Tekinist Finansal Sistem ve Türkiye´deki Neoliberal Karadüzen 2.3.2019 15898 Kez Okundu

Tekinist Finansal Sistem ve Türkiye´deki Neoliberal Karadüzen
Tekin GÜLTEKİN
Tekin GÜLTEKİN

 

 

 

TEKİNİST FİNANSAL SİSTEM

TÜRKİYEDEKİ KAYITDIŞI/NEO-LİBERAL FİNANSALSİSTEM

 

Sosyal devlet ve işçi hakları ve sendikal haklara yönelik uygulamalar nedeniyle yeterince kâr edemeyen ve mutlu olamayan özellikle büyük sermayedarların yararına çalışan ve de arkasında küresel sermayenin büyük maddi desteği ile devinen, ekonominin devlet işlerinden ayrılmasını ve piyasayı özel teşebbüsün /rekabetin yönetmesi, dengelenmemiş bütçe, serbest piyasa kapitalizmini ve serbest ticaret, devletin sadece herhangi bir kriz anında acil ve keskin müdahaleler yapmasını, bunun dışında piyasadan tamamen çekilmesini, kişisel hürriyet ve açık piyasalar en geniş kitleler için en büyük faydayı sağlar”, “çevre sorunlarını ve sosyal felaketleri hiçe sayarak piyasa dengelerine güvenilmesi gerekir” anlayışını savunan, sosyal reformlar için kanunların kullanımına karşı çıkan, üç temel amacı ; mal ve hizmetlerin (1) ve sermayenin (2) tüm dünya çapında serbestçe dolaşması ve pazarın genişletilmesi için küresel kapitalizme entegre olmayan yapı ve blokların dağıtılarak yatırım özgürlüğünün (3) tüm dünyada sağlanması şeklinde özetleyebileceğimiz Neo-Liberal Ekonomik Sistemin ciddi bir kriz içine girdiği herkesçe malumdur.

 

Neo-Liberal Parasal Teorinin 1980’li yıllardan günümüze değin uygulamaları neticesinde orta ve alt sınıfların ulusal gelir dağılımından aldıkları pay doğal olarak anormal bir şekilde düşmüş, hatta insan haklarının korunumunda önder konumdaki ülkelerden sözgelimi Almanya’da 20 yıldır, Amerika Birleşik Devletlerinde 40 yıldır işçilik ücretleri reel bazda değil artmak azalmış durumdadır. Türkiye de ise işçilik ücretleri ise son 20 yıl’da özellikle inşaat sektöründeki yatırımların zirveye ulaşması neticesinde pozitif bir yükseliş içindeyken 2018 yılının Haziran ayında Dolarda meydana gelen ani yükseliş neticesinde İnşaat ve diğer sektörlerdeki daralma neticesinde kayda değer bir düşüş göstermeye başlamıştır.

 

 

 

 

Fakat bilindiği üzere Türkiye IMF’ye olan borcunu 2000’li yılların başında sıfırlamakla birlikte farklı küresel fonlardan başka ülkelerin parasıyla sürekli borçlanmıştır, doğal olarak bu süreç son 20 yılın tüfe ve tefe fiyat endekslerinden de görüleceği üzere ve fakat halk’tan gizlenmeye çalışılan oldukça yüksek bir enflasyona maruz kalınmasıyla işlemektedir. Diğer taraftan İktidardaki İslami Eğilimli AKP Hükümetinin Faizin İslam Dinine göre haram olduğu hükmü çerçevesinde uyguladığı politikalar çerçevesinde mevduat faizlerinin sözkonusu maruz kalınan enflasyona bağlı olarak yükselişi engellenmiştir.

 

Yıllık Ekonomik Büyüme Hızı, Enflasyon ve Faiz Oranları arasında ilişki her zaman ekonomistlerin ana değerlendirme konularından biridir. Şöyle ki,  eğer enflasyon ve faiz oranları ekonominin büyüme hızının altında ise devlet göreceli olarak borçlanabilir ve bu dış borçlanma ülkenin ekonomisini doğal olarak sarsmayacaktır, çünkü ekonomik büyüme hızına bağlı olarak ulusal gelirin artmakta olduğu varsayılır ve endeksler de bunu doğrular olacaktır.

 

Ancak Resmi Makamlar İktidarın baskısıyla Ekonomik Büyüme Hızı Oranlarını manipüle ederlerse olduğundan yüksek göstermeye kalkışırlarsa,  gerek alınan dış borçların gerekse kamu gelirlerinin kullanıldığı alanlar saklanırsa ve kamuoyundan gizlenirse bu durumda ekonomik büyümeyle ilgili gerçek verilere ulaşmak mümkün olmayacaktır ve kayıtdışı bir süreç sözkonusu olacaktır ki Türkiye’deki süreç tam bu şekilde işlemektedir. Bu tür bir Süreç “ Çağdaş Ekonomi Modeli Tekinizm ‘e göre ‘Ya Batarız Ya Çıkarız’ mantığıdır ve Üretkenlik Artışı sözkonusu resmi kayıtdışı parasal fonların gizlenen ve denetimden muaf tutulan kullanıcılarının inisiyatifine bırakılmış olmaktadır.

 

Türkiye gibi ne idüğü belirsiz bir ülkede yatırımlar genellikle İktidardaki Siyasi Parti Başkanları, Başkan Yardımcıları, Yandaşları, Müteahhitleri, İşverenleri tarafından kamu gelirleri ve alınan dış krediler yasa dışı yollarla zimmete geçirilerek ve sözkonusu bu yasadışı zimmete geçirilen devasa parasal fonlardan iktidardaki siyasi partinin il ve ilçe başkanları, belediye başkanları, Belediye Meclis Üyeleri, TOKİ, BDDK, TMSF, BOTAŞ, İGDAŞ, HAZİNE VE DIŞ TİCARET vb Kamu Kurum Yöneticileri ile Üst Düzey Yöneticilerine, Belediye İmar Müdürlüğü, Yapı Kontrol Müdürlüğü, Arşiv Dairesi,  Fen İşleri Müdürlüğü, Zabıta Müdürlüğü,  Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi Başkan ve Üyeleri, Valilere de açıktan rüşvet kabilinden sus payı olarak onların gönüllerini hoş edecek meblağlar/mülkler vb verilmek suretiyle ve tabi ki aslan payını tepedeki şahıs (Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar ya da onların 1nci derecedeki Yakınları) almak suretiyle gerçekleşmektedir. Burada belirttiğimiz kamu kurum ve kuruluşlarının yönetici ve üst düzey çalışanlarını dolayısıyla “Ayrıcalıklı/İmtiyazlı/Rüçhan Haklı Bir Zümre Olarak” değerlendirmemiz sanırım yanlış olmayacaktır.

 

Bu bağlamda Türkiye’de kayıtdışı yatırımlar – [ Gerçi biz Tekin Gültekin olarak “Bu Ülkeye konulan ‘Türkiye‘ adından hoşlanmamaktayız ve bu ismin değiştirilmesinden yanayız ve kesinlikle de değiştireceğiz] – her nekadar mali canlandırmaya katkı sağlayacak olsa bile kısa vadede fizibil olmaktan çıkmaktadır ve ekonomik büyümeye de katkısı eğer olacaksa mantıksal olarak değerlendirdiğimizde kat’i değil tesadüfidir, dahası ekonomik büyümeye de katkısı doğal olarak planlanan ya da iktisadi olarak beklenenden daha uzun sürecek bir zaman dilimini gerektirecektir.

 

Yukarıda sözünü ettiğimiz şekilde işleyen iktisadi bir mekanizma kapsamında o ülkenin sürekli cari açık ve bütçe açığı vermesi %100’e yakın bir olasılıkla kesindir. Türkiye’de son 50 yıldır sürdürülmekte olan bu Kayıt dışı ekonomik modelde görüleceği üzere merkez Bankasının parasal tabanı kontrol ederek ekonomiyi denge haline getirmesi ya da kontrol etmeyerek ekonomiyi serbest dalgalanmaya bırakması ya da Devletin ekonomiye asgari ya da göreceli müdahalesi ya da hiç müdahale etmemesi, bütçenin daraltılması ya da genişletilmesi bilimsel açıdan anlamlarını ve işlevlerini yitirmektedir ve ortaya çıkan tablo tam bir kara düzeni işaret etmektedir. Böyle bir kara düzen sistem hem İslami hem de Evrensel Anlayışa aykırıdır ve de  Çağdaş Dünyanın Gelişmiş Ülkelerinde o ülkelerin iktisadi ve bağlantılı bilim dallarındaki yetkin beyinlerince bu tür bir kara düzenin zerresine izin verilmez.

 

Yukarıda sözünü ettiğimiz üzere gayri nizami siyaseten açık veren bütçenin reel olarak denkleştirilmesi için iktidardaki siyasi parti hükümetinin başvuracağı yüzlerce yol ve yöntem mevcuttur. Hazine Arazilerini Satışa Çıkarabilir, Ormanlık Alanların Kullanım dışı bölümlerini İmara Açabilir ve satışa çıkarabilir, Yabancı Ülke Vatandaşlarına ve Yatırımcılara ülke arazilerini düşük fiyatlardan satabilir, ülke vatandaşlığına geçmek isteyen yabancılar için bir çok kolaylıklar sağlayabilir, Bedelli İmar Affı getirerek kaçak yapıların sahiplerinden yapılandırma yapmak suretiyle ya da defaten tahsilat gerçekleştirebilir, halihazırda 300’de fazla işlem üzerinden aldığı vergilerin meblağını yükseltebilir, çeşidini arttırabilir, diğer bir deyişle yeni vergiler çıkarabilir, KDV oranlarını yükseltebilir, halkın elinde bulunan yastıkaltı altınlarını bankalara kanalize ederek parasal işlem hacmini arttırabilir, elektrik, su, doğalgaz abonelik ve kullanım bedellerini arttırabilir ve okuma bedeli, dağıtım bedeli, hizmet bedeli, yatırım bedeli, yatırım sonrası maliyetler bedeli, mili birlik beraberlik bedeli gibi ekstra bedeller tahakkuk ettirebilir, kamu fabrika ve işletmelerini gerek yurt içindeki gerekse yabancı alıcılara satabilir, Telekom gibi iletişim İşletmesini 20 ya da daha fazla yıl için tamamını ya da bir kısmı yabancılara devredebilir, kamu maaşlarında yıllık artışları düşürebilir ya da hiç arttırmayabilir, belediyelerin gelirlerine ortak olabilir ve benzeri daha aklımıza gelmeyen usuller icat edebilir.

 

 

 

 

Görüleceği üzere Türkiye’de uygulanmakta olan Karadüzen Ekonomi Darboğaza girdiği anlarda bozulan mali yapı ve dengelerin tekrar işler hale getirilmesi Hükümet ve Devlet açısından o kadar da zor işlem gibi görünmemektedir. Ancak bu sözkonusu Karadüzen mekanizmasında alt ve orta sınıfın üzerine ve eğer dahası eğer anti tröst yasalarına riayet edilmiyor, tekelleşmeye de doğal olarak izin veriliyorsa bu durumda küçük ve orta ölçekli ve hatta bazı büyük ölçekli fabrika ve işletmelerin de üzerine büyük yük binmektedir. Son 50 yıldır sözünü ettiğimiz bu resmi olarak yürürlükte olan kayıtdışı karadüzen ekonomik sistem nedeniyle alt ve orta sınıflarda kitlesel olarak ticari firma, işletme, atölye ve fabrika sahipleri ve hissedarlarında kısmi olarak maddi ve manevi zararlar meydana gelmiştir.

 

Sonuç olarak Neo-Liberal diye adlandırılan Kayıtdışı Resmi Karadüzen İktisadi Sistem’de ülke genelinde Yüksek Frekanslı Şoklamalara sebep olur maddi ve manevi zarar gören ve yaşam standartları kötüleşen alt ve orta gelirli sınıfların bu maddi ve manevi zararlarını telafi edecekleri bir imkanları bulunmamaktadır, her nekadar hukuki yollara başvurabilme hakları mevcut olsa dahi büyük bir çoğunluğu bu yola başvuracak bilgiye ve de mali güce haiz değildir ya da başvursalar dahi yargı süreci çok uzun yılları alacağından doğal olarak bir sonuç alamayacaklarını ve daha da zarara girecekleri gibi bir önyargıya sahiptirler.

 

Neo-Liberal Kayıt Dışı Resmi Kara-Düzen İktisadi Sisteminde Negatif Şoklara Maruz Kalan küçük orta ölçekli ticari firma, atölye, işletme, ya da göreceli olarak orta ya da daha büyük fabrika sahipleri alt ve orta gelirli çalışan sınıfa göre kısmen daha fazla imkan ve beceriye sahiptir, söz gelimi bir çok holdingin yaptığı gibi ihracat yaparak, ya da yurt dışına ihracat miktarını arttırarak, ya da müteahhitse yurtdışına, özellikle Arap ülkeleri vatandaşlarına konut satışlarını arttırarak ya da sanayiciyse Çin’den daha ucuz maliyetli mekanik ve elektronik parça ve aksamlar ithal ederek, ya da Afrika, Avrupa ve Asya kıtasında şube /satış mağazası/ imalathane/ fabrika kurarak ya da bayilikler vererek sıyrılmayı başarabilmişlerdir.

 

Diğer taraftan sözkonusu bu şoklarla zorluklara maruz kalan alt ve orta gelirli sınıflar içinden bireysel başarılara/ keşiflere/ faydalı sistem ve modellere imza atabilecek dahi/ üstün zekalı bireylerin de çıkması büyük bir olasılıktır. Bu da Neo-Liberal Kayıt Dışı Resmi Kara-Düzen İktisadi Sistemin Eşsiz Olumlu Yanıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Andrew W. Lo is the Charles E. and Susan T. Harris Professor of Finance, and the Diretor of the Laboratory for Financial Engineering at the MIT Sloan School of Management. A former governor of the Boston Stock Exchange, he is currently a member of the Consortium for Systemic Risk Analytics Academic Advisory Board, the OFR Financial Research Advisory Committee, and the New York Federal Reserve Board’s Financial Advisory Roundtable.

 

 

Andrew W. Lo, Charles E. ve Susan T. Harris finans profesörü ve MIT Sloan Yönetim Okulu´nda finansal Mühendislik Laboratuvarı Direktörü. Boston Borsası´nın eski Başkanı, şu anda sistemik Risk Analizi akademik Danışma Kurulu, OFR finansal araştırma Danışma Kurulu ve New York Federal Rezerv Kurulu finansal Danışma Yuvarlak Masa Konsorsiyum üyesidir.

 

 

http://piirs.princeton.edu/event/financial-systems-20-new-approaches-measuring-and-managing-systemic-risk

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

New York is quietly working to prevent a major cyber attack that could bring down the financial system
 

New York, finansal sistemi çökertebilecek büyük bir siber saldırıyı önlemek için sessizce çalışıyor

 

 

https://amp.businessinsider.com/new-york-cybersecurity-regulations-protect-wall-street-2018-2

 

 

 

 

 

 

 

 

https://vision.org.au/radio/news/interest-rates-stay-on-hold/

 

 

 

 

 

Sizde Görüşlerinizi Bildirin

Yorumlar

Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı !