalet Bakanlığından bilgi istenmiş ve ilgili durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de bildirilmişitir. Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
12) “Emlakbank’ta Acı Fatura” alt başlıklı ve “Verdiği Her 100 Liralık TicariKredinin 47 Lirasını Batırmış” üst başlıklı basın yazısında Eski Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Dervişin açıklamalarına göre tasfiyesine karar verilen Emlakbank’ın Mart 2001 tarihi itibariyle 1 Katrilyon 292 trilyon lira ticari kredisi bulunduğunu ve bu miktarın 608 trilyon liralık kısmının geri dönmediğini bildirdiğini ve Ziraat Bankasının yurtiçi şubelerinden 31 Mart 2001 tarihi itibariyle toplam 11 bin 569 kişiye 382 trilyon 949 milyar lira ticari kredi kullandırıldığını bu miktarın 40 trilyon 983 milyar lirasının takip hesaplarından hala tasfiye edilmeye çalışıldığını belirtmektedir ve yine aynı yazıda şematik olarak Ziraat Bankası, Halk Bankası, Emlak Bankasının 1995,1996,1997,1998,1999,2000,2001 yıllarındaki görev zararlarının dökümü verilmektedir. Yine nihai kaybın tespit edildiği bildirilen diğer bir basın açıklamasında Emlak Bankasının bizleri maruz bıraktığı zarar 1 Katrilyon olarak belirtilmektedir (Bakınız ilişikteki basın haberleri) Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
13) 2002 itibariyle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun (BDDK) Kasım 2002 tarihli raporunda halkın parasını mevduat diye toplayıp sonrada kendi işleri için harcayan hortumcu diye tabir edilen banka ve bankacı ve banka patronlarının ülkeye vermiş olduğu zararın 34 Milyar 688 Milyon Dolar tutarında olduğunu tescillenmiştir. Ülke insanına, ticari hayatına, toplumsal hayatına, tecavüzkar söz konusu bu basının tabiriyle hortumcu diye adlandırılan banka, bankacı ve banka patronlarının dökümü ve ülkeye vermiş oldukları zarar tablo olarak işbu yazımızda tablo halinde gösterilmiştir. BDDK’nın 3 Nisan 2003 tarihli raporunda sözkonusu yolsuzluk tutarı 47 Milyar Dolar olarak revize edilmiştir. Bu uygulamaları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
14) Banka Mevduatlarını ve mali kaynaklarını hileli ve yasadışı işlemlerle kendi zimmetlerine geçiren 15 banka sahiplerinin bu meblağların büyük bir bölümünü İsviçre Bankalarına kaçırmış olduğu yada İngiltere yada Amerika Birleşik Devletlerine kaçırmış olduğu bilinmektedir bu sahtekarlıkları önlemek üzere T.C. Devleti ve Hükümeti gerekli özeni göstermemiştir.
 
 
Ülke Genelinde Sahip Oldukları Bankalarda 78 Milyon Halkın mevduatlarını Zimmetlerine geçiren /Yurt dışına kaçıran Banka Sahiplerinin Sebep Oldukları
Maddi Zararı Gösteren Tablo
 
 **** AİHM BAŞVURU OLAYLARA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR *****(DEVAM EDECEK)

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !